Fetva Meclisi
Soru
Arkadaşım yaklaşık 4 aylık hamile. Fakat hamileliğinden dolayı tansiyonu epey düşük oluyor; yaklaşık 120/80 olması gerekirken, arkadaşımın tansiyonu 85/45 oluyor. Kendisi ramazanda orucunu tutmak istiyor. Avrupa’da yaşıyoruz ve buradaki doktorlara bu konuyu danışma gereği hissetmiyor. Hemen hemen tüm doktorlar hamile bir bayanın hiç mi hiç oruç tutmaması gerektiğini söylüyorlar. Kendisi birkaç gün deneyip eğer ki bünyesi kaldırırsa devam edip tüm ramazan ayını oruçlu geçirmek istiyor. Fakat olur ya bünyesi kaldırmaz ve rahatsızlanırsa orucunu bozduğu vakit kefaret mi gerekir, yoksa sadece kaza etmesi yeterli midir?
Cevap
Benzer fetvalar
Hamile bir bayanın oruç tutmaması, orucunu kazaya bırakması demektir. Bunun dinen bir sakıncası yoktur. Ancak şöyle bir durum vardır: Oruç bırakmaya ruhsat veren şey, hamilelik değildir. Hamileliğin vereceği yük ve ağırlıktan ötürü zorluk çekmedir ruhsat nedeni. Eğer bu zorluk sizin için varsa çok rahat orucunuzu erteleyebilirsiniz. Doğumunuz berekete vesile olsun.
Anneliğiniz mübarek olsun. Çocuğunuzu da şimdiden, Meryem'in annesi gibi Allah'a adayın ama bu adama fiilen olsun, sözle Allah'a fiilen ise markalara adanmış bir çocuk olmasın. Size de yavrunuza da Allah sıhhat ve afiyet versin. Eğer sizin hamileliğinizi izleyen doktorunuz size orucu sakıncalı bulursa tutmayabilirsiniz. İyileştikten sonra tutamadıklarınızı kaza edersiniz. Tıpkı aybaşı günlerinizdeki gibi yaparsınız.
Selamünaleyküm. İnşaallah keffaret gerekmez diye düşünürüz. O günü kaza etmeyi ihmal etmeyin. Allah afiyetinizi daim etsin.
Hamile bir kadın baş ağrısı, mide bulantısı, aşırı halsizlik, görme zafiyeti ve çocuk için risk gibi nedenlerle oruç tutmayabilir. Tutamadığı gün kadarını da daha sonra kaza eder. Sadece tutamadığınız günleri kaza edin. Allah size ve yavrunuza sıhhat versin.
Ramazan günü öğlen ezanına on dakika kalana kadar niyet etmeniz caizdir. Bu süre içinde oruca zarar verecek bir yeme içme ve benzeri şeyler yapmadı iseniz oruçlu olmuş oldunuz.
Selamünaleyküm. Oruca eşiniz kendisi kararı verebilir. Sekiz aylık hamile bile oruç tutabilir. Gün ortası baygınlık olursa orucunu bozar veya ertesi gün tutmaz.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Allah Teâlâ sizi razı olacağı hayata muvaffak kılsın, razı olmayacağı işlerden muhafaza buyursun. İnsana hizmet eden meslekler arasında tıbbın yeri elbette farklıdır. Birilerinin parası veya şöhreti sebebi ile doktor olmayı istemesi bizim ölçümüz olamaz. Biz Rabbimizin rızasını esas alarak yaşamaya mecburuz. Rabbimizin rızası için de namaz kıldığımız gibi işimizin de mübarek ve gerekli bir iş olmasını isteriz. Böyle bakmalı, böyle düşünmeliyiz. - 'En iyi doktor' ifadesi ile şunu kastediyoruz: Fakültede iken notları iyi, uzmanlıkta iken pratiği iyi, diplomasını alınca da ibadet heyecanı ile çalışan doktor. Para da kazanan ama insanlığını unutmayan, kibirlenmeyen, merhametli, vaktinin değerini bilen, ilimi gelişmeleri takip eden.. En iyi doktor derken bunu istiyoruz.
Şöyle anlayabilirsiniz: Kıyametten önce bütün dünya üzerinde bir İslam hâkimiyeti olacaktır. Hilafet yeniden ihya olacaktır. Bu ise sonsuz olmayacak. Bozulmadan sonra ise kıyamet kopacaktır.
-Şöyle bir planlama ile yaşamaya çalış: 1-Mü'min olduğunu unutma; iman senin için bir dava olsun. Kaybetmeyeceğin yegâne değerin imanın olmalı, ona yatırım yap. Hayatını ona göre belirle, işini ona göre tanzim et. 2-Haramlardan kaçın. Her haramı imanına salınmış bir kurtçuk gibi görmelisin. Haramlar senin içinde iken senin kendini iyi mü'min yapman da zorlaşacak demektir. 3- Allah'ın farzlarını eksiksiz yerine getirmeye çalış. 4- İnsanî görevlerini ihmal etme. Anne baban başta olmak üzere diğer insanlara karşı vazifelerin, hakların ve sorumlulukların açısından görevin olarak önünde olmalıdır. 5- Sağlığını önemli bir emanet olarak bil ve koru. 6- Sünnetler üzerinden genişleyebildiğin kadar dinde genişlemeye gayret et. Bu bölümden biri olarak ilmi faaliyetlerde bulun, oku, öğren, dinle. 7- Mü'minler arasından seçilmiş kardeşlerin bulunsun. Onların kıymetini bil, senin kıymetini bilmelerini sağla. Beraber olmakla zevk aldığın, iman ve heyecanının arttığı kardeş grubun olmadıkça lezzetli bir iman yaşayamazsın, iyi bil bunu.
Bu zamanda kimin ne söylediğini önemsememize gerek yoktur. Bu ümmet, asırlar süren büyük bir çalışma ile dinini korumuştur. Din olarak koruduğu şeylerden biri de hadislerdir. Hadisler hakkında şu ilkeleri zikredebiliriz: a- Yüzde yüz doğru bilgiye bizim literatürümüzde TEVATÜR/MÜTEVATİR denmektedir. b- Tek mütevatir bilgi Kur'an'ımızdır. c- Hadisler de dahil olmak üzere hiçbir bilgi mütevatir değildir. d- Hadislerin içinde mütevatir olmaya en yakın hadisler SAHİH/HASEN hadisler olarak tespit edilmiştir. e- Sahih hadislerin sahihlik oranı da farklı olabilir. Daha sahih olan, sahih olan denebilir. Ancak sahih hadislerin sahihlik oranı hakkında net bir rakam vermek mesela % 60 demek abes bir iddia olur. Mütevatir değil ama mesela 60 da değildir. Bizim için mühim olan şudur: Bizden önceki dinimizi bize aktaran ilim adamlarının itibarı bizi bağlamalıdır. f- Hadislerle bu irdeleyici mantık üzerinden ilgilenmeyi bir fitne görürüz. Evet, her irdeleyenin kalbinde fitne bulunduğunu söylemeyiz ama irdeleyicilerin önemli bir bölümünün Peygamber aleyhisselamı kaldırıp yerine kendi zevk ve menfaatlerini yerleştirmeyi istediklerini söylememizde sakınca yoktur.
Zikrettiğiniz mesajı silin ve unutun. Mü'minlerin öyle isnatsız şeylerle ilgilenmeye vakti olmamalıdır.
Kalbe iman ve salih amel konmasından başka her şey boş, kuru bir teselli, şirin bir avuntu.