Fetva Meclisi
Soru
Hocam, ben ilahiyat okuyorum ama edebimle... İlme karşı edebimle... Arapça seviyem iyi. Çok okuyan bir talebeyim. Sizin külliyatınızı da okudum. Şimdi günlerdir kafama takılan bazı kitaplar var, size sorarak okumak istedim. Siyer yayınlarının tercüme ettiği İbn-i Sa’d'ın Tabakat isimli eserinin okunmasında bir sakınca var mıdır? Yada onu okuma da şu eseri oku bu alanda daha iyi olur dediğiniz bir eser var mıdır? (Hayatü's Sahabe okudum)
Cevap
Benzer fetvalar
Aleykümselam. Bir kere kararınız şu olsun: Kesin bir harama düşme söz konusu olunca muhakkak bırakmaya hazır olun. Şüpheler ve risk söz konusu ise anne babanızı üzmeyin, devam edin. Şunu da muhakkak bilin: İlahiyat size ilim adına çok şey vermeyecektir. Az bir şey ancak bulabilirsiniz orada. Siz o azı çok yapacaksınız. O azı çok yapmak da sizin ilahiyat yanında kendinize bir ilim ve takva çevresi oluşturmanızla mümkündür. Sizin gibi düşünen ve bunu dert edinen bir grup bulmaya çalışın. İyi bir ders halkası olan cemaate katılın. İbadetlerinizde titiz olun. Kitap okumayı zevk durumuna getirmeye çalışın.
Babanız hakkında iyi niyetli bakışınız güzel. Siz de babanızın bir kastı olmadığını ama iyi olanı yapmaya çalışırken yanlış yaptığını itiraf etmiş oluyorsunuz. Bu güzel bir şeydir. Size tavsiye edebileceğim direkt bu konuyu anlatan Türkçe bir kitap bilemiyorum. Bütün ahlâk ve tasavvuf kitaplarında bu konu vardır ama özet olmayabilir. Ben sizin için kitaplığımdaki akademik bir çalışmayı özetliyeyim. Dilerim size de bize de faydası olur. (el-Meşakkatü Ala’n-Nefsi’s-Sadiretu Min Zati’l-Mükellef, Abdülaziz bin Muhammed el-Uveyd; 1437, Riyad) Allah Teâlâ, insanın gücü üstünde bir sorumluluk yüklemeyi koymamıştır. Rahmeti gereği kullarına kaldırabileceklerini emretmiştir. Özellikle de bu ümmete getirdiği budur. Mevcut emir ve yasaklarını da kulunun daralması ve zorlanmasına göre hafiflettiği de olmuştur. Bu en tabii uzantılarından biri de Allah Teâlâ böyle bir zorluk emretmediği gibi kulun kendisine zorluk çıkarmasını da yasaklamasıdır. Zorluk/meşakkat kavramını üç basamaklı olarak ele alabiliriz: - Ölüm veya organlara zarar gelmesi gibi ağır olanlar, Parmağının incinmesi gibi hafif olanlar ve Birinci ve ikinci durum arasında ortada olanlar. Bu üç durumdan birincisinde hükümler hafifletilir veya kaldırılabilir. İkincide ise hiçbir hüküm değiştirilemez. Üçüncüde ise şahıstan şahsa değişiklik olur. Birinci noktaya yakın ise birinci noktanın hükmünü alır, ikinci noktaya yakın ise onun hükmünü alır. İnsanın kendisine eziyet olan şeyleri yapması caiz olmaz. Kural böyledir. Bu tür eylemlere şu örnekleri verebiliriz: - Kulun, Allah’ın emretmediğini kendisine zorunlu yapması durumu: Gece teheccüd namazı terkedilemez bir farz durumuna getirmek, farz-ı ayın olmayan cihadı farz-ı ayın gibi kabullenmek, her türlü gidilebilir iken mesela hacca yürüyerek gitmeyi görev bilmek. Olmayan bir şeyi ibadet düzeyinde iş edinmek gibi uygulamalar buna örnek görülebilir. - Farz ve vacip olmayan işleri farz ve vacip düzeyinde görüp terkedilemez zannetme de hatadır. Allah Teâlâ’nın emrettiği işler arasında farz veya değil tasnifi yapmasının hikmeti kaldırılmış olmaktadır. Peygamber aleyhisselamın bile kimi zaman terk ettiği bazı nafileleri hiç terk edilemez görmek böyle bir uygulamadır. Yolculukta nafileleri hiç terk etmemek bunun örneğidir. Başka bir örnek de tavaf ederken neye mal olursa olsun Hacerulesved’i öpmeye çalışmak da başka bir örnektir. - Mubah olan şeyleri yasak gibi görmek de hatadır. Adeta mubahlarla meşgul olan cennete gidemez gibi kabul edilmiş olur ki aslında böyle bir anlayış dine karşı da bir cürettir. - Dinde var olan ruhsatları kullanmamak da yanlıştır. Emreden de Allah, ruhsat veren de Allah olduğuna göre kulun ruhsatları sakıncalı gibi görmesi temelden yanlıştır. Örnek olarak hasta olanın orucunu ertelemesi bir ruhsattır. Doktorun tavsiyesine rağmen bu ruhsatı hata gibi görmek gayet yanlış bir iş olur. - Farklı fetvalar ve hükümler bulunduğunda