Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Kadınlardan gelen beyaz ve kokusuz akıntı abdesti bozar mı?
Cevap
Benzer fetvalar
'Akan her sıvı' şeklindeki bilgi, eski ulemanın kitaplarında zikredilen bir meseledir. Mesele ile alakalı hükmü şöyle özetleyebiliriz: a- Bir bayandan sürekli akıntı geliyorsa bu akıntı süreklilik durumunda özür hükmünü ortaya çıkarır. Özürlü de her namaz vaktinde abdest alır, çamaşırını da değiştirmez. b- Sürekli olmayan akıntı ise mesaneden geliyorsa her halükârda abdesti bozar ve akıntı çamaşıra değdiğinde necaset olduğu için çamaşırın değiştirilmesi gerekir. Pet ve benzeri bir şey kullanılıp onun atılması ile de temizlik sağlanır. İdrar yollarından değil de rahimden gelen ve bir çeşit rutubet olan sıvı, fukahanın büyük bir bölümüne göre abdesti bozar. Bozmayacağını ve sümük gibi sayılacağını söyleyen de vardır. Tıbbın verdiği bilgiler de bu ikinci görüşü teyit etmektedir. Buna göre ihtiyaten abdestini yenileyen bir hanım daha iyi olanı yapmış olur. Böyle yapmayana da yanlış yaptığını söylemeyebiliriz. Gusül gerekmesi için bayanın cinsel organına erkeğin cinsel organı değmesi gerekir. Doktorun muayenesi bu kuralı işletmez, gusül de gerekmez.
Bir ağrı ve sızı olmaksızın kulaktan, göbek ve gözden çıkan akıntı abdesti bozmaz. Ancak akıntı, ağrı ve sızıyla gelirse Hanefîlere göre abdest bozulur. Zira ağrı, yaranın varlığına delildir. Yaradan akan sıvı da abdesti bozar. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/147) Şâfiî mezhebine göre ise abdest, sadece ön ve arkadan çıkan şeylerle bozulur. Bunların dışındaki yerlerden gelen sıvılar abdesti bozmaz. (Mâverdî, el-Hâvî, 1/199-200)
Selamünaleyküm. Bu meseleyi daha önce bu sitede yazmıştık. Aşağıdaki adresten okuyabilirsiniz. Tıbbın tesbiti, sizin de belirttiğiniz gibi o akıntının bir idrar türü olmadığı şeklindedir. Bu tespiti biz de önemsiyoruz. Ne var ki mevcut kitaplardaki tespitleri de yok sayma durumunda değiliz. Aşağıdaki adresteki naklettiğimizi değerlendirebilirsiniz. http://www.fetvameclisi.com/fetva-bayanlarda-beyaz-akintisi-abdesti-bozar-mi-12978.html
“Akan her sıvı” şeklindeki bilgi, eski ulemanın kitaplarında zikredilen bir meseledir. Mesele ile alakalı hükmü şöyle özetleyebiliriz: a- Bir kadından sürekli akıntı geliyorsa bu akıntı süreklilik durumunda özür hükmünü ortaya çıkarır. Özürlü de her namaz vaktinde abdest alır, çamaşırını da değiştirmez. b- Sürekli olmayan akıntı ise mesaneden geliyorsa her halükârda abdesti bozar ve akıntı çamaşıra değdiğinde necaset olduğu için çamaşırın değiştirilmesi gerekir. Pet ve benzeri bir şey kullanılıp onun atılması ile de temizlik sağlanır. İdrar yollarından değil de rahimden gelen ve bir çeşit rutubet olan sıvı, fukahanın büyük bir bölümüne göre abdesti bozar. Bozmayacağını ve sümük gibi sayılacağını söyleyen de vardır. Tıbbın verdiği bilgiler de bu ikinci görüşü teyit etmektedir. Buna göre ihtiyaten abdestini yenileyen bir hanım daha iyi olanı yapmış olur. Böyle yapmayana da yanlış yaptığını söylemeyebiliriz. Gusül gerekmesi için bayanın cinsel organına erkeğin cinsel organı değmesi gerekir. Doktorun muayenesi bu kuralı işletmez, gusül de gerekmez.
