Fetva Meclisi
Soru
Hocam haramları severek bundan rahatsızlık duymayarak yapanın imanı var mıdır? Yani bir kişi namaz kılıyor, sevgilisi de var ama bundan rahatsız değil ya da bırakmak için çabası yoksa ibadetleri kabul olur mu? O ayrı o ayrı deniyor ama mesela o kadar çaba veriyoruz ki bu düşünce bizi yıldırıyor. Namaz kılmakta çok şükür zaten sıkıntı yok ama haramlara karşı tavrımız ne olmalı?
Cevap
Benzer fetvalar
Evet, haram yiyen biri olmak ağır bir günah sahibi olmak demektir. Bu ağırlığın altında ibadetler de eziliyordur ama haram yediği için mesela namazlar da boşa gidiyor demeyiz. Haramlar helali silip süpürecek boyuta gelmedikçe gel git boyutunda devam ediyoruz demektir. Hedefimiz sıfır haram ile yaşayan mü'min olmak olmalıdır. Düşmeler olduğunda ise hemen tevbeye koşmalıyız.
Sevgili kardeşim, sadece bu düşüncede olmak bile Allah’ın izni ile imanın korunması için bir artıdır. Kişinin imanının elinden gitmesi korkusuyla yaşaması başlı başına bir seviyedir. Her şeyden önce bu endişeniz canlı kalmalı ve kendinizi bir an bile olsa garanti görmemeyi sürdürmelisiniz. Bununla birlikte size, hepimize maddeler halinde bir liste hazırlayacak olursak şunları söyleyebiliriz: İslam, birliktelik dinidir. Yalnız başına kalmak, başlı başına bir afettir. Eksik ve kusurlara rağmen her zaman bir topluluk ile beraber olmak tercih edilmelidir. İnsan kendi başına yeterli olamaz. Her daim istişare edilecek, hayatın zorlukları ve güzellikleri karşısında danışılacak, tecrübeli yaşça ve ilimce büyüklerden oluşan bir kadronun tavsiyeleri ile yol almak hepimiz için vazgeçilmez olmalıdır. Haramlara bulaşmamak değil, haramlara yaklaşmamak temel esas olmalıdır. Zira imanın etrafında cirit atan şeytan bu noktalardan sokulmayı öncelemektedir. Benzer şekilde şüpheli konuları da uzak kalma eylemiyle değerlendirmek gerekir. Dine ait olmayan ama din diye sanılan "bidat" fiil ve düşüncelerden kaçmak imanın korunmasının en temel şartlarındandır. İmanın önünde destek olarak duran ilk başlıklarımızdan biri de ibadetlerdir. Farz olan namaz, anne babaya iyilikle muamele etmek gibi görevlerimiz ihmal edilmemelidir. Hatta bunların üst perdeden yapılması gevşetilmesinin önüne geçmektedir. Mesela; namazların camide cemaatle kılınması, camisiz cemaatle kılınmasına tercih edilmelidir. Bu olamıyorsa camisiz cemaatle kılmak, yalnız başına kılmaya öncelenmelidir. Bu da olamıyorsa vaktinde tek kılmak, gecikmiş tek kılmaya tercih edilmelidir.
Siz, bir hususu merak edip araştırdığınızda bunu cevabına iman etmeniz gereken birinden öğrendi iseniz kesinlikle risk alırsınız itiraz ederek. Mesela internetten bir cevap öğrendi iseniz buna şüphe etmenizde bir sakınca olmaz.
Siz Müslüman bir çevre ile dininizi yaşamaya bakın. Namazı hiç bırakmadan kılın. Gerisi zamanla kendiliğinden gelecektir ama acele etmeyin.
Selamünaleyküm. Siz bu meselede kendinizi Allah'ın imtihanı karşısında şeytanın tuzakları ile başbaşa kalınca ne yapacağınız konusunda değerlendirin. Öyle durumlarda günah olduğunu bildiğiniz bir işten geri duramıyorsanız ne zaman ve nerede duracaksınız? Mü'min, fren sistemi olmayan bir araca binmez. Kedinizi toparlayıp mü'mince düşünmeye gayret etmelisiniz. Allah yardımcınız olsun.
