Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Hayvanlara suni tohumlama ya da embriyo transferi yapılması ve bu işlem sebebiyle ücret alınması caiz midir?
Cevap
Benzer fetvalar
Hayvanlara yapılacak suni tohumlama, insan sağlığı açısından hayvan nesli açısından BİLİNEN BİR ZARAR ihtiva ediyorsa yapılması caiz olmaz. Bilinen bir zarar yok ama ihtimal denebilecek sakıncalardan söz ediliyorsa yani yapılmış bir ilmi araştırma yoksa yapılması caiz olabilir.
Hayvanlarda suni tohumlama yöntemi insanlardaki gibi değildir, yapılabilir.
Evet, Peygamber aleyhisselam efendimizin erkek hayvanın sperminin ticaret konusu olmasını yasaklayan sözü vardır. Zira hayvanın dişi hayvana götürülmesi sonucu garantili bir işlem değildir yani erkek hayvanın dişi hayvanla hamile bırakılması garantili olmayacağından o işlemden para alınması da sonucu belirsiz bir işlemden para almak olacaktır. Bu da caiz görülmemiştir. Yeni zamanlarda geliştirilen dölleme yöntemi ise böyle değildir. Erkek hayvandan alınan sperm üzerinde işlem yapılarak diğer hayvana aktarılmaktadır. Bu da doğal döllemeden farklıdır. Ticaretinin yapılmasında da sakınca görülmemiştir. Özellikle şu ayrıntılara dikkat edilmesi gerekir: a- Dölleme yapılacak hayvan ile spermi alınan hayvan aynı olmalıdır. Mesela inek cinsi ile at arasında yapılmamalıdır bu işlem. b- Bu işlem menfaati basit gerekçeler üzerine oturtulmamalıdır. c- Dişi hayvan bu işlemden zarar görmemelidir. d- Bu işlemden üreyecek hayvanın insan sağlığına uzun vadede bile olsa zararı olmamalıdır.
Hayvan neslini ıslah etmek ve verimini artırmak amacıyla bir hayvana kendi cinsi olan başka bir hayvandan sun’î tohumlama yapılmasında dinen bir sakınca olmadığı gibi bu yolla üretilen bir hayvanın kurban edilmesinde de sakınca yoktur.
Ekosistemde önemli bir yeri olan hayvanlara İslam dininde özel bir değer verilmiş, onlara şefkat ve merhametle muamele edilmesi tavsiye edilmiştir. Hz. Peygamber (s.a.s.) bir hadislerinde günahkar bir kadının susuzluktan ölmek üzere bulunan bir köpeğe su verdiği için Allah tarafından bağışlandığını bildirmiş (Buhari, Şürb, 9, Edeb, 27; Müslim, Selam,153), başka bir hadiste ise kedisini açlıktan ölmeye mahkum eden merhametsiz bir kimsenin, bu davranışı nedeniyle cehenneme atılmayı hak ettiğini haber vermiştir (Buhari, Edeb, 18, 27; Müslim, Fezail, 65). Yüce Allah yeryüzünün diğer nimetleri gibi bir kısım hayvanları da insanın hizmet ve yararına sunmuş, “Allah bir kısmına binesiniz, bir kısmını da yiyesiniz diye sizin için hayvanları yaratandır. Onlarda sizin için daha birçok faydalar vardır.” (Mü’min, 40/79; ayrıca bkz. Casiye, 45/13; Lokman, 31/20) ayetiyle bu hususa dikkat çekilmiştir. Hayvanların iyi bakılıp beslenmesi (Ebu Davud, İsti’zan, 39), birbiriyle dövüştürülmemesi (Ebu Davud, Cihad, 51; Tirmizi, Cihad, 30), nişan için hedef yapılmaması (Müslim, Zebaih, 58, 59), zevk için öldürülmemesi (Nesai, Dahaya, 42) yönündeki nebevi emir ve yasaklar, hayvanların hayat hakkını ve vücut bütünlüklerinin korunması gerektiğini ortaya koymaktadır. Günümüzde bazı hayvanlar bilimsel test ve deneylerde kullanılmaktadır. İnsan, hayvan veya bitkilerdeki hastalıkların teşhisi, tedavisi veya önlenmesi, fizyolojik bozuklukların incelenmesi, hayvanların refahı, tarımsal amaçlarla yetiştirilen hayvanların üretim şartlarının iyileştirilmesi, türlerin korunmasını amaçlayan araştırmaların yürütülmesi, yükseköğretimde mesleki becerilerin kazandırılması veya geliştirilmesi gibi maksatlarla hayvanlar kobay olarak kullanılabilmektedir. Bunların yanı sıra temizlik malzemeleri ve kozmetikler gibi tüketim ürünlerinin toksik özelliklerini belirlemek üzere deney amaçlı hayvan kullanımı da söz konusu olmaktadır. İslam’da genel kural; şer’an geçerli bir maslahat olmadıkça, hayvanların yaşam haklarının korunması ve bedenlerine acı çektirilmemesidir (Hattab, Mevahibü’l-Celil, III, 189; İbn Nüceym, el-Bahr, VIII, 232). Buna göre; hayvanlar üzerinde yapılan bu tür çalışmalar ancak aşağıdaki şartlar ile caiz olur: a. Söz konusu deneyler için canlı hayvan yerine bilimsel açıdan geçerli başka alternatif bir yöntemin ya da deneme stratejisinin olmaması, b. Deneylerin, insanlar ve diğer canlıların maslahatı için gerekli olması, c. Deneylerden elde edilecek yararın, hayvanın maruz kalacağı zarardan daha büyük olması, d. Deneylerde hayvanlara eziyet çektirilmemesi, anestezi gibi acı duyulmasına engel olacak önlemlerin alınması, e. Deneylerin, zorunluluğun dışına taşmaması ve istatistik için yeterli olacak en az sayıda hayvanla yapılması. Ancak bilimsel açıdan herhangi bir zorunluluk olmayan, kozmetik ve benzeri amaçlı yapılan hayvan deneyleri ise dinen caiz değildir.
