Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Kadınlar namazda ellerini erkekler gibi bağlayabilirler mi?
Cevap
Benzer fetvalar
Namazlarda el bağlama şekli konusunda Hanefi fıkhına göre yaşayan mü'minler için sözünü ettiğiniz erkek/kadın farkı vardır. Diğer ulema böyle bir farka özellikle temas etmemiştirler. Namazın geneli içinde bu ayrıntı namazın sıhhatini etkileyecek bir ayrıntı değildir. Allah Teâlâ ibadetlerimizi kabul buyursun.
Erkeklerle kadınların namaz kılış biçimlerinde birtakım farklılıklar vardır. Bu farklılıklar bazı rivâyetlere ve sahabe uygulamasına dayanmaktadır. Namazlarda kadınların erkeklerden ayrıldığı hususlar şunlardır: a) Kendi başlarına namaz kılacak erkekler, ezân okurlar, kâmet getirirler. Kadınlar ise ezân okumaz ve kâmet getirmezler. b) İftitâh (başlangıç) tekbirini alırken elleri kaldırmak sünnettir. Erkekler ellerini, baş parmaklar kulak yumuşaklarına değecek şekilde kaldırırlar. Kadınlar ise el parmaklarının uçları omuzları hizasına gelecek kadar kaldırırlar. c) Namazda erkekler, ellerini göbeklerinin altında bağlarlar, sağ ellerini sol elleri üzerine koyup sağ elleri ile sol bileklerini kavrarlar. Kadınlar ise ellerini göğüsleri üzerinde bağlarlar, sağ ellerini sol elleri üzerine halka yapmaksızın koyarlar. d) Erkekler, rükû durumunda dizlerini dik ve sırtlarını düz tutarlar. Kadınlar ise sırtlarını erkekler gibi düz tutmazlar, biraz meyilli bulundururlar. e) Erkekler, secdede kollarını ve uyluklarını karınlarından uzak tutarlar ve kollarını yere değdirmezler. Kadınlar ise secdede karınlarını uyluklarına yapıştırıp kollarını yanlarına temas ettirirler. f) Tahiyyâta oturuşta ve secde aralarında erkekler sol ayaklarını sağa doğru yatırarak üzerlerine otururlar ve sağ ayaklarının parmak uçlarını kıbleye doğru dikerler. Kadınlar ise ayaklarını sağ taraflarına yatık bulundurarak yere otururlar (Serahsî, el-Mebsût, 1/25; Merğinânî, el-Hidâye, 1/337; İbn Nüceym, el-Bahr, 1/320; İbn Kudâme, el-Muğnî, 2/225-226).
Evet, Peygamber aleyhisselam efendimizin sünnetinde özellikle “sağdan başlama ve sağı kullanma” olarak özetlenebilecek bir hassasiyet vardır. Bu hassasiyetleri ana başlıkları ile şöyle sıralayabiliriz: - Abdestte eller ve ayaklar yıkanırken önce sağ tarafın yıkanmasını, - Sağ elle ağız ve buruna su verip sol elle sümkürmeyi, - Guslederken hatta ölüye gusül verdirirken sağ taraftan başlamayı, - Ayaklara giyilen mestleri mesh ederken sağı önce yapmayı, - Teyemmümde önce sağı yapmayı, - Çocuğun sağ kulağına ezan sol kulağına kamet vermeyi, - Bir kişi imam bir kişi de cemaat olduğunda cemaat olanın imamın sağ tarafına durması, arkada saf oluştu ise safın sağ tarafına geçilmesi, namazda ayakta iken sağ elin sol elin üstüne konması, namazın sonunda önce sağ tarafa selam verilmesi, - Camiye ve eve girerken (temiz ve bereket umulan yerlerin tamamı için) önce sağ ayakla girmeyi, çıkarken sol ayakla çıkmayı; tuvalet ve benzeri yerlere de önce sol ayakla girmeyi ve sağ ayakla çıkmayı, - Elbise giyilirken önce sağ kolu ve ayağı giymeyi, çıkarırken de önce solu çıkarmayı, - Tırnak keserken önce sağ elin parmaklarından başlamayı, - Kalabalık bir gruba su ve benzeri bir ikram yaparken önce ikram yapanın sağındakinden başlamayı, - Yeme ve içmeyi sağ elle yapmayı, - Musafaha veya tokalaşmada sağ eli kullanmayı önemli sünnetlerden olarak bilmeliyiz.
Aleykümselam.Fukaha arasında bu hususta iki görüş vardır. Birinci görüşe göre kadının, yapısına uygun bazı farklılıklar vardır ki, bunu siz zikrettiniz. İkinci görüşe göre de erkekle kadın namazda aynıdır. Her iki görüşün de istinat ettiği delilleri vardır. Biri ile amel edilmesinde sakınca yoktur.
Selamünaleyküm. Namaz kılarken kadınlar ellerini göğüsleri hizasına getirir. Erkekler ise göbek altında tutar. Erkeklerin de gögüs hizasına getirebilecekleri rivayetler vardır. Her biri olabilir. Bunlar namazın özünü etkilemez.