Selamünaleyküm. Dinin herkesçe bilinmesi gereken temel konularında bilmemek özür sayılmaz. Mesela namazın önemini bilmemek ancak hiçbir İslam emaresi bulunmayan yabancı ortamlarda özür olabilir. Ezan okunan yerlerde herkes dininin en temel ilkelerini bilmeye mecburdur. Bu husustaki cahillikten din üzerinden maaş alan ama insanlara dini tebliğ etmeyen kitle en başta mesuldür.
dinden çıkmak konusundaki diğer fetvalar
Dinimizin hayatı tanzim eden hükümlerine ŞERİAT denmektedir. Bunu kastederek şeriata karşı olduğunu söyleyen birinin dini İslam değildir şüphesiz. Lakin insanlar, neyi neden söylediklerini bilmeden konuşmaktadırlar. Bu sebeple mümkün olduğu kadar kasıtlarının öyle olmadığını düşünmeye çalışmalıyız. Mümkün olduğu kadar da bu konuları tartışmayınız. Her tartışma şeytanın işini biraz daha kolaylaştırmaktadır.
Bu sözde kişinin sevdiğine sevgisini abartarak anlatma vardır. Allah Teâlâ'ya karşı imanı zarara uğratacak bir saygısızlık yoktur. Bu nedenle bunu söyleyenin dinden çıkacağı iddia edilemez. Yalnız şunu da bilmeliyiz: Mümin, içinde Allah geçen sözcükleri kullanırken çok dikkat etmelidir. Mesela bu söz, kullanılmasa daha iyi olur.
Gözü olmayanın kulağı da olmasa olur denebilir mi? Namaz dinimizin bir direği zekât öbür direğidir. Bu tür münakaşalar dinden daha fazla soğuma nedenimiz olur. Allah muhafaza buyursun. Evet, namazı hiç kabul etmediği için kâfir olup dinden çıkanın zekât vermesine gerek yoktur. Çünkü zekât Müslüman olana emredilmiştir, namazı inkâr eden ise Müslüman değildir. Tembelliğinden dolayı namaz kılmayan ise hâlâ Müslümandır, bari zekât sorumluluğundan kurtulmaya bakmalıdır.
Allah Teâlâ aklımızı ve dinimizi korusun. Ne büyük bir musibet bu. Bir insana veya insanlara kızıp intikamını dininden alır mı bir insan! Maazallah büyük bir cahillik, çok büyük! “Ben Müslüman değilim” şeklindeki bir söz, başka türlü yorumlanamayacak kadar açık bir dinden çıkma sözüdür. Ama sonra tevbe etmek veya hemen ardından namaza durmak gibi dönüş söz konusu değilse sözün sahibi dinden çıkmıştır. Dinden çıkanın karısı eşinden ayrılmış olur yani nikâhları düşer. Eğer karı koca olmadan önce böyle bir şey oldu ise yani nikâhları var ama karı koca olmamışlar ise ayrılık tamamen gerçekleşmiş olur. Erkek tekrar Müslüman olursa yeni bir nikâhla bir araya gelebilirler. Karı koca olduktan sonra dinden çıkma söz konusu ise kadın iddet beklemeye başlar. İddet üç aybaşı dönemi demektir. Üçüncü aybaşı bittiğinde kocası dine dönmedi ise nikâh tamamen bitmiş demektir. İddet içinde iken İslam’a geri dönse yani tevbe etse nikâhları devam ediyor olacaktı. İddetten sonra ise ancak tekrar Müslüman olmak şartı ile yeni bir nikâh ile bir araya gelebilirler.
ŞERİAT tam anlamı ile İslam yani Allah'ın dininin pratik bölümü demektir. Bir müminin Allah'a iman ettiğini söyledikten sonra Allah'ın kulları için gönderdiği dininin şeriatını kabul etmemesi akılla yorumlanabilecek bir durum değildir. Dolayısıyla İslam'a karşı çıkan yani reddeden ne ise İslam'ın hayatı düzenleyen pratiği olan şeriatı bilerek ve anlayarak reddeden de o olmalıdır. Bir insanın ne dediğini fark ederek “Ben Şeriat'ı kabul etmiyorum.” demesi veya bu anlamı net olarak çağrıştıran bir söz söylemesi dinden çıkmasıdır. Bunun tartışılacak bir boyutu da yoktur. Bu kuralı Ebu Hanife rahmetullahi aleyhin koyması da gerekmiyor; aklımız var düşünüyoruz, gözümüz var görüyoruz.
Bir günah küçük günahlardan bile olsa ona ısrar edilmesi onu büyük günah durumuna getirir ve sahibini helak edebilir. Bu anlamda bir sözü yanlış aktarmışlar. Günahın işlenmesinde ısrar edilmesi ve günahın gitgide büyümesi başka şey, günah işlemekle dinden çıkmak başka şeydir. Doğru anlaşılmalıdır mesele.