Fetva Meclisi
Soru
Hocam namaz kılmayan birisi zekât da vermeyebilir, namaz kılmayanı zekât kurtarmaz denebilir mi?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Bir birikimi olmayanın zekât vermesi gerekmez. Zekât namaz gibi bir ibadet değildir. Sadece ekonomik durumu belli bir seviyede olanların yaptığı ibadettir.
Bizimle paylaşmadığınız özel bir durumunuz yoksa anlattıklarınıza göre pişman olmayı gerektiren bir yanlış yapmadınız. Eğitim amaçlı namaz öğretiminde kıbleye dönülememişse veya dönülmesi eğitimi zorlaştırıyorsa herhangi bir yön kıble kabul edilerek kılınabilir. Eğitim esnasında önünüzde birisinin olmasında da bir sakınca yoktur. Zira siz namaz kılmıyor, tarif ediyorsunuz.
Namaz Allah’ın emirlerinden biridir. Oruç ve zekât da öyle birer emirdir. Tesettür de Allah’ın emridir. Ortada inkâr söz konusu olmadıkça bu emirlerden birinin yapılmaması kişiyi dinden çıkarmaz. Bir ayağına ayakkabı giyip diğerine giymeyen biri gibi olur o kişi. Tesettürü yok diye namaz kılmamak olmaz. Tesettüre de bir gün gireceğim diye gayret etmelidir insan. Yalnız namaz kılmak için namaz esnasında tesettür şarttır bunu unutmayınız.
Dinin beş temelinden biri olduğu hâlde bazı zengin Müslümanların zekâtı ihmal etmeleri, bazı Müslümanların namazı kılmamalarıyla aynı pencereden anlaşılabilir. Namaz esasen zekâttan daha kolay bir ibadet olması ve cebe de dokunmamasına rağmen ihmale uğrayabiliyor. Bu bir iman meselesidir. Allah’a teslimiyet oranıyla alakalı bir durumdur. Allah’a teslim oluşumuz sadece zihindeki bazı kabullerle olduğu gibi fedakârlığın çeşitli oranlarda buna eklenmesiyle de gerçekleşebilir; herkesin Allah’a teslimiyeti (Müslümanlığı) farklı olduğu içindir bu. Zekâtta esneme ve aksama gösterenler de aslında imanlarından kaynaklanan bir problemden ötürü böyle yapmaktadırlar. Zekâtı inkâr etmedikçe dinden çıkılmayacağı doğrudur fakat Kur’an-ı Kerim, namaz ve zekât ibadetlerini Müslüman olup olmadığımızın en canlı göstergeleri olarak ortaya koymaktadır. Zekâtın ihmali de kişinin imanındaki pürüzden ileri gelir. Bu sebeple namaz kılan ama zekât vermeyen bir profile çok nadir rastlayabiliriz; zira bunların ikisi bir bakıma aynı şeylerdir. Mal sevgisi, bireysel takıntılar veya başka sebeplere de bağlanabilecek bu hususun ana nedeni iman meselesidir. Ashab-ı Kiramın böyle sorunlarının olmayışı, cennet ve cehennem olgularını kendilerinden uzak birer hikâye konusu gibi görmemelerindendi. Bu da ancak imanın yüksek tonajıyla gerçekleşebilecek bir kıvamdır.
Böyle bir iddia ya cahil birinden ya da namaza düşman birinden sadır olabilir. Böyle bir görüş yoktur. Fıkıh kitaplarımızda bu konu ile alakalı ayrıntı şu şekildedir: Bazı fıkıh âlimleri tembelliğinden ötürü namazı kılmayanın daha sonra o namazları kaza etmesi gerekmez. Çünkü bile bile namaz kılmamıştır, bir özrü yoktur. Böyle biri çokça istiğfar ederek, hayırlar, ibadetler yaparak bu açığını kapatmaya çalışmalıdır. Bu görüş dört mezhebin fukahasına ait değildir. Dört mezhebin fukahası ise muhakkak kaza edecektir demiştir. Böyle birinin kaza etmesi gerekir hükmünü tevbe kapısının herkes için açık olması ilkesine dayandırdıklarını söyleyebiliriz.