Kadının erkeklere namaz kıldırması, bütün mezheplere göre caiz değildir. (İbn Kudâme, el-Muğnî, 2/146; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/576; Cezîrî, el-Mezâhibü’l-erbe'a, 1/372) Hz. Peygamber’in (s.a.s.) Ümmü Varaka’ya kendi ev halkına namaz kıldırabileceği yönünde verdiği izin (Ebû Dâvûd, Salât, 62 [591]; Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, 1/597 [1909]), sadece ona özel bir uygulama olarak değerlendirilmiştir. Diğer bazı yorumlara göre ise Hz. Peygamber’in (s.a.s.) bu izni, o evdeki veya mahalledeki kadınlara namaz kıldırabileceğini ifade etmektedir. Hz. Peygamber’in (s.a.s.) “Dikkat edin! Hiçbir kadın erkeğe imam olmasın.” (İbn Mâce, İkâmetü’s-Salavât, 78 [1081]; Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, 3/128 [5131]) şeklindeki buyruğu da bunu göstermektedir. Nitekim Asr-ı Saadet de dâhil olmak üzere tarihî süreç içinde bunun bir başka örneği de görülmemiştir. Bunu caiz görmek, dinde olmayan bir şeyi dine sokmaktır ki buna bid’at denilir. Hz. Peygamber (s.a.s.), bidatin dalalet olduğunu haber vermiştir. (Müslim, Cum'a, 43 [867]; Ebû Dâvûd, Sünnet, 6 [4606])
NAMAZ konusundaki diğer fetvalar
“Âmîn”, Yüce Allah’ın kabuletmesini temenni etmek amacıyla duanın sonunda söylenensözdür. Hz. Peygamber(s.a.s.), duanın sonunda “âmîn” denilmesini tavsiyeetmiştir. (Buhârî, Ezân, 111 [780]; Müslim, Salât, 72-75 [410]) Hanefî mezhebine göre Fâtiha’nın sonunda “âmîn”in gizli söylenilmesi sünnettir. Bu konuda imam, cemaat ve yalnız başına kılanlar arasında fark yoktur. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/493) Şâfiî mezhebine göre ise “âmîn”, açık kıraatli namazlarda açıktan, gizli kıraatli namazlarda gizlice söylenir. (Şîrâzî, el-Mühezzeb, 1/139-140)
Namazda her rek’atın başında ve Sübhâneke’den sonra kırâata başlamadan önce besmele çekilir. Fâtiha’dan sonraki zamm-ı sûre için ise ayrıca besmele çekilmez. (Zeylaî, Tebyîn, 1/112)
Namazın başında okunan “Sübhâneke” zikri ile ilgili mütevatir veya meşhur hadislerde “ve celle senâüke” ifadesi yer almamaktadır. (Ebû Dâvûd, Salât, 122 [775-776]; Tirmizî, Salât, 179 [242-243]) Bundan dolayı namaz kılan kişi cenaze namazı dışındaki namazlarda bu ifadeyi okumaz.(Merğînânî, el-Hidâye, 1/49) Cenaze namazı ise ölüye dua olduğu için başka duaların da yapılması mümkün olduğu gibi “Sübhâneke” zikrine “Allah’ım, senin şanın yücedir” anlamındaki “ve celle senâuke” ifadesi de eklenebilir. (Tahtâvî, Hâşiye, 584; Mehmet Zihnî, Nîmet-i İslâm, 427) Zira namaz dışında yapılan bazı zikir ve dualarla ilgili rivâyetlerde bu ifade yer almaktadır.
Kur’ân’da ibadetler ayrıntıları belirtilmeksizin emredilmiştir. Farz, vâcip veya nâfile bütün ibadetlerin nasıl ve ne şekilde yapılacağı ise Hz. Peygamber(s.a.s.) tarafından belirlenmiştir. Namazın kaç rek’at kılınacağını, nerede ve nasıl kıraat, zikir, tesbih, tahmid veya dua yapılacağını, rükûnun ve secdenin nasıl ve kaçar defa olacağını Hz. Peygamber (s.a.s.) göstermiş ve “Benim kıldığım gibi siz de namazı kılınız.”(Buhârî, Ezân, 18 [631]) buyurmuştur. Yani ibadetler, nasıl emredilmişse o şekilde yapmak ile sorumluyuz. Farz namazların son iki rek’atında Fâtiha’dan sonra sûre okunmamasını da bu çerçevede değerlendirmek gerekir. Bununla birlikte farzların son iki rek’atında Fâtiha’dan sonra sûre okunursa bu, namaza bir zarar vermez. Hanefîmezhebindeki makbul görüşe göre sehiv secdeside gerekmez. (İbn Nüceym, el-Bahr, 2/102; Halebî, es-Sağîr, 175)
Dört rek’atlı sünnet namazlarda her iki rek’at müstakil kabul edildiğinden (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/16-17) birinci ve ikinci rek’atta okunan zamm-ı sûreleri üçüncü ve dördüncü rek’atta da okumak, namaza bir zarar vermez. Ancak bilenlerin başka âyet/sûre okuması daha doğru olur.
Namazda kıyamda iken iki ayağın arasındaki açıklık konusunda sahih ve sarih bir hadis bulunmadığından, miktarın ne olacağı konusunda İslâm âlimleri farklı görüşler belirtmişlerdir. Hanefî mezhebine göre kıyamda iki ayağın arası, dört parmak kadar açık bulundurulmalıdır. (Şürünbülâlî, Merâkı’l-felâh, 98) Şâfiî mezhebine göre iki ayak arası bir karış kadar açık tutulmalıdır. (Zekeriyyâ el-Ensârî, Esne’l-metâlib, 1/146) Mâlikî ve Hanbelî mezheplerine göre ise ayaklar aşırı sayılacak kadar fazlaca açılmamalı, tümüyle de bitiştirilmemelidir. (Zühaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî, 2/881-882)