Fetva Meclisi
Soru
Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem, güzel koku sürülmesini söylerken sadece erkekleri mi kastetmiştir? Kadının dışarı çıkarken koku sürünmesinin melekler tarafından lanetle anılmasına neden olduğunu duydum, bu bilginin doğruluk derecesi nedir?
Cevap
Benzer fetvalar
Bahsettiğiniz hadisler, kadınların güzel kokular sürünmelerini tamamen yasaklamış değildir. Aksine, kadınlar kendi mahrem ortamlarında (kendi evlerinde, aile içinde, diğer kadınların bulunduğu yerlerde veya mahrem erkeklerin yanında) koku sürünebilirler. Ancak yabancı erkeklere karşı dikkat çekici bir şekilde kokular sürünmek, Müslüman hanımın iffetini koruma ilkesine aykırıdır. Bir erkeğin kadının kullandığı parfümün kokusunu alması gusül gerektiren bir durum değildir. Gusül, ancak cinsel ilişki, meni veya mezi çıkışı gibi durumlarda farz olur. Dolayısıyla bir erkeğin kadının parfümünün kokusunu alması, gusül gerektiren durumlara girmez. Ancak bu, parfüm kullanmanın meşru bir zeminde olması gerektiği gerçeğini değiştirmez. Allah Teâlâ niyetlerimizi ve davranışlarımızı razı olacağı şekilde düzenlemeyi nasip etsin.
Erkeğin böyle bir yasak koymasının bağlayıcılığı olabilir ama bunun iki sonucu olur. 1- Böyle bir yasak mesela babasını senede bir kere de olsa ziyaretine mani olacak genişlikte olamaz. 2- Erkeklik böyle olmaz.
Peygamber aleyhisselam efendimizin hayatı kadınlarla istişare ile doludur. O bilgiler de sahih bilgilerdir. Dinimizin ruhu da kadının görüşüne önem verilmez görmeye terstir. Bu durumda kimse öyle bir iddiada bulunamaz. Kitaplardaki o tür sözlerin sağlam bir kaynağı yoktur.
Selamünaleyküm, Dış deriye sürülen bir şey kokusundan ötürü oruca zarar vermez.
Kadının erkeği, erkeğin kadını arayıp sorması esasen yasak değildir. Yasak olan mesela kadının eşinin razı oymayacağı bir şekilde bunu yapması veya fitne oluşturma ihtimalinin bulunduğu bir zemin ve ortamda bunu yapmaktır.
Selamünaleyküm. Buradaki 'savurganlık' anlayışının belirlenmesi önemlidir. Size göre savurganlık olan bir başkasına göre nomla olabilir. Eğer yaşadığınız çevreye göre ölçü alındığında savurganlık yapıyorsa eşiniz, ondan gizli bir birikim sağlamanızda bir sakınca olmaz. Ancak o birikimi yine ev yararına olan işlerde harcamanız gerekir. Sakın böyle bir konu üzerinden eşinizle aranızı açmayın. Aranızın açılması savurganlıktan daha kötüdür. Allah sabırlar versin.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Şöyle bir anlayış doğru değildir: ‘Evlenenin ibadet değeri artar.’ Bu doğru olmaz. ‘Evlenen biri, imanı ve ameli açısından bekâr birine göre daha güvende olabilir’ denirse buna itiraz etmeyiz. Evliliğin kendisi bir ibadettir zaten. Şunu da bilmeliyiz ki, bir farklılık getiren ne varsa beraberinde bir risk de getiriyor demektir. Evliliğe bu açıdan bakmalıyız.
Plaj işletmeciliğinin bir sorunu alkol ise ikinci sorunu da beden teşhiridir. Kadın veya erkeğin, avret teşhiri yapılan bir yeri işletmesi, oradaki işlenecek günahlara ortak olması demektir. Allah'tan korkun ve o işe girmeyin. Ahirette size dert olmayacak bir iş yapın.
Esasen tilavet secdesi Kur'an’ın kendisini okurkendir. Meal için gerekmeyebilir dense de Kur'an’ımıza tazim bakımından o emri duyanın da secde etmesini tazim bakımından tavsiye etmeliyiz.