Yüce Allah, diğer yeryüzü nimetleri gibi hayvanları da insanların hizmetine vermiş ve onlardan çeşitli şekillerde faydalanmayı helal kılmıştır. (en-Nahl, 16/5, 6, 80) Bununla birlikte dinimiz bir canlı olarak hayvanlara karşı da şefkatli ve merhametli olmayı emretmiştir. (Buhârî, Müsâkât, 10 [2365]; Müslim, Selâm, 151 [2242]) İnsanın, hizmetine verilen canlılara karşı merhamet ölçüleri ile muamele etmesi yanında onların sağlık ve temizliklerine de azami özen göstermesi gerekir. Bu sebeple hastalanan hayvanların imkân ölçüsünde tedavi edilmeleri gerekmektedir. Zira bu hem merhametin hem de sağlıkla ilgili tedbirlerin zorunlu bir sonucudur. Ancak ölümcül bir hastalığa yakalanmış, tedavi ederek iyileşme imkânı da olmayan ve şiddetli acılarla baş başa kalmış bir hayvanın veteriner gözetiminde uyutulmasında bir sakınca yoktur.
TIP ve SAĞLIK konusundaki diğer fetvalar
Bir kişinin kanından elde edilen sıvının, muhtelif yöntemlerle kendisine geri uygulanması şeklinde yapılan işleme PRP tedavisi denilir. Bu yöntem, ciltteki kırışıklık ve çatlakların, lekelerin, sivilce ve yara izlerinin giderilmesi, saç dökülmelerinin önlenmesi vb. işlemlerde uygulanmaktadır. Bilindiği üzere İslam’da, yaratılıştan getirilen özellikleri (fıtrat) değiştirmeye yönelik tasarruf ve müdahaleler yasaklanmıştır (Nisâ, 4/119; Rûm, 30/30). Hz. Peygamber (s.a.s.), güzelleşmek maksadıyla vücuda dövme yapmak, dişleri incelterek seyrekleştirmek gibi işlemleri, yaratılışı değiştirmek kapsamında değerlendirmiş ve bunu yapanların Allah’ın rahmetinden uzak olacağını ifade etmiştir (Buhârî, Libâs, 83-87; Müslim, Libâs, 33). Bununla birlikte, vücudun herhangi bir organında, insanlar tarafından yadırganan, kişinin psikolojik olarak etkilenmesine sebep olabilecek bir anormallik bulunması durumunda bunun düzeltilmesi, fıtratı bozmak değil, bir tedavi işlemi olarak değerlendirilir (Ebû Dâvûd, Hatem, 7; Tirmizî, Libâs, 31). Netice olarak, insanlar tarafından yadırganan, kişinin psikolojik olarak olumsuz etkilenmesine sebep olan, vücuttaki bir anormalliğin giderilmesi veya tedavisi için söz konusu uygulamanın yaptırılmasında dinen bir sakınca yoktur. Bununla birlikte tedavi amacı taşımayan, başkalarına daha güzel görünmek veya dikkat çekmek gibi estetik kaygılarla yapılan PRP uygulaması ise caiz değildir.
