Fetva Meclisi
Soru
Aile olarak erkek kardeşimle çok sıkıntı yaşıyoruz. Kardeşim şu an 17 yaşında. Büyüdükçe kimseyi umursamamaya başladı; nasıl isterse öyle yaşamak istiyor. Babamla annem ters tepmemesi için onu namaz kılması gibi yerine getirmesi gereken sorumluluklar hakkında yumuşak bir biçimde uyarmaya çalışıyor. Fakat o özellikle de dini yükümlülükleri konusunda asla nasihat duymak istemiyor. Duymamak için kaçıp gittiği bile oluyor. İşte durum bu kadar vahim. Artık çok büyüdü. Her zaman yumuşak bir üslup da çözüm değil. Babam düzelmediğini gördükçe içinde nefret biriktiriyor ve bunu kızarak, bağırıp çağırarak yansıtıyor. Yani pek tutarlı bir davranış yok ortada. Ben de bir abla olarak onun kalbini tutmaya çalışıyorum. Ona düzgünce hitap ediyorum bazen. Bazense sertçe. Ama hepsi saman alevi, işe yaramıyor! Ve korkuyoruz. Kardeşim için nasıl bir tavır takınmalıyız?
Cevap
Benzer fetvalar
Dini ilimler almış gibi görmeyin onları şeytanın herkese göre bir külahı vardır. Utanmanıza da gerek yoktur. Bir kenara çekin veya bir yerde bir dondurma yemeye gidin. Elinden tutarak, elinizi omuzuna koyarak şirin bir ablanın yüreğinin nasıl yandığını ve onu ne kadar sevdiğinizi hissettirerek konuşun. Büyük ihtimalle o da ağlayarak size yüreğini açacak ve çözüm için yardım isteyecek. Bir haftada olmaz ama uzun vadede onun korunmasını biiznillah sağlamış olursunuz. Onun için de çok dua edin.
Kıymetli kardeşim evvela babana karşı asla saygı çizgisinin dışına çıkma. Onu ıslah etmeye yönelik çabaları olabildiğince diğerlerine bırak. Sen, onunla arandaki sevgi ve şefkat bağını hep sıkı sıkı tut. Bu yapacağın işlerde ve atacağın adımlarda işini kolaylaştırır. Kardeşinle de elinden geldiğince ilgilen, konuş, ona durumu pozitif şekilde görebilmesi için yardımcı olmaya gayret et. Onunla etkinlikler yapmaya çalış. Kendini iyi hissedebileceği etkinlikler. Bununla ona olan yakınlığını arttır. Bu yakınlığın da onda söyleyeceğin sözlerin tesirini arttırır inşallah. Onlara merhameti ve sabrı tavsiye et. Bu süreçte en çok da kendine dikkat et. Sen kaybolma, sen dağılma, sen düşme. Çünkü sen düşersen kimseye yardım etmeye imkânın kalmaz. Saliha arkadaşlar bulmaya önem ver. Onlarla dertleşmeye, bir araya gelmeye önem ver. Bu da size bir nefes olur inşallah. Allah yardımcınız olsun. Allah'a emanet olun.
Ortadaki sorun, sizin yaşınızda bir kız kardeşin çözebileceği bir sorun değildir. Siz kendinizi o fitneye bulaştırmamaya bakın. Onlar kendi ateşlerini yakıp etrafında dönüyorlarsa siz eteğinizi o ateşin tutuşturmasından çekinin. Yapabileceğiniz sadece budur.
Anlattığın tablo ne yazık ki aile içinde zaman zaman yaşanabiliyor. Kardeşler arasında kıskançlık, haksızlık ve fitne şeytanın en çok sevdiği şeydir. Sen Allah’a şükrediyorsun, maddi durumun iyi, rızkın bol. Bu bile başlı başına bir imtihan. Ama bu nimeti kıskanıp seni kötüleyen bir ablanın olması seni yıpratmış ve kalbini kırmış. Onun söylediği “Allah parayı kime veriyor, bilmiyor mu?” gibi sözler sadece seni değil, doğrudan Allah’ın takdirini sorgulayan cümlelerdir. Bu büyük bir hatadır. Ama sen onun bu sözünü tekrar ederek değil, Allah’a havale ederek davranmalısın. Bazen insanlar sen ne kadar iyi olursan ol, seni kötü görmekte ısrar ederler. İşte böyle durumlarda sınır koymak bir küslük değildir, bir korunma refleksidir. Dinen de eğer zulüm ve sürekli psikolojik baskı varsa görüşmemek veya mesafe koymak caizdir. Bu, akrabalık bağlarını kesmek değil; kendini, aileni ve ruh sağlığını korumaktır. Çünkü senin bu yorgunluğun artık sabrın ötesine geçmiş görünüyor. Bu yüzden görüşmemen, konuşmaman bir vebal oluşturmaz. Ama kalbinde kin ve nefret biriktirmemeye gayret et. Çarşaf giymesi onu Allah’a daha yakın biri yapmaz eğer kalbi bozuksa. Dış görünüş önemlidir ama asıl olan iç dünyamızdır. Sen onun hakkında kötü düşünmek istemesen de kalbin kırılmış, çok normal. Ama bir nasihat olarak söyleyeyim: Bu kırıklığı kinle değil, dua ile tamir etmeye çalış. “Allah’ım onun şerrinden beni muhafaza et, kalbimi karartma, sabrımı çoğalt, ona da doğru yolu göster.” diye dua et. Sabreden, dilini tutan ve iffetli bir şekilde uzak duran kişiyi Allah hem bu dünyada korur, hem de ahirette mazlum olarak yüceltir.
