Fetva Meclisi
Soru
Hocam erkekler kadınlara emr-i bi’l-maruf ve nehy-i ani’l münker yapabilir mi?
Cevap
Benzer fetvalar
Tıpkı namaz ve oruç gibi ’emribilmaruf ve nehyi anilmünker’ kıyamete kadar Rabbimizin emri olarak kalacaktır. İlerleyen zaman hiç bir Kur’an emrini eskitemez. Müminler olarak böyle iman etmek zorundayız. Batı kültürü içimize sindikçe ortaya çıkan hastalıklardan biri de ‘kendi hayatı, özel durumu, yasal hakkı’ türünden savunmalarla insanların haramların işlenmesine sessiz kalmaları ve farzların eksik bırakılmasına karşı tepkisizlikte sakınca görmemeleri olmuştur. Bu bir batı hastalığıdır. Önceki milletlerden de bize sirayet etmiştir. Bazı Müslümanların namazı ihmal etmesine ne diyebilirsek buna da onu diyebiliriz. Kesinlikle yanlışa karşı tepkili, iyiliğe karşı teşvik edici olacağız. Dinimiz böyle bir dindir. Şüphesiz eksiğimiz de olacaktır, insanız neticede. Biz a konusunda eksiğiz diye b konusundaki yanlışı düzeltme vazifemizi ihmal etmeyeceğiz. Hatta aynı yanlışı biz yapıyor olsak dahi durum böyledir, ‘bu yanlıştır’ demeye mecburuz. Yalnız şu ince ayara dikkat etmeliyiz: Yapacağımız düzeltme vazifesi mevcut hatadan daha ağırını oluşturacak veya o hataya daha da derinleştirecekse geri durabiliriz, durmalıyız da. Bunun ötesinde kapasitemiz ve imkânlarımızla ölçülü olarak vazifemizi yaparız. Müslümanlık böyle bir dindir.
Selamünaleyküm. Sözünü ettiğiniz hadis sahihtir, en muteber kaynaklarımızda bulunmaktadır. Yalnız bu kaynaklar tarandığında, hadisin içinde dikkatten kaçmaması gereken bir gerekçe vardır. O gerekçe de şudur: 'Allah'ın Peygamberinin kızı ile Allah'ın düşmanının kızı bir arada olmaz!' bu gerekçe meseleyi izah etmektedir. Evlendirilmek istenen kız, Ebu Cehil'in kızı idi. Fatıma ile onun bir evde olması ne kadar olabilir bir şeydi? Hadiste vurgulanan budur.Hadisin rivayetlerinde yine dikkat edilmesi gereken bir ayrıntı daha vardır, o da sizin sorunuzu izah etmektedir: 'Dikkat edin. Ben helali haram, haramı helal yapmıyorum!' undan da anlaşılıyor ki, buradaki yasaklama çok özel bir durumla sınırlıdır.
İki durum var. Birincisi, anne baba herhangi biri değildir. İkincisi de, anne babanın size de kötülüğü emretmesi hali başka kendi başlarına kötülüğe devam etmeleri başkadır. Size de emrediyorlarsa asla itaat etmeniz gerekmez. Kendi hallerindeki kötülüklerini ise rica ile, dolaylı yollarla ve sıkıştırmadan düzeltme yolunu denemelisiniz. Allah yardımcınız olsun.
Ahireti dünya penceresinden izlemek ve düşünmek mü'minin sıfatlarından değildir. Amacımız sadece Rabbimizin rızasını kazanmaktır. Hedefimiz cennete girmektir. Allah'tan başkasının cevabını bilmediği şeylerin peşine düşmek ise sadece cennetle aramızdaki engeldir. Mü'minin tek görevi imanına uygun hayat yaşamasıdır. Bırakın nelerle karşılaşacağımızı bizi ve ahireti yaratan belirlesin.
Selamünaleyküm. Bu söz, dinimizin temel emirlerine uygun bir sözdür. Şöyle ki: - Farz olan düzeyde ilim önceliklidir. İman da mümince bir hayat da o ilme bağlıdır. Temel iman ilkeleri, ibadetlerine yerine getirecek kadar bilgi, onurlu bir hayat için gerekli malumat ve gerekli Kur’an ezberi bu anlamdaki ilimdir. Bu ilim hem farzdır hem her şeyden öncedir. - Helal rızık ise ibadetlerin kabulü ve onurlu bir mümin yaşamı için şarttır. Bu da ikinci gerekli olandır. - Üçüncü olarak da bütün geniş anlamı ile evlilik gelmektedir. Bu sıralama her şeyin normal olduğu bir zaman ve durum için geçerlidir. Bir zina tehlikesi gibi riskli durumda ise evlenmek çok şeyin önüne geçebilir.
