Fetva Meclisi
Soru
Hocam kocam, bazı siyasetçilere kızıp “ben Müslüman değilim” diyor. Bunu da çok defalar söyledi. Ben onun karısı mıyım şimdi, ne yapayım?
Cevap
Benzer fetvalar
a- İslam dinine sövenin durumu şu şekildedir: Bizzat İslam dinine sövmüş ise o kişi İslam’dan çıkmış olur. Bu durumun ciddi veya şaka olması hükmü değiştirmez. Sövdüğü İslam değil de karşısındakinin “dindarlığı, ahlâkı vb.” ise ve özellikle de İslam dinini bizzat kastetmedi ise dinden çıkmış sayılmaz ama büyük bir günah işlemiş olur. b- Müslüman iken bir sebeple dinden çıkana MÜRTED denir. Mürted olanın varsa nikâhı düşer. c- Mürted olan bir erkeğin nikâhlı eşi o andan itibaren iddet beklemeye başlar. Bazı âlimlere göre iddet bitmeden tevbe eder ve dinine geri dönerse nikâh devam eder. İddet bittiği hâlde tevbe etmedi ise nikâh düşer. Kadının onunla nikâh bağı kalmaz. İddet bittikten sonra tevbe ederse kadın ona yeni bir nikâhla dönüp dönmemekte serbest olur. d- Böyle bir sebeple dinden çıkan bir mürtedin tevbesi için şu şartlar aranır: - Kelime-i şehadet getirecek. - Tevbesinde ihlaslı olacak. - Yaptığına pişman olacak. - Ortadaki günahı terk etmiş olacak. - Tekrar yapmamaya kararlı olacak. - Tevbe için vakit geçmiş olmayacak (ölüm anında olmayacak). - İşlediği cürüm aleni idiyse tevbesi de aleni olacak.
Belirttiğiniz büyük günahı yani Allah’a küfretmeyi yapan bir insan dinden çıkmış olur. Eşi ile nikâhları da o anda biter. Eşinin iddet bekleme süresi (üç hayız dönemi) geçene kadar tekrar tevbe edip iman ederse yeni bir nikâha gerek kalmadan bir araya gelebilirler. Bu süre içinde tevbe etmezse iddet bitimi ile beraber nikâh da sonsuza kadar bitmiş olur. Yıllar geçse de durum böyledir. Daha sonra ne zaman tevbe eder ve yeniden evlenmek isterlerse iki şart önemlidir: a- İman ve tevbe gerçekleşmiş olacak. b- İlk evlilik gibi yeniden nikâh yapacaklar. Bu hükmü bu şekilde bilmeden dinden çıktığı hâlde karı koca olmaya devam ettikleri günler varsa, onun için Allah’a istiğfar edecekler. Ayrıca yapılacak bir iş yoktur.
Mesele şöyledir: Müslüman bir kadın hiçbir şekilde hiçbir MÜSLÜMAN OLMAYANIN eşi olamaz. Müslüman değil iken evli olduğu Müslüman olmayan erkeğin nikâhı kadın Müslüman olduğu an düşer. Eğer henüz ilişkiye girmeden Müslüman olursa kökten ayrılmış sayılırlar. İlişkiden ve belli bir beraberlikten sonra ise Müslüman olması yine ayrılık olur ama bu sefer kadın üç aybaşı geçirecek kadar iddet bekler. Bu iddet süresince eşi de Müslüman olursa bir araya gelmelerinde sakınca olmaz. İddet bittiği hâlde erkek Müslüman olmazsa kadın sonsuza kadar eski kocasından ayrı kalmış demektir. Bu kural bizzat Kur'an’ımızda zikredilen bir kuraldır. Dolayısıyla hiçbir şekilde bir içtihatla değiştirilip esnetilemez. Bunu kabul etmeyen kadın dini inkâr etmiş olur. Kabul ettiği hâlde eski eşinin yanında kalmaya devam ederse bu durum da bir zina durumudur. Biz dinimizin kurallarını birileri dinimizi beğenecek veya beğenmeyecek üzerinden düşünemeyiz. Böyle düşünecek yerde, bu durum erkeklerin de Müslüman olmasına sebep olduğunu düşünsek daha iyi olmaz mı?
Sizi boşamış bir Müslüman ile tekrar evlenebilmeniz için şart olan, bir başka erkekle nikâhlanıp cinsel ilişki yapmış olmanızdır. Eğer ikinci kişi de sizi boşarsa onun boşamasından üç ay sonra birinci eşinize yeni bir nikâhla dönebilirsiniz. Bunun dinen bir sakıncası yoktur. Yalnız ne kadar doğru bir iş yapmış olacağınızı siz belirleyeceksiniz.
Allah muhafaza buyursun, dinden çıkmayı gerektirecek bir iş yapanın nikâhı da anında biter. Eğer kadının iddeti bitmeden tevbe edip iman ederse biiznillah nikâh da devam eder. İddet bittikten sonra olursa yeniden akit yapmak gerekir.