en ağır ve en zor olanı tercih etmek bir fazilet değildir. Müslüman insanın neden kendisine böyle bir “zoru arama” mantığı oluşturduğunu incelediğimizde şunlar dikkatimizi çeker: Dinin esasını bilememek, kör taklit ve özenti, kolayından sevap biriktirme emeli, yanlış zühd ve takva anlayışı, ihtiyatlı olma arzusu, eski hatalarından kurtulma takıntısı, çok ve gereksiz sorgulama, vesvese, riya ve şöhret hastalığı. Bu tür zorluğu tercih etme uygulamalarının kişinin dindarlığına ve Müslüman toplum yapısına getirebileceği muhtemel tehlikeler de vardır. Şu başlıkları örnek olarak kaydedebiliriz: Dinin yanlış anlaşılması, bidate kapı aralanması, önceki ümmetlerin dindarlarına benzeme riski, zoru aradıkça Allah’ın kuluna zorluk yaratması, kişinin esasen kendisini zayıf ve yetersizliğe itmesi, bunun sonucu olarak da daha az ibadet ve daha az etkili bir kişilik oluşması, başkalarının hakkının çiğnenmesi, erken bıkma ve terk etme oluşması, doğan bir sonuç olarak günahlara yol açma zikredilebilir. Bu tür uygulamaları yapanların genelde kendilerine özellikle ilk üç asırdaki kimi âbidlerin mesela bir rekâtta hatim yapmasını örnek almaları da dikkat çeker. Bu noktada deriz ki: - Bir kere o tür haberlerle dinimizin temel kurallarını karşılaştırdığımızda bize düşen dinimizin kurallarına sarılmaktır. Biz kişilere değil dinimize bağlıyız. - Bu tür nakillerin bir bölümü abartılı ve aslı ispat edilemez haberlerden oluşmaktadır. - İlk dönem âbidlerinden doğru olduğuna inandıklarımız için de söyleyeceğimiz bir söz vardır. O söz de şudur: O şahsiyetlerin bulunduğu zaman dilimi, çevreleri ve özel konumları onları bizim onlarla kıyas edilmemiz zor olarak bir seviyeye getirmiş olabilir. Bazı kulların keramet seviyesine gelmesi bunun açık bir örneğidir. Biz o noktaya gelmeyi, onların ulaştığı en üst seviyeden başlayan bir süreçle elde etmeye çalışırsak yanılırız. O noktaya şeriatın çizgileri ile yürüdüğümüz bir yolda gelmeyi hedeflemeliyiz. Allah yardımcımız olsun. Âmîn.
Selamünaleyküm. Tahavi şerhi selefi akidesini izah bakımından, Nesefî ise kelam ağırlıklı akidevi izah bakımından önemli eserlerdir. Her ikisi de kütüphanede bulunması gereken ağır kitaplardır. Onları Arapça aslından okuyacak düzeyde alt yapısı olmayan biri için bu eserler sadece zihin karıştırmaya yarayabilir. Eserler ağırdır. Fizilali’l-Kuran bir dava kitabı olarak okunabilir, okunmalıdır. Tefsir olarak da İbni Kesir önemli bir kaynaktır. Taberî ise alimler düzeyinde bir tefsirdir. Siz, kendi seviyenize göre bir eser okumalısınız.
Hayatın her döneminde Allah Teâlâ bizi sınayacaktır. Bu sınamanın bir kiliseye girip girmemek olarak anlaşılması yanlıştır. Her yer ve her kişi bir sınanma konusudur. Güvenli zannettiğinden de sınanabilirsin. Felsefe bir nebze gerekli olabilir ama mübarek değildir. İlaç gibi kullanılabilir sadece. Tespitlerin isabetli olmuş. Allah yardımcın olsun.
İmam Rabbani’nin Mektûbat’ı bereketli bir kitaptır. Belli bir ilim seviyesi hatta belli bir özel tasavvuf bilgisi olmayan için neredeyse HİÇBİR FAYDASI olmaz; gayet ağır ve özel bir konu etrafında yoğunluğu olan bir kitaptır. Onun yerine bir ilmihal okumanız daha iyi olur. Riyâzü’s Salihîn alın, şerhi ile onu okuyun. Az olan vaktimizi en iyi şekilde değerlendirme yollarını bulmalıyız. Allah’a emanet olunuz.
Selamünaleyküm; Allah Teâlâ rızasına muvafık salih ameller yapmaya sizi de bizi de muvaffak kılsın.İyi bir ilmihali en az üç kere not tutarak, kenarını çizerek okuyun. Bilhassa ibadet bölümlerini dikkatle okuyun.Tefsirden de merak ettiğiniz ayet veya sureleri özellikle seçerek okuyun.Hadis olarak da Riyazussalihin ve şerhini muhakkak notlar tutarak okuyun. (Erkam Yayınları arasındaki sekiz ciltlik baskıyı seçebilirsiniz.)Genel kültür olarak da dikkatinizi çeken, yazarı hakkında şaibe olmayan kitapları okumaya çalışın.Bunlardan daha önemlisi ise muhakkak bir ilim halkasına katılmalısınız. Haftada bir ilim halkası görmeniz şarttır.İstişare etmeye devam edebiliriz.Allah'a emanet olunuz.