Fetva Meclisi
Soru
Hocam tesettürlü olmayan bir kadın sadece namaz kılarken başını örterse onun namazı kabul olur mu?
Cevap
Benzer fetvalar
Mümin/Müslüman şu kimsedir: Allah Teâlâ’nın, iman etmenin şartı olarak önümüze koyduğu ilkelere iman eden ve yine Allah'ın emrettiklerini yapan, yasaklarından kaçınan insan. Buna göre, onun önünde emirler ve yasaklar vardır. İman ise emirler ve yasaklardan oluşan Müslümanlığın temeli ve çatısı durumundadır. O varken cennet için temel şart var demektir. O, yani iman yok ise asla cennetten söz edilemez. Müslüman olmaktan da söz edilemez. Temel ve çatı arasındaki olması gereken emirleri yerine getirme ve yasaklardan kaçınma prensibi bütünüyle veya bir bölümü ile zedelendiğinde büyük bir azap tehdidi ortaya çıkar, direkt cennet umudu riske girer. Hiçbir şekilde temel ve çatı yok olmaz. Bu şekilde inanıyoruz. Namaz, Allah'ın emrettiği ibadetlerden biridir. Onu yerine getiren, emirler dizisinden birini yerine getirmiş olur ama sadece namaz kılması o bütünü yapması olarak anlaşılamaz. Diğer eksikleri yine eksiktir. Mesela şer’i bir özür olmadığı halde oruç tutmuyorsa eksiklik vardır. Bir başka açıdan da ele alındığında o kişinin kaynağı Allah olan yasakları delmemesi gerekir. Kadının tesettürlü olması, yani açık bulunmaması Allah’ın kulundan istediği bir emirdir. Eğer kul, tesettür emrini deliyor ve çıplak geziyorsa bu onun mesela namazını, orucunu ortadan kaldırmaz. Namazı ile orucu ve tesettürü ile mesela yüz başlıktan hesap verecekti ise kıyamet günü tam anlamı ile bu yüz başlıktan biri olan tesettür onun için sıkıntı demektir. İman devam ettiği sürece de temel ve çatı korunduğu için “madem tesettür yok namaz da boşuna!” gibi bir çıkış yapılamaz. Cennete ne kadar yaklaşabilirse kul o kadar kârda demektir. Ne kadar hata işliyorsa o kadar da zarar ediyor demektir. Şüphesiz iki hakikati dikkatten kaçırmıyoruz. Birinci hakikat, bunlar ancak imanda bir sıkıntısı olmayan içindir. İkincisi de, namazı namazın şartlarından olan tesettürle kılıyor olmasıdır. Yoksa namazla oynamış olur ki, bu bir afettir maazallah. Böyle bir kardeşimizin herkes kadar Allah'ın rahmetinden ve mağfiretinden nasip sahibidir; değerlendirir ve zayi eder o başka bir meseledir.
Selamünaleyküm. Bayanlar, ayakta namaz kıldıklarında mesela erkeklerin önünde durdukları için avretleri teşhir olacak şeklinde bir endişe bulunuyorsa oturarak kılabilirler. Ölçüyü bu şekilde anlamalısınız.
Selamünaleyküm. Namazla tesettürü karşılaştırmanız kolunuzla ayağınızı karşılaştırmanız gibi bir şey olur. Eşiniz de sizin tesettürünüzü istemekte haklıdır. Biraz o sabretsin, biraz da siz gayret edin ve eşiniz için değil de Rabbiniz istediği için örtünün.
Selamünaleyküm. Namaz vaktinin çıkması gibi bir tehlike söz konusu ise o ortamda bayan namazını kılabilir. Bu kılma erkekler önde kadın arkada şeklinde olur. Kalabalık nedeniyle bu sağlanamayacaksa ve kadının tesettürüne zarar gelecekse oturarak kılabilir.
Kadının tesettürlü olması Allah’ın ona bir emridir. Bir başka emri de mesela namaz kılmasıdır. İman edip mü'min olması ise bütün emirlerinin çatısı durumundadır. İman var oldukça biiznillah bir emrin eksikliği diğerleri de reddedilmiyor demektir. Tesettürü almamak ise kendi başına bir günah olarak kalır elbette. Yine de siz gayret edin ve tam bir mü'min olmaya çalışın.