Aleykümselam. Abdesti bozmadığı görüşü, o akıntıyı sümük, ter gibi temiz görmelerindendir. Bu görüşle amel edilecekse, pedi değiştirmeye de gerek yoktur. Terini sildiği bir mendil gibi kabul edebilir onu.
Aleykümselam. Sizin ve bizim Ömer Nasuhi Bilmen rahmetullahi aleyhin tercihine uymamız elbette gerekendir. Bu meselede farklı içtihatlar da bulunduğundan ve bayanların bazı durumlarda çok zorlandıkları bir durum olduğu için böyle bir esneklik bulunabileceğine temas ediyoruz. Allah yardımcımız olsun.
KADINLARA ÖZGÜ HALLER konusundaki diğer fetvalar
İslâm âlimlerinin büyük çoğunluğuna göre, kadınların âdet veya lohusalık hâllerinde camiye girmeleri caiz değildir. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/13; Mevvâk, et-Tâc, 1/552; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 1/279) Âdet ve lohusalık hâlleri, dinimizce hükmen kirlilik sayılmakta ve ibadetlere engel kabul edilmektedir. Camiler de ibadet mekânıdır. Hz. Peygamber (s.a.s.) “Ben âdetli kadının ve cünüp kimsenin mescide girmesini/mescitte bulunmasını helal görmüyorum.” (Ebû Dâvûd, Tahâret, 90 [232]; İbn Huzeyme, es-Sahîh, 2/284 [1327]), “Mescit, âdetli kadına ve cünübe helal değildir.” (İbn Mâce, Tahâret, 126 [645]) buyurmuştur. Bazı âlimler ise ihtiyaç hâlinde örneğin, camideki bir eşyayı almak için âdetli kadının camiye girmesini veya camiden geçen yolun daha yakın olması gibi bir sebeple caminin içinden geçmesini caiz görmüşlerdir. (İbn Kudâme, el-Muğnî, 1/107; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 1/279) Hanefîler de ihtiyaç olması hâlinde cünüp kişinin, teyemmüm yapmak şartıyla mescitten geçebileceğini ve orada ihtiyaç oranında kalmasını caiz görmüşlerdir. (Kâsânî, Bedâ’i, 1/38) Hanbelîlerden bir görüşe göre cünüp, âdetli veya lohusa kimseler bu durumda iken namaz abdesti almaları şartıyla mescitte bulunabilirler. (Merdâvî, el-İnsaf, 1/347-348) Zâhirîlere göre ise âdetli kadın camiye girebilir ve orada durabilir. (İbn Hazm, el-Muhallâ, 1/400-402) İhtiyaç hâlinde bu görüşlerle de amel edilebilir. Âdetli veya lohusa olan kişiler hakkındaki bu hükümler, duvar veya başka bir şeyle çevrilip mescid olarak inşa edilmiş ve içerisinde itikâfın yapılmasının sahih olduğu yerler için geçerlidir. Bu nedenle mescidlerin avlusu ve müştemilatında bulunup da duruma göre imama uyulabilen yerler mescidden farklı değerlendirilmiştir. Bu yerler Hanefî ve Hanbelîlerden gelen sahih görüşe göre bu konuda mescidin hükümlerine tâbi değildir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/171; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/196)
Hanefî, Şâfiî ve Hanbelîlere göre tıpkı cünüp gibi âdetli veya lohusa kadın da Kur’ân okuyamaz. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.s.) “Âdetli kadın ve cünüp olan kimse Kur’ân’dan hiçbir şey okuyamaz.” (Tirmizî, Tahâret, 98 [131]; İbn Mâce, Tahâret, 105 [595-596]) buyurmuştur. Hz. Ali de “Resûlullah’ı Kur’ân okumaktan cünüplük hâli dışında hiçbir şey alıkoymazdı.” (Ebû Dâvûd, Tahâret, 88 [229]; Nesâî, Tahâret, 171 [266]; İbn Mâce, Tahâret, 105 [594]) demiştir. Farklı bir lafızla gelen rivâyete göre ise Hz. Ali’nin “Resûlullah cünüp olmadıkça bize Kur’ân okurdu.” (Tirmizî, Tahâret, 111 [146]) dediği rivâyet edilmiştir. Bu genel yaklaşımın yanında söz konusu üç mezhep