İslam dini, insanları maddi-manevi zarar ve kötülüklerden korumak için birtakım kurallar koymuş; zararlı, kötü ve pis şeyleri yasaklamış; temiz ve faydalı olanları ise helal kabul etmiştir (Bkz; Bakara, 2/168, 173; A‘râf, 7/157). Bu kapsamda bizzat Hz. Peygamber (s.a.s.) tarafından eşek etinin yenilmesi haram kılınmıştır (Bkz; Buhârî, Megâzî 38; Müslim, Nikâh 29). İslam âlimlerine göre hayvanların sütünün içilmesinin hükmü, etlerine tâbidir. Buna göre eti yenen hayvanların sütünün içilmesi caiz, eti yenmeyen hayvanların sütünün içilmesi ise caiz değildir (Merğînânî, el-Hidâye, IV, 78; İbn Kudâme, el-Muğnî, IX, 425). Buna göre, eşek etinin yenilmesi caiz olmadığından sütünün içilmesi de caiz değildir. Şu kadar var ki bir hastalığın tedavisi için, helal maddelerden elde edilmiş bir ilaç henüz üretilmemiş ya da üretilen bu ilaca ulaşma imkanı yok ise, haram olan bir maddenin meslekî ehliyet ve dürüstlüğüne güvenilen uzman bir doktor tarafından tavsiye edilmesi halinde, kullanılması dinen mübah olur. Çünkü “Zaruretler yasakları mübah kılar” (Mecelle, md. 21). Buna göre, meşru tedavi yöntemleri bulunduğu sürece eşek sütünün tedavide kullanılması caiz değildir.
İslam dini sağlığın korunmasına büyük önem vermiş, hastalık durumunda tedavi cihetine gidilmesini istemiş; tabibin hâzik (mahir/uzman) olması, mahremiyete riayet etme ve zaruret olmadıkça haramla tedavi olmama gibi bazı genel ilkeler dışında tedavi için özel şartlar veya belli bir yöntem belirlememiştir. Bu noktada meşru olmak şartıyla tedavinin şeklinin kişiye, zamana ve mekâna göre farklılık arz etmesi doğal karşılanmıştır. Buna göre hipnoz ile tedavinin caiz olması için, bu uygulamanın tıbben bir tedavi yöntemi olarak kabul edilmesi halinde, hastanın tedaviye rıza göstermesi ve hipnozu uygulayacak kişinin konunun uzmanı olması gerekmektedir. Zira bilimsellikten uzak bazı hipnoterapi yöntemlerinin fayda yerine birtakım olumsuz sonuçlar doğurabileceği de ifade edilmektedir. Bu şartlara riayet edilmesi halinde hipnoz ile tedavi olmakta dinen bir sakınca görülmemektedir.
Palyatif sedasyon, tedavisi mümkün görülmeyen bir hastalıktan muzdarip olan kimselerin acılarını hafifletmek adına hastanın bilinç seviyesinin düşürülmesi şeklinde tanımlanmaktadır. Burada asıl maksat dayanılmaz ağrıları olan hastanın çektiği acıların azaltılması/dindirilmesidir. İslam dini insanı mükerrem kabul etmiş ve insan hayatına değer vermiştir. Bu nedenle insanın hem dünyada hem de ahirette iyi/huzurlu bir hayat sürmesi için emir, yasak ve tavsiyelerde bulunmuştur. Hastalık hallerinde tedavi olmak da İslam dininin tavsiye ettiği ve önem verdiği bir husustur. Bu nedenle uzman doktorların gerekli görmesi durumunda hastaların acılarını dindirmek maksadıyla palyatif sedasyon uygulanmasında dinen bir sakınca yoktur.
Vücuda iğneler batırılıp, açılan deliklere boyalı maddeler konularak yapılan dövme işlemi, eski çağlardan beri yapılan bir cahiliye adeti olup, sağlık açısından zararlı olduğu gibi dinen de yasaklanmıştır. Ancak kendini ifade edemeyen zihinsel engelli, alzheimer ve benzeri rahatsızlıkları olup kaybolma ihtimalleri yüksek olan kişilere, belirli rumuz veya rakamların işlenmesi caizdir. Zira bu yöntemle söz konusu kişilere -kötü niyetli insanların eline düşmeden- daha çabuk ulaşılması mümkün olur.
Hadis kaynaklarında sülüğün tedavi edici bir yöntem olduğuna dair zayıf da olsa bazı rivayetler bulunmaktadır (İbn Ebi Şeybe, Musannef, V, 33; Beyhaki, es-Sünenü’l-Kübra, IX, 582). Buna göre sülükle tedavi, hadislerde geçen tıp ve tedavi ile ilgili diğer uygulamalarda olduğu gibi tecrübeye dayalı tıbbi bir tedavi yöntemidir. Bu nedenle sülükle tedaviye karar verme hususunda uzmanların bilgisine başvurulmalıdır.