Erkek kadına zekât veremez. Kadının erkeğe zekât verebileceği söylenmiş ise de verilmemesini tercih etmeliyiz. Zekât büyük bir ibadettir. İhtimallerle yapılmamalıdır.
dinden çıkmak konusundaki diğer fetvalar
Allah Teâlâ aklımızı ve dinimizi korusun. Ne büyük bir musibet bu. Bir insana veya insanlara kızıp intikamını dininden alır mı bir insan! Maazallah büyük bir cahillik, çok büyük! “Ben Müslüman değilim” şeklindeki bir söz, başka türlü yorumlanamayacak kadar açık bir dinden çıkma sözüdür. Ama sonra tevbe etmek veya hemen ardından namaza durmak gibi dönüş söz konusu değilse sözün sahibi dinden çıkmıştır. Dinden çıkanın karısı eşinden ayrılmış olur yani nikâhları düşer. Eğer karı koca olmadan önce böyle bir şey oldu ise yani nikâhları var ama karı koca olmamışlar ise ayrılık tamamen gerçekleşmiş olur. Erkek tekrar Müslüman olursa yeni bir nikâhla bir araya gelebilirler. Karı koca olduktan sonra dinden çıkma söz konusu ise kadın iddet beklemeye başlar. İddet üç aybaşı dönemi demektir. Üçüncü aybaşı bittiğinde kocası dine dönmedi ise nikâh tamamen bitmiş demektir. İddet içinde iken İslam’a geri dönse yani tevbe etse nikâhları devam ediyor olacaktı. İddetten sonra ise ancak tekrar Müslüman olmak şartı ile yeni bir nikâh ile bir araya gelebilirler.
Dinimizin hayatı tanzim eden hükümlerine ŞERİAT denmektedir. Bunu kastederek şeriata karşı olduğunu söyleyen birinin dini İslam değildir şüphesiz. Lakin insanlar, neyi neden söylediklerini bilmeden konuşmaktadırlar. Bu sebeple mümkün olduğu kadar kasıtlarının öyle olmadığını düşünmeye çalışmalıyız. Mümkün olduğu kadar da bu konuları tartışmayınız. Her tartışma şeytanın işini biraz daha kolaylaştırmaktadır.
ŞERİAT tam anlamı ile İslam yani Allah'ın dininin pratik bölümü demektir. Bir müminin Allah'a iman ettiğini söyledikten sonra Allah'ın kulları için gönderdiği dininin şeriatını kabul etmemesi akılla yorumlanabilecek bir durum değildir. Dolayısıyla İslam'a karşı çıkan yani reddeden ne ise İslam'ın hayatı düzenleyen pratiği olan şeriatı bilerek ve anlayarak reddeden de o olmalıdır. Bir insanın ne dediğini fark ederek “Ben Şeriat'ı kabul etmiyorum.” demesi veya bu anlamı net olarak çağrıştıran bir söz söylemesi dinden çıkmasıdır. Bunun tartışılacak bir boyutu da yoktur. Bu kuralı Ebu Hanife rahmetullahi aleyhin koyması da gerekmiyor; aklımız var düşünüyoruz, gözümüz var görüyoruz.
Dinin muteber delilleriyle haramlığı sabit olan haramın haram olduğuna inanmamak veya temelden haramı inkâr etmek dinden çıkmaktır. İnkâr etmeden haram işlemek ise büyük günah sahibi olmaktır. İnsanların harama bakışları elbette her müminin derdi olmalıdır ama asıl olan insanın önce kendi imanını ve amelini düşünüyor olmasıdır. Takatımız yettiği kadar da insanlara doğruyu anlatmak isteriz ama asıl olanın kendi imanımızı ve amelimizi korumak olduğunu biliriz. Rabbim yardımcımız olsun.
Bu sözde kişinin sevdiğine sevgisini abartarak anlatma vardır. Allah Teâlâ'ya karşı imanı zarara uğratacak bir saygısızlık yoktur. Bu nedenle bunu söyleyenin dinden çıkacağı iddia edilemez. Yalnız şunu da bilmeliyiz: Mümin, içinde Allah geçen sözcükleri kullanırken çok dikkat etmelidir. Mesela bu söz, kullanılmasa daha iyi olur.
Bir günah küçük günahlardan bile olsa ona ısrar edilmesi onu büyük günah durumuna getirir ve sahibini helak edebilir. Bu anlamda bir sözü yanlış aktarmışlar. Günahın işlenmesinde ısrar edilmesi ve günahın gitgide büyümesi başka şey, günah işlemekle dinden çıkmak başka şeydir. Doğru anlaşılmalıdır mesele.