Selamünaleyküm. Nikâhın sahih olması için erkek taraf açısından bir izin şartı yoktur. Nikâhlanmak isteyen erkek, babasından veya eşinden izin almak durumunda değildir. Kaçak gibi bir nikâh ise geçerli olsa da ahlâkî değildir. Eşinizin duyurmama yönündeki talebi ise onun gönül hoşnutluğu açısından sizi bağlayıcıdır. En az iki şahidin huzurunda mehir tespit ederek ve sizin de hanımızın da özel şartları şahitlerin huzurunda konuşularak nikâhlanmanız hâlinde sakıncalı bir iş yapmış olmazsınız. Ancak ikinci hanımızın, birinci hanımınızdaki her şeyi eşit bir şekilde sahiplenmesi gerekiyor. Geceyi paylaşmadan, ekonomik imkânlara kadar her hususta aynı şartları sahiplenme hakkı vardır. Bunlardan bir kısmından feragat etmek de onun hakkıdır. Bunları da genişçe şahitler huzurunda beyan edin. Allah'a emanet olun.
emir konusundaki diğer fetvalar
Teslimiyetin gerçeği, Allah'ın emir ve yasaklarına bağlılıktır. Emirlerini ne kadar yerine getiriyorsak ve yasaklarından ne kadar uzak durabiliyorsak o kadar ona teslim olduk demektir.
Peygamberimizin adı anılan bir yerde SALLALLAHU ALEYHİ VE SELLEM veya ALEYHİSSELAM denmesi ve yazılması bir ibadettir. Bu ibadeti de Allah Teâlâ emretmiştir. Buna göre böyle önemli bir ibadette kısaltmalara gitmek yazılı veya sözlü olarak tam tekrar etmemek asla uygun düşmez. Elimizi ve dilimizi böyle şeylere alıştırmamalıyız.
Mümin olarak biz, bize emredilen veya yasaklanan bir hususu: A- Kitabımızda bir kere veya kırk kere görmemiz arasında fark bulmayız. Yoğun tekrarını sadece önemini kavramaya destek görürüz. Mesela namaz emri bir kere geçse idi yine bugünkü ciddiyetle onu anlayacaktık. Şu andaki onlarca kere geçmesi bizim için sadece bir tekit niteliğinde olmuş olur. B- Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizden bize geldiği sabit olan bir emir veya yasağın bizi bağlaması ve itaatimiz açısından Kitabımızdaki emirlerden farkı olmaz. Bize Kur’an getirenle başka emirleri getiren aynı makam olduktan sonra diyebileceğimiz yoktur/olamaz.
Namaz Allah’ın emirlerinden biridir. Oruç ve zekât da öyle birer emirdir. Tesettür de Allah’ın emridir. Ortada inkâr söz konusu olmadıkça bu emirlerden birinin yapılmaması kişiyi dinden çıkarmaz. Bir ayağına ayakkabı giyip diğerine giymeyen biri gibi olur o kişi. Tesettürü yok diye namaz kılmamak olmaz. Tesettüre de bir gün gireceğim diye gayret etmelidir insan. Yalnız namaz kılmak için namaz esnasında tesettür şarttır bunu unutmayınız.
Müslüman insan ne kadar çok günah işlerse işlesin, YAPTIKLARINI GÜNAH GÖRMEYECEK bir anlayış içinde değilse yani Allah’ın haram kıldığı açıkça bilinen şeylerin haramlığını kabul etmeyen biri olmadıkça ona kâfir demeyiz. Ona kâfir demiyor oluşumuz, onun yaptıklarının sakıncasının kalkmış olması anlamına gelmez. Durumu Allah’a kalmış olur; o dilerse affeder, dilerse affetmez. Kullar olarak biz böyle bir karara karışmayız. Bilinmesi gereken budur.
Bizim, Muhammed, Resûlullah, Peygamber sözcüklerinin ardından sözlü veya yazılı hangisi olursa olsun, salâvat getirmemiz bir ibadettir. İbadeti Allah emretmiştir, nasıl emretti ise öyle yapılmalıdır. Evet, bir sembol olarak kısaltıldığında ne kastedildiği anlaşılmaktadır ama aslı gibi olmayacağı da katidir. Her bir tekrarı bizim için rahmet ve huzur vesilesi olan bir zikri neden kısaltalım ki?