içinde bazı ayrıntılı içtihatlar da bulunmaktadır. Hanefî ve Şâfiîler, dua ve zikir kastıyla dua anlamı içeren âyetlerin cünüp, âdet ya da lohusalık hâlinde okunabileceğini; Şâfiîler dili oynatmadan ve telaffuz etmeden Mushaf’ın yüzüne bakarak kalben veya zihnen süzülebileceğini; Hanbelîler ise Kur’ân okuma kastı olmadan besmele, hamdele vb. zikirlerin okunabileceğini söylemişlerdir. (Serahsî, el-Mebsût, 3/152; İbn Kudâme, el-Muğnî, 1/106; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 1/290) Mâlikî mezhebinde ise farklı iki görüş bulunmaktadır. (İbnü’l-Cellab, et-Tefrî‘, 1/39; Karâfî, ez-Zahîre, 1/379) Sonraki bazı Mâlikîler, bu iki görüşten âdet hâlindeki kadının eğitim öğretim amacıyla Mushaf’a dokunabileceği ve Kur’ân-ı Kerîm’i okuyabileceği içtihadını tercih etmişlerdir. (Desûkî, Hâşiye, 1/174; Ezherî, Cevâhir, 1/32) Günümüzde Kur’ân eğitim ve öğretiminin aksamadan devam edebilmesi için Mâlikî mezhebinin bu görüşüyle amel edilebilir. Bununla birlikte Kur’ân eğitim ve öğretiminin çok değişik yol ve yöntemleri olduğu için âdet ve lohusalık dönemlerindeki kadınların, okuyan kimselere kulak vererek ya da kayıttan dinleyerek kulak eğitimi almaları ve âyetleri kelime kelime bölerek tashih-i hurufa ağırlık vermeleri de uygulanabilecek bir başka yöntemdir. Bu yöntem, ihtilaftan kaçınmak açısından daha ihtiyatlı olabilir.
Âdet veya lohusalık hâlindeki kadınlar için bazı özel hükümler vardır. Bu dönemlerinde bulunan kadınlar; a) Cinsel ilişkide bulunamazlar. Bu konuda Kur’ân-ı Kerîm’de “Sana kadınların âdet dönemi hakkında soru soruyorlar. De ki: O sıkıntılı bir hâldir. Bu sebeple âdet günlerinde kadınlardan ayrı durun, temizlenmedikçe onlarla cinsel ilişkide bulunmayın…” (el-Bakara, 2/222) buyrulmaktadır. Dolayısıyla kadınlar âdet ve lohusalık hâllerinde cinsel ilişkide bulunamayacağı gibi bu dönemlerindeki kadınla cinsel ilişki kurmak da haramdır. b) Namaz kılamaz ve oruç tutamazlar. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.s.), bu durumdaki kadınların oruç tutmayacaklarını ve namaz kılmayacaklarını bildirmiştir. (Buhârî, Hayız, 6 [304]) Âdet ve lohusalık hâlindeki kadınların, Hz. Peygamber (s.a.s.) döneminde namaz kılmadıkları ve oruç tutmadıkları konusunda sahabenin ittifakı vardır. Bu konuda müçtehitler de görüş birliği içindedir. Bu hâllerde kılınmayan namazlar daha sonra kaza edilmez, tutulmayan Ramazan oruçları ise kaza edilir. Hz. Âişe, âdet hâlinde kılınamayan namazların kaza edilip edilemeyeceğini soran bir kadına “Resûlullah zamanında âdet döneminden sonra bize oruçları kaza etmemiz emredilir, namazları kaza etmemiz ise emredilmezdi.” (Müslim, Hayız, 67-69 [335]; bk. Buhârî, Hayız, 20 [321]) cevabını vermiştir. c) Kâbe’yi tavaf edemezler. Hz. Peygamber (s.a.s.), âdet hâli sebebi ile hac yapamayacağından endişe ederek ağlayan Hz. Âişe’ye “Kâbe’yi tavaf etmek dışında, haccedenlerin yaptığı her şeyi yap.” (Buhârî, Hayız, 1 [294]) buyurmuştur. d) Gerekmedikçe cami ve mescitlere giremezler. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/13; Mevvâk, et-Tâc, 1/552; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 1/279) e) Âdet ve lohusalık hâlindeki kadınların Kur’ân-ı Kerîm’e dokunmaları ve onu okumaları konusunda ise İslâm bilginleri farklı görüşler ortaya koymuşlardır.
