Fetva Meclisi
Soru
Hocam, Müslüman bir kişinin akrabası olmaksızın arkadaşı veya herhangi bir Müslümanın üzerine farz kılınanları yerine getirmemesi o Müslümanı onu uyarmadığından dolayı sorumluluğu var mıdır? Ve o kişi de günaha mı girmiş olur? Böyle bir şey varsa dünyadaki bütün Müslümanları nasıl bulup da uyaracağız?
Cevap
Benzer fetvalar
Şöyle özetleyebiliriz: İyiliği emretmek veya iyiliğe teşvik etmek, öncü olmak ve kötülüğe mani olmak, engellemek dinimizin kati emirlerindendir. Allah Teâlâ’nın “yapın” buyurduğu bizim FARZ olarak bildiğimiz dine ait işlerimizdendir. Dinimizin bu emri bir FARZ-I KİFAYEDİR. Farz-ı kifaye ise bir grubun yerine getirmesi ile diğer Müslümanlardan sorumluluğun kalktığı emirlere denmektedir. Dolayısıyla bir yerdeki günah olan işi filanca kişi engellemeye çalıştı ise Allah’ın emri yerine gelmiştir, oradakilerden kimse günaha girmeyecektir. Hiç kimse o görevi yapmazsa herkes günahtadır. Bu günah da oradakilerin kapasiteleri, yakınlıkları, güçleri ile orantılı olarak onlara yazılır. Elbette bir cami imamının caminin önündeki bir günaha mani olmaması ile caminin öteki sokağında oturan Müslüman’ın mani olmaması arasında sorumluluk oranı açısından fark vardır. Ortadaki bir iyiliği emir/kötülüğü engelleme görevi başkasının yapamayacağı kesinleşip de bir kişinin üzerinde yoğunlaşmış bir göreve dönüşürse onun için FARZ-I AYIN olur. Bizzat onun bu görevi yerine getirmesi gerekir. Âlimlerimiz, böyle bir görevi yerine getirmenin sonucu olarak öldürülme, ağır darbe alma veya hapsedilme gibi bir durum varsa görev yerine getirilmediğinde günaha girilmez demişlerdir. Zannederiz bu yaşadığımız dönem için bu hüküm geçerlidir. Allah yardımcımız olsun. Yapılacak görevin hiçbir işe yaramayacağını kati olarak bilen biri de mi bu görevi yerine getirmelidir sorusuna âlimlerin bir bölümü “evet, öyle bile olsa Allah’ın hükmü yerine getirilmelidir” demişlerdir. Bu da yüksek bir umutla toplumu izleme mantığının bulunması gerektiğini göstermektedir. Özet olarak diyebiliriz ki: Böyle bir görevimiz bulunduğunu, bu görevin cami imamlarına mahsus bizimle ilgisi olmayan bir iş gibi görülemeyeceğini biliyor isek, elimizden geleni de yapıyorsak biiznillah vebalden kurtuluruz.
Selamünaleyküm. Bu hususta toplumumuzun bütününde bir sıkıntı vardır. Belki de en ağır tavizlerimizden biridir bu husus. Mümkün olduğunca kendimizi şeytana teslim etmeyeceğiz. Bu birinci ilkemiz olsun. İkincisi de, insanların ne dediğine dikkat edersek nefes bile aldırmazlar bize. Üçüncü ilkemiz de, konuyu farzlar, sünnetler diye ayırabiliriz. Farzları hiç taviz verilemezler olarak görürüz, diğerlerinde ise pozisyon kollarız. Sabırlı olun, adım adım yol almaya çalışın. Kendinizi kollarken ise bir bütün olmaya çalışın.
Yaptığımız salih işlerin/ibadetlerin kabul olup olmamasını belirleyen ana ölçü namaz değil İMANDIR. İmanında sorun olmayan biri hangi ameli yaparsa onun ecrini alır, yapmadığının da azabını hak eder. Doğru olan budur. Şöyle bir ayrıntı zikredebiliriz: Namaz, ağırlık itibariyle bütün ibadetlerden önce gelmektedir. Namaz kılınmıyor ise onun oluşturacağı boşluğu diğer ibadetler dolduramaz denirse buna itiraz edilmez. Neticede bütün bu hesapları Allah Teâlâ yapacaktır. Tek doğruyu da o bilir. Lütfü ile hepimizi salih amellere muvaffak kılsın. Âmin.
