Fetva Meclisi
Soru
Ciddi niyetlerle görüştüğüm biriyle elini tutmadan gezebilir miyim?
Cevap
Benzer fetvalar
Rabbim niyetinizi kabul buyursun. Çok güzel bir niyetle çok güzel bir yola çıkmışsınız. Allah’tan sürecinizi hayırla ve razı olacağı şekilde tamamlamasını niyaz ederiz. İlk olarak; Evliliğe kadar giden süreçte telefonla ya da yüz yüze görüşmelerin, meşru şartlar sağlandığı sürece bir sınırı yoktur. Önemli olan, içinize sinene kadar görüşmenin gerçekleşmesidir. Bazı insanlarda bu üç defada gerçekleşirken, bazı kişilerde yedi defa görüşme ile gerçekleşir. Önemli olan, görüşmenin sayısından ziyade niteliğidir. Bu görüşmelerde amacın kişiyi tamamen tanımak olmadığını unutmamanız gerekir; çünkü insan karşısındakini üç görüşme ile tanıyamaz. Bu görüşmelerde amaç, olumlu ya da olumsuz görüşün ve kanaatin oluşmasıdır. Karşıdaki kişiyle evlenebileceği kanaatinin net bir şekilde oluşuna kadar görüşme yapabilirsiniz. Burada aranan kriter yalnızca dininizin uyuşması değil; fıtratınıza, gözünüze ve zihninize uyumluluk olmalıdır. Tüm bunlar sağlandığında kişinin içine sinmiş olması, bu görüşmelerden beklenilen neticedir. Bu görüşmeler esnasında dikkat edilmesi gereken bir diğer husus da görüşmelerin muhakkak anne babanın bilgisi dâhilinde olmasıdır. Birbirlerine temas söz konusu değildir. Halvet ortamı oluşturulmamalıdır. Henüz evlilik hayatının başlamadığının bilincinde olarak görüşmelerinizi gerçekleştirmelisiniz. Bu şartlar sağlandığı takdirde gerekli şeyleri konuşmak için görüşülebilirsiniz. Dikkat edilmesi gereken bir diğer husus da ilk görüşme ile düğün arasındaki sürenin uzatılmaması gerektiğidir. Bu sürenin uzatılması fitne ihtimalini artırır; ne çok kısa ne de çok uzun olmaması gerekir. 2. Kadının erkeğe bakışının direkt haram olduğunu söyleyemeyiz. Haram olma durumu bakıldığında fitne oluşturacak bir ortam olması durumunda söz konusu olur. Elbette konuşurken yüzüne bakmanız gerekecektir. Ancak hassasiyetinizi koruyarak davranmalısınız. 3. Yukarıda zikredilen hususlara dikkat edildiği takdirde kitap ve izlenilen ders hakkında konuşmakta bir sakınca yoktur. Ancak dikkat edilmesi gereken bir mesele; evlenmeden önce konuşulmaması gereken önemli bazı konular vardır. Okuduğunuz kitaplar ya da izlediğiniz videolarda bu konulardan bahsediliyorsa, sizin evlenmeden önce bu konuları aranızda konuşmamanızı öneririz. Bu konular; cima, çocuk sayısı ve erkeğin kadından önde olması meseleleridir ve evlenmeden önce konuşulmaması gereken meselelerdir. Okuma planlamaları esnasında tabiiliğin bozulması söz konusu olacaksa, o zaman da bu okumaların yapılması doğru olmaz. Örneğin belirlenen saatler esnemeye müsait olmadığında ya da programa uyulamaması halinde bir sorun ortaya çıkmış gibi yorumlanacaksa, o zaman doğru olmaz. 4. Son olarak da size tavsiyemiz, kendinizi maddi ve manevi geliştirmeyi önceliğiniz hâline getirmek olacaktır. • Kur’an-ı Kerim okuyun; Kur’an-ı Kerim’in evinizin bereket kaynağı olduğunu unutmayın. İlk ev tuttuğunuzda, eşyalardan önce Bakara Suresi’ni evinizde okumayı önceleyin. • Huzurunuzu ve mutluluğunuzu önceleyin, insanların görüşlerine göre şekillenmeyin. • Hayali beklentilere kapılmayın, gerçekçi düşünün. Bunu yaparken de duygularınızın sönmesine müsaade etmeyin. • Nişanlılık dönemi, Müslüman iffetli bir kadının en heyecanlı dönemlerinden biridir. Bunun tadını çıkarın. Bu tadı gölgeleyecek şeylerden ilişkinizi uzak tutun. • Çok dua edin. Allah’ın bu yuvayı bereketlendirmesi için O’ndan gelecek her türlü hayra muhtaç olduğunuzu hatırlayın. Allah mübarek etsin.