Terör, sadece Müslümanların değil, bütün insanlığın başında bir beladır. Terörü sadece bombalama olarak görürsek, ona en hafif noktasından bakmış oluruz. Asıl terör, insanın yaşadığı toplumda kendisini güvende hissetmesine engel olan her eylemdir. Müslümanların terörden çektiği sıkıntı yeni değildir. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem zamanında da terör olayları olmuştur. Daha sonraki Raşid Halifeler dönemi de dâhil, terör hayatımızın paralelinde bizimle beraber yürümüştür maalesef. Terör hakkında şu tespitleri yapmamızda yarar vardır: 1- İnsanın bünyesinde kanser ve benzeri öldürücü hastalıkların bulunması nasıl doğalsa, toplumun içinde -o toplum İslam toplumu bile olsa- teröre uygun kafaların bulunması o derece doğaldır. Allah hayra uygun tipler yarattığı gibi şerre uygun tipler de yaratmaktadır. 2- Allah’ın mülkünde ve O’nun hükmüyle yaşıyoruz. Terörü ve benzeri afetleri üzerimize gönderen Allah Teâlâ’nın hangi hatamızı bize hatırlatmayı dilediğini tahlil etmemiz yararlı olacaktır. Kur’an’ı hayatın en köhne noktasında bir mezar kitabı olarak bekleten, dini yük olarak gören bir toplumun Allah’tan göreceği azabı sadece ahiretteki cehennemden ibaret zannetmek yanılgıdır. Allah Teâlâ’nın dünyada tattırdığı azap çeşitlerinden birinin iç kargaşa olduğunu Kur’an haber vermektedir. 3- Müslüman insandan terörist olur mu? Bu sorunun cevabı, Müslüman kul hakkıyla Rabbine gidebilir mi veya insan canına kıymış bir insan cehennemden nasıl kurtulur da cennete girer şeklinde sorulsaydı, cevap anlaşılmış olurdu. Bir cana kıymak, bütün insanlığa kıymak kadar ağır bir suçtur. Müslüman teröre bulaşamaz. Hatta gece, uykudaki insanları rahatsız edebilecek bir eylemi bile yapsa, Müslüman perspektifinden bu bir terördür. Apartman merdivenlerinden gürültü oluşturacak şekilde inip çıkmak bile terördür Müslüman’ın gözünde. 4- Müslüman’ın toprağını ve mukaddesatını işgal eden güçlere karşı naçar kalıp, müdafaa yapmasını terör olarak adlandıramayız. Toprağın savunması kadar kutsal bir görev olamaz. 5- Terör, insanlığın sorunudur. Şu anda hükümranlığı elinde bulunduran, büyük güçlerin sahibi ülkeler de, terörle uğraşmak zorunda oldukları halde onlar, ellerindeki medya güçleriyle, istedikleri olayı büyütüyor, istediklerini de unutturuyorlar. Müslümanların yaşadığı toplumlardaki bir olayı da senelerce gündem yapabiliyorlar. Bu yüzden terörü Ortadoğu’nun sorunu gibi algılamak kısır ve yönlendirilmiş bir baskının ürünüdür. 6- Müslümanların topraklarında da teröre uygun kafaların bulunabileceğini inkâr edemeyiz. Ama özellikle örgütlenmiş terör örgütlerinin Batılılar tarafından organize edilip, desteklendiğini de bilmekteyiz. Onlar kendileri terörden şikâyet ederken, terörü bizi ezmek ve yönlendirmek için maşa olarak kullanmaktadırlar. 7- Müslüman olarak biz, teröre karşı iki yönden tedbirli olmak durumundayız. Aksi takdirde, terör var diye kendimizi Allah katında aklayamayız: a- Yaşadığımız ülkelerin yasalarının bize tanıdığı bütün hakları kullanarak tedbir alırız. Evimizin, iş yerimizin güvenliği için gerekenleri eksik etmeyiz. Kasamızı sağlam, kapımızı kilitli tutarız. Güç ve güven neye deniyorsa onu elde etmeye çalışırız. b- Terörün asıl kaynağına karşı da uyanık olmayı borç biliriz. Siyasi ve dini cehalet, asıl kaynağı unutturuyorsa biz de o şuuru yakalarız. Küçük bir terör hareketine takılı kalıp, asıl terör kaynağını göremezsek, terörün maksadına ulaşmasına destek vermiş oluruz.
Zaten gayri ciddi bir niyetle görüşmeniz asla doğru olmaz. Ciddi niyetlerle görüşürken de ölçüsüz olamazsınız. Şu sorunun cevabını zihninizde tartmaya çalışınız: Şeytan, gayri ciddi olanları mı tercih eder? Cevap kesindir: Şeytan için böyle bir ölçü yoktur. Bunun için, evlenmeyi düşündüğünüz biriyle -gezmek de dahil- ilişkilerinizde şu kurallara uymanız gerekmektedir: 1- Kesinlikle HALVET halinde olmayacaksınız. Halvet, na mahreminizle kapalı bir ortamda baş başa kalmanızdır. Halvet haramdır. Bir erkekle bir kadın halvet halinde oldular mı onların üçüncüsü şeytandır. Muhakkak beraberinizde üçüncü bir şahıs bulunmalıdır. 2- Zaruret ölçülerini aşmayacaksınız. Zaruret, evlilik şartlarını konuşup, pazarlık etme ile sınırlı olmalıdır. 3- Ebveyninizin çiğnenmiş olacağı bir yola girmeyin. Çok özel bir durum olmadıkça, onlara danışarak böyle bir işe girişin. 4- Nikâhlanmadıkça elinizi eline değdirmeyeceksiniz. 5- Görüşmelerinize kılıf olsun diye nikâh yapmayın. Nikâh ciddi bir iştir ve şakası yoktur. Zevkinize maşa olsun diye nikâh yapmanız doğru değildir. 6- Bu süreyi aylara yaymayın. Mümkün olan en kısa sürede olumlu veya olumsuz kararınız verilmiş olmalıdır. 7- Gönlünüzü kaptırmadan, iyi bir istişare yapmış olun. Tecrübesizliğin bedelinin bir ömür boyu sürecek yanılgılar olabileceğini bilmelisiniz. Duygularınızla değil aklınızla karar vermeye çalışın. Tecrübeye saygı gösterin.
Haram bir şeye, bile bile ve kastederek 'Allah bereket versin' şeklinde gönül hoşnutluğunu gösteren bir ifade kullanmak maazallah dinden çıkmak ile sonuçlanabilir. Hata ile veya bilmeden söylenmesi ise inşaallah istiğfar ile kapatılır.