Fetva Meclisi
Soru
İnandığım Allah yolunda başkalarını da görmek beni mutlu ediyor, etrafımdaki herkes de benim gibi inansın istiyorum. Bu konuda bazen her konuşmamın ucunu dinimize sahip çıkmadığımıza vs. getirebiliyorum, etrafımdakiler rahatsız olup benden yüz çevirseler günah mı işlerim? Etli sütlüye karışmamam mı gerekir?
Cevap
Benzer fetvalar
Haklısınız, her geçen gün kıyamete biraz daha yakın noktaya gidiyoruz. Bugün düne göre kıyamete yirmi dört saat daha yakınız. Bu da imtihanın daha ağırlaşması, sıkıntının daha yoğun olması demektir. Bir yandan dertler artarken öte yandan ecir kazanma umudumuzun da arttığını bilmeliyiz. Her geçen gün: - Garipliğimiz biraz daha artacaktır, artan garipliğimiz de müjdeli olmamızı beraberinde getirecektir biiznillah. - İman esaslarımız bile tartışma konusu olacaktır, her şeyin tartışıldığı hiçbir mukaddesin dokunulmaz olmadığı bir döneme gidilmektedir. - En büyük haramlar bile sıradanlaşmaya başlamış, adeta herkes yaptığının mazeretini de uydurmuş olmaktadır. - Dünyanın cazibesi artmaya devam edecek, dünya ebedi ahiret fani gibi tavırlarla insanlar yaşayacaklardır. - Müslümanların aralarındaki ihtilaflar her gün biraz daha artacak, herkes kendi ekseninde bir Müslümanlık ister olacaktır. - İlim Allah’a yaklaştırması gereken bir vesile iken sapma nedeni olacaktır, insanlar öğrendikçe Allah’a değil şeytana yaklaşacaklardır. - Ölümler ve belalar gözle görülür bir şekilde artacaktır ama ibret alma yönünden hiçbir bela yokmuş gibi herkes bildiğini yapmaya devam edecektir. Allah Teâlâ basiretli olmayı hepimize nasip etsin.
Hayat, zorluk ve kolaylık gel-gitlerinin yaşandığı bir yerdir. Devamlı sıkıntı veya devamlı rahatlığın olduğu bir dünya yok. Dolayısıyla her ikisine de hazır bir halde yaşamımızı sürdürmeliyiz. Kişide bazen motivasyon düşüklüğünün verdiği sürçmeler olur. Önemli olan kişi tekrar esas değerlerine dönüş yapmasıdır. Dualarımızda hem dünyada hem de ahirette iyilik/hayr istemek zorundayız. Bu dengeyi kurarak yaşamak ölçümüz olmalıdır. Çevrende Müslümanlık derdini paylaştığın ve kaynaştığın dostların olsun. Aile bağlarının güçlü olmasına özen göster. Günlük bir sayfa da olsa Kur'an okumayı önemsemelisin.
Dert paylaşmak başka şey, Allah'ı kullarına şikâyet eder gibi konuşmak başka şeydir. Gıybet etmedikçe, yalan ilave etmedikçe, kadere asi olmadıkça dertleşmek helaldir.
İnsan olarak başımıza gelenlere üzülmemek neredeyse mümkün değildir. Üzülmeyi tek iş durumuna getirmek sakıncalıdır. Üzülürüz, ağlarız ama kendimizi kahretmeyiz. Hayatı ve olayları başımıza doğru kayan bir dağ gibi değil de üzerimizden geçen bir bulut gibi görmek gerekir. Üzerimizden geçen bulutlar bizi ıslatsa da neticede 'güneş çıkar ve kurur üzerimizdekiler' diye düşünürüz. Kur'an'ımızda zikredilen başta peygamberlere ait olmak üzere pek çok olay bize bu dersi vermiş olmalıdır. Sabrın anlamı da budur. Bunun için de oturup kalktığımız arkadaşlarımızın, dostlarımızın hatta yakın akrabamızın bu mantığı sahiplenmiş kimselerden olmasına gayret etmeliyiz. Allah yardımcımız olsun. İşimizi kolay etsin. İmtihanımızı muvaffak kılsın.