Selamünaleyküm. Bir erkeğin dört kadınla nikâhlanması, Allah'ın erkeğe verdiği bir ruhsattır. Erkeğin, bu ruhsatı kullanmada belli bir özrü olması gerekmez. Gereken, erkeğin böyle bir ruhsatı kullanmada adaleti yerine getirebilecek kapasitede olmasıdır. Sizin sorunuzdaki erkeğin durumu, onunla Rabbi arasında bir durumdur. O erkeğin evlenme nedenini başkalarına izah etmesi gerekmez. Bir erkek, ikinci bir eşle evlendiğinde birinci eşe sağladığı her imkânı ikinci eşe de sağlamak zorundadır. Bu hususta eşit davranmaması durumunda ikinci eşle nikâhlanma hakkını zedeler. İki eşin bir araya getirilmesi ise caiz değildir. İki kadının da rızası olmadıkça bir araya getirmezi zulümdür. Bu zulme eşlerinden biri itiraz edebilir. İtirazı muteberdir. Birinci eşin ileri sürdüğü, 'çocukları görme' düzeyinde bir beraberlik ise muteber değildir.
Allah seni muradına erdirsin güzel kardeşim, zevacını şimdiden tebrik ederim. Evliliğin seni ve eşini cennete taşıyan bir ibadete dönüşmesi için şu noktalarda niyetin olsun ve o niyetlerini de ölünceye kadar korumaya azimli ol, niyet edebiyatı yapma sakın: 1. Başta Peygamber aleyhisselam efendimiz olmak üzere bütün peygamberlerin ortak sünnetine uymaya niyet et. Evlilik bir nübüvvet sünnetidir. 2. İffetli bir mü'min olmaya, gözünü ve derini haramdan korumaya niyet et. 3. Salih çocukların babası olmaya niyet et. 4. Ümmetimizi arttırmaya niyet et. 5. Bir mü'min kadının iffetini korumaya bekçi olma niyeti yap. 6. Yeni oluşturacağın hısımlık ve akrabalıklar üzerinden mü’mince ülfet ortamı kurmaya niyet et. 7. Helal bir rızık kazanıp, o rızık ile eşini ve çocuklarını geçindirmek ve bununla da Rabbinin rızasını kazanmak sevdasına niyet et. 8. Sana evliliği zindan etmeyi şimdiden planlayan şeytanla sonuna kadar cihat etmeye niyet et. 9. Eşin, tartışan, huzursuz biri çıkarsa maazallah, onunla kavga etmeyerek ”haklı olduğu kavgadan çekilene cennet sözü veren” Peygamber aleyhisselamın müjdesine ermeye niyet et. 10. Kur'an sesi ile yoğrulan, onun hükümleri ile mayalanan bir ev sahibi olmaya, o eve bir nokta kadar da olsa haram sokmamaya niyet et. Mübarek olsun kardeşim benim.
Allah yardımcınız olsun. Size şunları söylemeliyim: Ne olursa olsun durum, tek taraflı bir düşünme eksiktir. Kendinizi de yoruma katın. Yüzde yüz o suçlu da siz yüzde yüz haklı olmanız zor bir durumdur. Evet, ağırlıklı hata onda olabilir ama sizin de idareyi becerememe gibi bir hatanız mesela olamaz mı? Böyle, dengeli ve adil olmaya çalışan bir düşünce ile aranızdaki sürtüşmeyi tekrar değerlendirin. Şeytan sizi kışkırtıp gaza getirirken sizin de imanınızla itidalli olmayı becermeniz gerekir. Evet, eşinizi küsme/konuşmama/darılma/surat asma/yataktan uzak tutma gibi cezalarla cezalandırabilirsiniz ama şunu bilmelisiniz: • Müslüman’ın sıradan bir Müslüman ile küsmesi bile üç günü aşmayacak şekilde sınırlandırılmıştır. Makul bir sebep, dini bir yöntem şart getirilmiştir. Esasen küsmek yasaktır. Eşi bu yöntemle sıkıştırmanın üç gün diye bir süresi yoktur ama bu karar, riski ağır bir karardır. • Eşinize küsebilmeniz için öncesinde ona nasihat etmiş/ettirmiş olmalısınız. Küsme denen süreç ikinci kademedir. Birinci kademeyi ne kadar aştığınızı iyi düşünün. Sözünü dinleyeceği birilerini nasihat için devreye aldınız mı, iyi düşünün. • Kadın için “iyi değil/asi” diyebilmeniz günlük bir iki hata üzerine olmamalıdır. İffetle ilgili bir sıkıntı, yatak odasını köreltme sıkıntısı, evden izinsiz çıkışlar gibi nedenlerle olabilir bu karar. • Bu süreci başlatmanın geri dönüşü zor bir süreci başlatmak olacağını iyi düşünün. Sizinle beraber şeytanın da bir süreç başlatacağını hiç aklınızdan çıkarmayın. Bunun yerine sabrı, alttan almayı, üçüncü kişilerden istifade etmeyi denemeye çalışın. Aileyi bir cihat ortamı görün ve oradan mücahitler gibi sevap kazanmayı yeğleyin. Kendiniz ve eşiniz için dualar edin. Allah yardımcınız olsun.