Kızım, Allah seni ailenle imtihan ediyor. Bunun bilinciyle hareket et. Aceleci davranma. Eğer ailende bazı dönen yanlışları düzeltme imkânın varsa orada kalmanı tavsiye ederim. Ama ailenin düzelmeyeceği kanısındaysan ve kendinin de bahsettiğin bu ahlaki zafiyetlerinden bozulacağını düşünüyorsan kardeşinle daha uygun/güvenilir/Müslümanlığın daha iyi yaşandığını düşündüğün bir yere hicret edebilirsin. Yalnız yaşın daha çok genç; kandırılma/aldatılma/yanlış karar verme riskini ihmal etmemelisin. Çevrende seni tanıyan ahlaklı ve olgun bir hanım ablanla veya yakın bir akraba büyüğünle bu konuyu istişare edebilirsin. Allah yardımcın olsun.
Selamünaleyküm. Güzel kardeşim benim,Allah senin kalbine huzur versin, aşağını sabit kılsın, amelini ihlâslı kılsın. Sana dualar eder, sabırlar dilerim. Sen, önce kendini kurtaramaya bak; her şeyin en güzelini, imanın en üstününü yakalamaya bak. Gücün yettiği kadar da kardeşlerine tesir etmeye çalış. Sen gayret et, olmazsa sana zararı yoktur. Sen yine sevabını kazanırsın. Tartışıp düşman edinme kendine. Sabırlı ol, istikrarlı ol. Seni Allah'a emanet ederim.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
a- İbadetin aslı niyettir. Niyet edilmedikçe ibadet olmaz. b- ..se,..sa ile niyet olmaz. Kalben 'karar verdim, kesin' denen şey niyettir. c- Oruca imsak vaktinden önce niyet edilmesi esas olan uygulamadır. d- Ramazan orucu, sabit bir gün için adanmış adak orucu ve nafile oruçlar için KUŞLUK VAKTİNE KADAR niyet edilebilir. e- Kuşluk vaktine kadar niyet edebilmek için imsak vaktinden sonra orucu bozacak bir şey yapmamış olmak gerekir. f- Ramazan orucunun kazası, keffaret oruçları, bozulan bir orucun kazası oruçlarında ise İMSAK VAKTİNE KADAR niyet etmek şarttır. g- Ramazan günü oruca niyet etmediği için gündüz yemek yiyen kebair (büyük) bir günah işler. Keffaret ise gerekmez. Çünkü keffaret, başlanmış bir ibadetin bozulmasına yönelik bir cezadır. O kişinin büyük bir tevbe ile Allah'a yönelmesi gerekir.
Sakal mühim Sünnetlerden bir Sünnettir. Zarureti olmayan Müslüman sakallı olmalıdır. Yaşadığımız topraklarda ise sakalla ilgili olarak sizin gibi gençler için bir zaruretin varlığı söylenebilir. Sakalı bu nedenle kısaltmanızda sakınca olmaz. Yeter ki Sünnete bağlılık heyecanınız eksilmesin.
Peygamber aleyhisselam efendimizin ikindi namazını kıldıktan sonra iki rekaat nafile namaz kıldığı şeklinde bir rivayet vardır. Genel kural ise ikindinin farzından sonra güneş batana kadar nafile namaz kılmanın keraheti şeklindedir. Efendimizin kıldığı iki rekaatın ise onun şahsına mahsus bir ibadet olduğu şeklinde yorumlanmaktadır. Bildiğiniz gibi efendimiz aleyhisselamın bazı işleri onun zâtına mahsustur. Bu da onlardan biridir.
Böyle bir emir veya tavsiye bilmiyorum. Yasak ve sakınca olacağını da bilmiyorum.
Namazda böyle yapmayın, şeytan sizi namazınızda vesveseye düşürür. Namazınızı bile bile tehlikeye atmayın. Açık bir hata biliyorsanız ve o hata da namazın kabul olmasını engelleyecek bir hata ise ikametin tekrarına gerek yoktur, namazı yeniden kılarsınız. Bunun yerine bir ilmihal kitabından namaz konusunu iyice okumanızı tavsiye ederiz size. Allah Teâlâ kabul buyursun.
O insanlar, Ramazan'dan önce nerede doyuyorlardı? Emin misiniz, bir tabak yemek için orada yığınların beklediğinden? Ve bizim 'çadır' dediğimiz şey o bir tas çorba değildir. Çadır üzerinden Ramazan'ın eğlenceye dönüştürülmesine ve birilerinin siyasi iktidarını din üzerinden güçlendirmesine karşıyız. Fakiri doyurandan Allah razı olsun.