Kadınlar âdet veya lohusalık hâllerinde iken dua edebilirler; zikir ve dua anlamı taşıyan âyet-i kerîmeleri okuyabilirler. Bunun yanında, kelime-i şehâdet, kelime-i tevhid, istiğfar, salavât-ı şerîfe getirebilirler. Tefsir, hadis ve fıkıh eserlerini okuyup inceleyebilirler. (bk. İbn Nüceym, el-Bahr, 1/209-211; Aliyyü’l-Kârî, Fethu bâbi’l-‘inâye, 1/143-144; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/292-293; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 1/290)
Hanefî mezhebine göre âdetin asgari süresi üç gün, azami süresi ise on gündür. Üç günden az veya on günden fazla devam eden kanamalar âdet değil, istihâze (adet ve nifas dışında, herhangi bir hastalık sebebiyle oluşan kanama) olarak kabul edilir. İki adet arası temizlik süresi ise en az on beş gündür. (Mergînânî, el-Hidâye, 1/32; Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/26) Düzenli âdet gören bir kadının normal (mutad) âdet günlerinden sonra kanaması devam eder ve bu kanama on günü geçmezse kanamanın tamamı âdet hükmündedir. Ancak bu kanama on günü aşarsa mutad âdet günlerinden sonraki kanamaların hepsi istihâze kabul edilir. (Serahsî, el- Mebsût, 3/178; İbnü’l Hümâm, Fethu’l kadîr, 1/176-178) Mesela düzenli adeti altı gün olan bir kadının kanaması devam eder ve bu durum on günü aşmazsa kanama olan günlerin tamamı âdetten sayılır. Fakat aynı kadının kanaması on günü geçerse, altı günden sonraki kanamaların tamamı istihâze kabul edilir. Bu kadın, on günden sonra namazlarını kılması ve oruçlarını tutması gerektiği gibi, mutadı olan altı günden sonra on güne kadar eda etmediği namaz ve oruçlarını da kaza eder. (Aynî, el-Binâye, 1/664-665; İbn Nüceym, el-Bahr, 1/223) Temel hükümler böyle olmakla birlikte nadiren de olsa kimi kadınların düzenli olarak üç günden az veya on günden fazla kanaması olabilmektedir. Buna göre düzenli olarak üç günden az ya da on günden fazla kanaması olan kadınlar tıbbi muayenenin de bunu desteklemesi hâlinde üç günden az ve on beş güne kadar olan kanamalarını âdet olarak kabul edebilir.
Âdetli olsun veya olmasın kadınların, cenazenin yanında durmaları, açıp yüzüne bakmaları ve kabir ziyaretinde bulunmaları caizdir. (İbn Nüceym, el-Bahr, 2/184; Haskefî, ed-Dürrü’l-muhtâr, 1/117)