1- Bir kere yaşınız geç kalmışlık yaşı değildir. Tam evlenmesi uygun bir yaştasınız. Geç kalmış ya da sorun halini almış olmak için en az iki-üç yılınız daha var. 2- Gelen tekliflerde öncelikle Peygamber aleyhisselamın tavsiyesine uyup, din ve ahlâk şartını arayın. Ama sadece din demiyorum; din ve ahlâk ikisi de aransın. 3- Din ahlâk şartından sonra kesinlikle fiziki vasıf arayın. Gözünüze hoş gelen, seveceğiniz bir insanla evlenmeniz gerekir. 4- Ekonomik vasıfların hiç birini aramayın. İş, diploma ve benzeri talepleriniz olmasın. 5- Ailevi ilişkilerine önem verin. Anne ve babası ile olan ilişkisi nasıl yürüyor, onu izlemeye çalışın. Allah'tan sonra anne ve babasını görmeyen evlenilmeye değer biri değildir. 6- Bağlı olduğu bir cemaati varsa onu araştırın. Kör bir taklitçi ile evlenilmesi de doğru değildir. 7- Olumlu veya olumsuz cevap için kesinlikle zaman ayırın. Üç gün düşünmeden cevap vermeyin. 8- Son kararınızı İSTİHARE yaparak verin. 9- İtimat ettiğiniz biri ile muhakkak istişare yapın. Tek başınıza karar vermeniz eksik olur. 10- Bir kaç kere başlayıp bozulmaya takılmayın. Onuncu görüşmede bile sonuca ulaşsanız bu normaldir. Allah işinizi kolay etsin.
Selamünaleyküm. Bir:Ailesinin izni olmadan sizinle görüşebilen biri ile siz nasıl 'iyi bir hayat' kurabileceğinizi vehmediyorsunuz ki? O, yirmi yıldır onu büyüten ebeveynini ezdi, sizi ezmesi için kaç yıl gerekir zannediyorsunuz? Anne baba ezip geçenden kimseye hayır gelmez! Bu kural dünya kurulduğundan beri böyledir. Siz elbette şimdiki lezzete bakıp aldanıyorsunuz. Alkol de kullanılırken pek lezzet verir, ya sonrası! İki:Sizin evlilik vaktiniz geldi ise iki yıl beklemeniz hiç doğru değildir, hemen evlenip kendinizi kurtarın. Üç:Milyon haram işleseniz dahi, namazı ve diğer ibadetleri terk etmemelisiniz. Zaten o haramlardan kurtulmanız ancak namaz sayesinde mümkün olacaktır. Şeytan son kurtuluş umudunuzu da size tükettirmek istiyor. Açın gözünüzü, açın! Dört: Nikâhın imamı müezzini mi olur; ya vardır nikâh ya da yoktur. Yarın, düğün yapmayacaksanız nikâhı zinanıza alet etmeyin.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Terör, sadece Müslümanların değil, bütün insanlığın başında bir beladır. Terörü sadece bombalama olarak görürsek, ona en hafif noktasından bakmış oluruz. Asıl terör, insanın yaşadığı toplumda kendisini güvende hissetmesine engel olan her eylemdir. Müslümanların terörden çektiği sıkıntı yeni değildir. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem zamanında da terör olayları olmuştur. Daha sonraki Raşid Halifeler dönemi de dâhil, terör hayatımızın paralelinde bizimle beraber yürümüştür maalesef. Terör hakkında şu tespitleri yapmamızda yarar vardır: 1- İnsanın bünyesinde kanser ve benzeri öldürücü hastalıkların bulunması nasıl doğalsa, toplumun içinde -o toplum İslam toplumu bile olsa- teröre uygun kafaların bulunması o derece doğaldır. Allah hayra uygun tipler yarattığı gibi şerre uygun tipler de yaratmaktadır. 