Eşinden boşanmış olan bir kadının iki durumu vardır. Birincisi, boşanmanın tek talakla gerçekleşmiş olmasıdır. Tek talakla gerçekleşen boşanmadan sonra yeni bir nikâhla eski eşine dönmesi mümkündür. İkinci durum ise üç talakla boşanmış olmasıdır ki bu durumda eski eşine dönmesi mümkün değildir. İlla dönmek istiyorsa o zaman şöyle bir yol izlenecektir: Boşanmadan sonraki iddet beklenecek. Bu üç aydır. Başka bir erkekle tabii bir nikâh yapacaklar. Buradaki tabiilikten anlaşılan da şudur: Nikâh akdinde zaman söz konusu edilmeyecek yani boşanma tasarımı üzerine kurulu bir akit olmayacak. Bir de evlilik tam anlamıyla gerçekleşecek. Yani cima fiilen gerçekleşecek. Bu yapıldıktan sonra, kadının yeni kocası da onu boşamayı düşünür ve boşarsa kadın, yine üç ay bekledikten sonra hamile de değilse ilk kocasına dönebilir. Bütün bu süreci kâğıt üzerinden uyduruk bir şekilde yapıp, birinci kocaya dönmek için bu kuralı suistimal etmeye HÜLLE adı verilmektedir. Takdir edersiniz ki Müslüman, dini ile oynamaz. Allah'a emanet olun.
dinden çıkmak konusundaki diğer fetvalar
Gözü olmayanın kulağı da olmasa olur denebilir mi? Namaz dinimizin bir direği zekât öbür direğidir. Bu tür münakaşalar dinden daha fazla soğuma nedenimiz olur. Allah muhafaza buyursun. Evet, namazı hiç kabul etmediği için kâfir olup dinden çıkanın zekât vermesine gerek yoktur. Çünkü zekât Müslüman olana emredilmiştir, namazı inkâr eden ise Müslüman değildir. Tembelliğinden dolayı namaz kılmayan ise hâlâ Müslümandır, bari zekât sorumluluğundan kurtulmaya bakmalıdır.
Dinimizin hayatı tanzim eden hükümlerine ŞERİAT denmektedir. Bunu kastederek şeriata karşı olduğunu söyleyen birinin dini İslam değildir şüphesiz. Lakin insanlar, neyi neden söylediklerini bilmeden konuşmaktadırlar. Bu sebeple mümkün olduğu kadar kasıtlarının öyle olmadığını düşünmeye çalışmalıyız. Mümkün olduğu kadar da bu konuları tartışmayınız. Her tartışma şeytanın işini biraz daha kolaylaştırmaktadır.
ŞERİAT tam anlamı ile İslam yani Allah'ın dininin pratik bölümü demektir. Bir müminin Allah'a iman ettiğini söyledikten sonra Allah'ın kulları için gönderdiği dininin şeriatını kabul etmemesi akılla yorumlanabilecek bir durum değildir. Dolayısıyla İslam'a karşı çıkan yani reddeden ne ise İslam'ın hayatı düzenleyen pratiği olan şeriatı bilerek ve anlayarak reddeden de o olmalıdır. Bir insanın ne dediğini fark ederek “Ben Şeriat'ı kabul etmiyorum.” demesi veya bu anlamı net olarak çağrıştıran bir söz söylemesi dinden çıkmasıdır. Bunun tartışılacak bir boyutu da yoktur. Bu kuralı Ebu Hanife rahmetullahi aleyhin koyması da gerekmiyor; aklımız var düşünüyoruz, gözümüz var görüyoruz.
Dinin muteber delilleriyle haramlığı sabit olan haramın haram olduğuna inanmamak veya temelden haramı inkâr etmek dinden çıkmaktır. İnkâr etmeden haram işlemek ise büyük günah sahibi olmaktır. İnsanların harama bakışları elbette her müminin derdi olmalıdır ama asıl olan insanın önce kendi imanını ve amelini düşünüyor olmasıdır. Takatımız yettiği kadar da insanlara doğruyu anlatmak isteriz ama asıl olanın kendi imanımızı ve amelimizi korumak olduğunu biliriz. Rabbim yardımcımız olsun.
Bu sözde kişinin sevdiğine sevgisini abartarak anlatma vardır. Allah Teâlâ'ya karşı imanı zarara uğratacak bir saygısızlık yoktur. Bu nedenle bunu söyleyenin dinden çıkacağı iddia edilemez. Yalnız şunu da bilmeliyiz: Mümin, içinde Allah geçen sözcükleri kullanırken çok dikkat etmelidir. Mesela bu söz, kullanılmasa daha iyi olur.
Bir günah küçük günahlardan bile olsa ona ısrar edilmesi onu büyük günah durumuna getirir ve sahibini helak edebilir. Bu anlamda bir sözü yanlış aktarmışlar. Günahın işlenmesinde ısrar edilmesi ve günahın gitgide büyümesi başka şey, günah işlemekle dinden çıkmak başka şeydir. Doğru anlaşılmalıdır mesele.