Allah’ın kullarına emrettiği şeylere FARZ denir. Farz’ın aksi ise Haram’dır. Mesela namaz bir farz-ı ayındır yani her Müslüman namaz emrini yerine getirmeye mecburdur. Eğer Allah’ın emri sıradan her Müslüman’a verilmiş bir emir ise ona FARZ-I AYIN denir. Farz-ı ayın “herkese emir” olduğu için yapmayan muhakkak harama düşmüş yani günah işlemiş olur. Allah’ın bazı emirleri ise Müslüman Toplum’a yöneliktir. Allah Teâlâ o emrini toplum olarak yerine getirsinler murat etmiştir. Bu emirler genelde herkesin yapması gerekmeyecek emirlerdir. Bu nedenle farz-ı kifayelere “yerine getirilmesi gereken görevler” olarak bakılır. Bir toplumda az bir grup bile o emri yapsa emir yerini bulmuş olur. Hiç kimse ilgilenmez ve emir ortada kalırsa bütün Müslüman toplum bundan mesul olur. Cenazenin kaldırılması, dinin tebliğ edilmesi, fetva verilmesi, gerektiğinde şahitlik yapmak, toplum yaşamı için gerekli mesleklerin öğrenilip icra edilmesi, belli yeteneklere sahip insanların bu yeteneklerinin geliştirilip korunması… Farz-ı kifâye örneği olarak alınabilir. Farz-ı kifâye anlayışı, mü'minlerin tek bir ümmet olma idrakini ayakta tutan ruhun adı olarak da ele alınabilir.
Müminler birbirlerinin kardeşleridirler. Her mümin diğer müminin aynası gibi olmak zorundadır. Şu kadar ki, kaş yaparken göz çıkarmak gibi bir hata işlemekten kaçınmak gerekir. Yaşa başa, birikime dikkat ederek ve tatlı dilli konuşarak iş yapmak gerekiyor.
İmanımızı ve iffetimizi korumak zorundayız. Akraba arası veya sosyal ilişkilerde imanımıza veya onurumuza zarar verilme ihtimali varsa, o zararı önleyecek kadar bir mesafe koymamızda hiçbir sakınca yoktur. Bu mesafeyi ZARARI GİDERME ile orantılı tutmayı becerdikçe sakınca yoktur Allah'ın izni ile. Kendimizi zamana ve mekâna göre bu mantık içinde dengeleyebiliriz.
emir konusundaki diğer fetvalar
Bizim, Muhammed, Resûlullah, Peygamber sözcüklerinin ardından sözlü veya yazılı hangisi olursa olsun, salâvat getirmemiz bir ibadettir. İbadeti Allah emretmiştir, nasıl emretti ise öyle yapılmalıdır. Evet, bir sembol olarak kısaltıldığında ne kastedildiği anlaşılmaktadır ama aslı gibi olmayacağı da katidir. Her bir tekrarı bizim için rahmet ve huzur vesilesi olan bir zikri neden kısaltalım ki?
Müslüman insan ne kadar çok günah işlerse işlesin, YAPTIKLARINI GÜNAH GÖRMEYECEK bir anlayış içinde değilse yani Allah’ın haram kıldığı açıkça bilinen şeylerin haramlığını kabul etmeyen biri olmadıkça ona kâfir demeyiz. Ona kâfir demiyor oluşumuz, onun yaptıklarının sakıncasının kalkmış olması anlamına gelmez. Durumu Allah’a kalmış olur; o dilerse affeder, dilerse affetmez. Kullar olarak biz böyle bir karara karışmayız. Bilinmesi gereken budur.
Namaz Allah’ın emirlerinden biridir. Oruç ve zekât da öyle birer emirdir. Tesettür de Allah’ın emridir. Ortada inkâr söz konusu olmadıkça bu emirlerden birinin yapılmaması kişiyi dinden çıkarmaz. Bir ayağına ayakkabı giyip diğerine giymeyen biri gibi olur o kişi. Tesettürü yok diye namaz kılmamak olmaz. Tesettüre de bir gün gireceğim diye gayret etmelidir insan. Yalnız namaz kılmak için namaz esnasında tesettür şarttır bunu unutmayınız.
Peygamberimizin adı anılan bir yerde SALLALLAHU ALEYHİ VE SELLEM veya ALEYHİSSELAM denmesi ve yazılması bir ibadettir. Bu ibadeti de Allah Teâlâ emretmiştir. Buna göre böyle önemli bir ibadette kısaltmalara gitmek yazılı veya sözlü olarak tam tekrar etmemek asla uygun düşmez. Elimizi ve dilimizi böyle şeylere alıştırmamalıyız.
Teslimiyetin gerçeği, Allah'ın emir ve yasaklarına bağlılıktır. Emirlerini ne kadar yerine getiriyorsak ve yasaklarından ne kadar uzak durabiliyorsak o kadar ona teslim olduk demektir.
Emr-i bi’l-maruf ve nehy-i ani’l bir dini emirdir. Zina ve zinaya götürebilecek risklerden korunmak da bir başka dini emirdir. İkinci emir birinci emirden daha önemli ve önceliklidir. Buna göre de böyle bir riskin bulunduğu ortamda birinci emir bırakılmalıdır. Söz konusu risk ise mekâna ve kişiye göre değişir. Umumiyetle risk olarak hep var mabül edildiği için de âlimler böyle bir vazifeyi yapmaya karşı uyanık olmayı, ahiretini öncelikli görmeyi tavsiye etmişlerdir.