2- Allah’ın mülkünde ve O’nun hükmüyle yaşıyoruz. Terörü ve benzeri afetleri üzerimize gönderen Allah Teâlâ’nın hangi hatamızı bize hatırlatmayı dilediğini tahlil etmemiz yararlı olacaktır. Kur’an’ı hayatın en köhne noktasında bir mezar kitabı olarak bekleten, dini yük olarak gören bir toplumun Allah’tan göreceği azabı sadece ahiretteki cehennemden ibaret zannetmek yanılgıdır. Allah Teâlâ’nın dünyada tattırdığı azap çeşitlerinden birinin iç kargaşa olduğunu Kur’an haber vermektedir. 3- Müslüman insandan terörist olur mu? Bu sorunun cevabı, Müslüman kul hakkıyla Rabbine gidebilir mi veya insan canına kıymış bir insan cehennemden nasıl kurtulur da cennete girer şeklinde sorulsaydı, cevap anlaşılmış olurdu. Bir cana kıymak, bütün insanlığa kıymak kadar ağır bir suçtur. Müslüman teröre bulaşamaz. Hatta gece, uykudaki insanları rahatsız edebilecek bir eylemi bile yapsa, Müslüman perspektifinden bu bir terördür. Apartman merdivenlerinden gürültü oluşturacak şekilde inip çıkmak bile terördür Müslüman’ın gözünde. 4- Müslüman’ın toprağını ve mukaddesatını işgal eden güçlere karşı naçar kalıp, müdafaa yapmasını terör olarak adlandıramayız. Toprağın savunması kadar kutsal bir görev olamaz. 5- Terör, insanlığın sorunudur. Şu anda hükümranlığı elinde bulunduran, büyük güçlerin sahibi ülkeler de, terörle uğraşmak zorunda oldukları halde onlar, ellerindeki medya güçleriyle, istedikleri olayı büyütüyor, istediklerini de unutturuyorlar. Müslümanların yaşadığı toplumlardaki bir olayı da senelerce gündem yapabiliyorlar. Bu yüzden terörü Ortadoğu’nun sorunu gibi algılamak kısır ve yönlendirilmiş bir baskının ürünüdür. 6- Müslümanların topraklarında da teröre uygun kafaların bulunabileceğini inkâr edemeyiz. Ama özellikle örgütlenmiş terör örgütlerinin Batılılar tarafından organize edilip, desteklendiğini de bilmekteyiz. Onlar kendileri terörden şikâyet ederken, terörü bizi ezmek ve yönlendirmek için maşa olarak kullanmaktadırlar. 7- Müslüman olarak biz, teröre karşı iki yönden tedbirli olmak durumundayız. Aksi takdirde, terör var diye kendimizi Allah katında aklayamayız: a- Yaşadığımız ülkelerin yasalarının bize tanıdığı bütün hakları kullanarak tedbir alırız. Evimizin, iş yerimizin güvenliği için gerekenleri eksik etmeyiz. Kasamızı sağlam, kapımızı kilitli tutarız. Güç ve güven neye deniyorsa onu elde etmeye çalışırız. b- Terörün asıl kaynağına karşı da uyanık olmayı borç biliriz. Siyasi ve dini cehalet, asıl kaynağı unutturuyorsa biz de o şuuru yakalarız. Küçük bir terör hareketine takılı kalıp, asıl terör kaynağını göremezsek, terörün maksadına ulaşmasına destek vermiş oluruz.
Plaj işletmeciliğinin bir sorunu alkol ise ikinci sorunu da beden teşhiridir. Kadın veya erkeğin, avret teşhiri yapılan bir yeri işletmesi, oradaki işlenecek günahlara ortak olması demektir. Allah'tan korkun ve o işe girmeyin. Ahirette size dert olmayacak bir iş yapın.