Tebrik ederim sizi. Rabbim, mübarek kılsın. Rızası doğrultusunda nice güzel işler yapmanızı nasip eylesin. Tesettür, Rabbimizin mü'min hanımlara emridir. Farz olan bu ibadette şart olan tesettürün şekli değil tesettürün Allah'ın belirlemiş olduğu ölçülere uygun olup olmamasıdır. Rabbimizin mümin hanımlardan istediği tesettür ölçülerine riayet edildiği takdirde farz olan emir yerine gelmiş olacaktır. Tesettüründe esas olan, - Dar olmaması - Şeffaf olmaması, içi göstermemesi - Dikkat çekiyor olmamasıdır. Bunun dışında zorunlu olan bir renk veya şekil yoktur. Önemli olan tesettürdür, tesettürün şartlarının sağlanıyor olmasıdır. Sizin giymiş olduğunuz herhangi bir şey bu ölçülere uygunsa ibadetiniz yerini bulmuştur. Allah'a emanet olun.
emir konusundaki diğer fetvalar
Müslüman insan ne kadar çok günah işlerse işlesin, YAPTIKLARINI GÜNAH GÖRMEYECEK bir anlayış içinde değilse yani Allah’ın haram kıldığı açıkça bilinen şeylerin haramlığını kabul etmeyen biri olmadıkça ona kâfir demeyiz. Ona kâfir demiyor oluşumuz, onun yaptıklarının sakıncasının kalkmış olması anlamına gelmez. Durumu Allah’a kalmış olur; o dilerse affeder, dilerse affetmez. Kullar olarak biz böyle bir karara karışmayız. Bilinmesi gereken budur.
Bizim, Muhammed, Resûlullah, Peygamber sözcüklerinin ardından sözlü veya yazılı hangisi olursa olsun, salâvat getirmemiz bir ibadettir. İbadeti Allah emretmiştir, nasıl emretti ise öyle yapılmalıdır. Evet, bir sembol olarak kısaltıldığında ne kastedildiği anlaşılmaktadır ama aslı gibi olmayacağı da katidir. Her bir tekrarı bizim için rahmet ve huzur vesilesi olan bir zikri neden kısaltalım ki?
Peygamberimizin adı anılan bir yerde SALLALLAHU ALEYHİ VE SELLEM veya ALEYHİSSELAM denmesi ve yazılması bir ibadettir. Bu ibadeti de Allah Teâlâ emretmiştir. Buna göre böyle önemli bir ibadette kısaltmalara gitmek yazılı veya sözlü olarak tam tekrar etmemek asla uygun düşmez. Elimizi ve dilimizi böyle şeylere alıştırmamalıyız.
Teslimiyetin gerçeği, Allah'ın emir ve yasaklarına bağlılıktır. Emirlerini ne kadar yerine getiriyorsak ve yasaklarından ne kadar uzak durabiliyorsak o kadar ona teslim olduk demektir.
Bütün mü'minler kardeştirler, bir duvarın tuğlaları gibi birbirleri ile bağlantılı olmak zorundadırlar. Bunu ve Allah Teâlâ’nın bütün emirlerini yerine getirirken en temel ölçümüz ‘TAKATIN KADAR SORUMLU OLMAN’ ölçüsüdür. Herkes yapabildiği kadarını yapar. Kimin ne kadar gücü yettiğini ise Allah Teâlâ bilebilir. Herkesin imanı hesap birimidir.
Emr-i bi’l-maruf ve nehy-i ani’l bir dini emirdir. Zina ve zinaya götürebilecek risklerden korunmak da bir başka dini emirdir. İkinci emir birinci emirden daha önemli ve önceliklidir. Buna göre de böyle bir riskin bulunduğu ortamda birinci emir bırakılmalıdır. Söz konusu risk ise mekâna ve kişiye göre değişir. Umumiyetle risk olarak hep var mabül edildiği için de âlimler böyle bir vazifeyi yapmaya karşı uyanık olmayı, ahiretini öncelikli görmeyi tavsiye etmişlerdir.