Allah’ın haram ettiği ve temiz insan fıtratının çirkin gördüğü işleri yapanların yaptıklarını kendilerinin veya başkalarının gizlemesi bir din ilkesidir. Dinimiz çirkinliklerin Müslüman bir toplumda yapılması ve yayılmasına karşı tedbirler getirmiştir. Müslüman bir toplumda işlenen bir haram ve o haramın gündem olması çok farklı şeyler değildir. Bugün yaşadığımız toplumlarda haramların güç kazanmış olması, kimi zamanlarda haram ve çirkinliklerin temiz işlerden daha değerli gibi gösterilmesi sonucu birdenbire oluşmamıştır. Önce işlenmesine ses çıkarılmaması ardından da yerilmek için bile olsa teşhir edilmesi bir nevi reklamının yapılır olmasını sağlamıştır. Konuşula konuşula benimsenmesine yol açılmış oldu. Çirkin ve ayıp iken ona da yer verilebilir bir hava oluşmuştur. Dinimizin emri insanın kendisini kötülükleri ile teşhir etmemesidir. Mü'min de diğer mü'mini teşhir etmeyecektir. Bu nedenle fakihler cezası olan bir suçu işleyeni görenin şahitlik yapması caiz olduğu gibi kul hakkı üzerine olmayan konularda örtmesinin daha değerli olacağını söylemişlerdir. İşlenmiş haramların gizlenmemesi, Allah’a karşı cüretin zamana yayılmış şekliyle de olsa güçlenmesi demektir. Bir başka risk de teşhirle beraber insanlardaki hayânın erimesidir. Hayânın eridiği bir toplumda ezanların yükselmesi o toplumu ahlâk ve dininde sabit bir toplum yapmaya yetmeyecektir. Bir zaman sonra insanların işledikleri günahları bir övgü vesilesi gibi anlattıklarına şahit olunabilmektedir. Çok önemli bir husus da şudur: İnsanın işlediği günahın gizli kalması tevbe edip kendini düzeltmesi için daha uygun bir ortamdır. Günahı teşhir olmuş biri için tevbe uzak daldaki bir meyve gibi kalabilir. Şeytanın bir günahın daha fazla yayılması için uğraştığı bu dünyada bizim hedefimizin günahların hiç işlenmemesi olsa da bari bir günah daha az bilinsin olması gerekiyor. Bu yüzden de Müslüman’ın hatasını örtmeye büyük bir sevap vaat edilmiştir. İnsanların gizli hatalarını araştırıp bulmak kişilik zafiyeti olarak görülmüştür. Günahların konuşulması ve teşhirinde sakınca görmemek, bir dini zafiyettir. Maslahat ve mefsedet yani kâr zarar dengesi bilmemektir. Hataların teşhiri ile uğraşmak, kindarlık, hırs, rekabetten sıyrılamama, başkaları üzerinden yükselme ve acelecilik gibi zafiyetlerin beslediği tutumlardır. İnsanların hatalarını teşhir beraberinde gıybeti getirecektir, toplum ahlakını eritecektir, haklının ve doğrunun kati olmadığı alanlarda söz söylemeye sebep olacaktır. Bunlar da bir helalleşme gerektiren kul haklarıdır. Elbette fasıklığını teşhir eden ve reklamını yapan için bu kurallar söz konusu değildir.
Kızım, her şey yerinde olabilir, dinen de güzeli yapmış olabilirsin. Öyledir de biiznillah ama sen yaşadığın toplumun sana baskısını kaldıramazsın. Yarın keşke diyebileceğin bir noktaya gelmeden bu tereddütlü bağlantıyı bitirmen daha iyi olur. Bugünkü tereddüdün de yarınki sıkıntıyı göstermektedir zaten. Allah yardımcın olsun.