Kadın, hayatın yarısıdır. İnsan, kadın ve erkekten oluşmaktadır. Kadınsız bir hayat düşünülemeyeceği gibi, onsuz bir din de düşünülemez. Aynı şekilde kadınsız bir imtihan da düşünülemez. Rabbimiz, bizi imtihan etmeyi murat etiğinde, bünyemize o imtihanın araçlarına da koydu. İçimizdeki cinsel şehvet arzusu bu araçlardan biridir. Cinselliği nedeniyle erkeğe karşı kadın, kadına karşı kadın, ilk insanlardan beri sorundur. Allah’ın insanı, terbiye eden kuralları arasında da kadınla belirginleşen şehveti dizginleme kuralları göze çarpan en önemli kurallar arasındadır. İslam bir eğitim dinidir. İnsanı başıboşluktan, ilahi terbiyeye almakta ve cennete girmeye müsait hale getirmektedir. Ana ekseni şer etrafında dönen anlayışların, İslam’la mücadele ederken önlerine çıkan ilk engel, fıtratı bozulmamış, hilkatine uygun yaşayan Müslüman kadınlardır. Elbette, Müslüman kadına karşı yoğun bir tepki gösterecek ve onu asli kimliğinden koparmaya çalışacaklardır. Çünkü Müslüman kadın bozulduktan sonra, onların cephelerde savaşmasına gerek kalmadan kazanacakları bir savaş söz konusu olacaktır. Kadın üzerinden savaşırken, öne sürebilecekleri şey, Müslüman kadını farklı yapan şeylerdir. Şimdi Müslüman kadınların bile onların söylediğine inanıyor olması, savaş esnasında iman zafiyetinin tezahürü ile ortaya çıkan açıklarımızdır. Allah’a sığınıp yolumuza devam etmek durumundayız. Onların icat etmek istedikleri kadın tipi ortadadır. İslam’ın yaşatmak istediği kadın tipi de bellidir. Onlar, vücudu para eden, ifsat aracı olarak kullanılan, başıboş bir kadın isterler. İslam ise; - İmanı güçlü, - İbadeti sürekli ve ihlâslı, - Çok doğuran - Nesil yetiştiren, - Eşinin yüreği, - Cihad eden bir kadın ister. Bu isteği doğrultusunda da kadına ayrıcalıklar ve muafiyetler getirilmiş, adeta erkek kadının hizmetine verilmiştir. Kâfirler ise, anlamak istemedikleri hakikati kendi sefih anlayışlarına göre şekillendirmeye çalışmaktadırlar. Meselenin özü budur.
Bayanların koku kullanması içeride veya dışarıda yasak değildir. Yasak olan, bayanın yabancı erkeğin dikkatini çekmesidir. Kullanılan koku da buna sebep olacağı ihtimalinden ötürü dışarıda koku kullanması kadın için sakıncalı bulunmuştur. Durumu bu açıdan değerlendirmeye çalışın, biiznillah kavrarsınız.
Şöyle bir anlayış doğru değildir: ‘Evlenenin ibadet değeri artar.’ Bu doğru olmaz. ‘Evlenen biri, imanı ve ameli açısından bekâr birine göre daha güvende olabilir’ denirse buna itiraz etmeyiz. Evliliğin kendisi bir ibadettir zaten. Şunu da bilmeliyiz ki, bir farklılık getiren ne varsa beraberinde bir risk de getiriyor demektir. Evliliğe bu açıdan bakmalıyız.
Vahhabilik, vahhabi olmayanların büyüttüğü küçük bir ekoldür. Osmanlı hilafetinin gerileme dönemindeki boşluktan kaynaklanan zafiyette ortaya çıkmış ve planlı bir şekilde, Suudi Arabistan’ın zenginliklerinden yararlandırılmıştır. Vahhabiliğin kökü iki asırdan öteye gitmediği halde, İbni Teymiye’ye bağlı görünmeyi kendileri için uygun görmüşlerdir. Vahhabilik, üç beş kısır konu etrafında dönen bir düşünce akımıdır. Ekolün geliştiği bölgenin Mekke ve Medine’ye yakın olması, bütün dünya Müslümanları açısından gündem olmalarını ve etkin görünmelerini sağladı. Vahhabilik itikatla ilgili meseleler etrafındadır. Ameli konularda, genelde Hanbeli mezhebini izlemektedirler. Vahhabilerin ortaya çıkışını ve belirli fikirleri savunmalarını doğru gibi gösterecek ipuçlarının olmadığını da iddia edemeyiz. Ama biz vasat olmak zorundayız. Vahhabilik her şeyden önce vasat olma özelliğini kaybetmiş bir ekoldür. Bizim onları tartışırken vasatlığımızı kaybetmemiz halinde, onlara benzer bir yolu izlemiş oluruz. Yol Allah’a gidiyorsa, dileyen dilediği gibi gitsin! Yeter ki kılavuz Kur’an ve sünnet olsun!