Fetva Meclisi
Soru
Hocam kaza namazı kılan ve kaza orucu tutan bir insan “kaza namazı kılıyorum, kaza oruç tutuyorum” demesinde karşı tarafı şahit tutuyor olur mu? Bunu demesinde sakınca var mı? Yoksa teşvik amaçlı kaza namazı kılıyorum veya kaza orucu tutuyorum diyebilir mi?
Cevap
Benzer fetvalar
Kaza orucu daha öncelikli ve daha önemlidir. Öyle günlerde tutacağınız orucu kaza olarak niyet edin. Biiznillah o günden umduğunuz sevabı da yakalarsınız. Allah Teâlâ kabul buyursun.
İnsanların neyi neden yaptıklarını esasen sadece Allah Teâlâ bilir. Biz zahire göre yani dışarıdan görülen şekline göre karar veririz. Oruç tutuyor olması bir insan için iman işaretidir biiznillah. Orucun dışındaki hayatını yanlış çizgide değerlendirmesi ise orucunun yok sayılma nedeni olmaz yeter ki açık bir imandan çıkma noktasında olmasın. Bugün orucun bu şekilde hafif tutulması, iftarının kendisinden daha önemli olması ya da ahkâmının önemsenmemesi bir imtihan meselesidir maalesef. Oruç esasen imanla bağlantısı bakımından namazın aynısıdır. Sağlığa faydası var veya yok oruç ibadettir. Bütün ibadetler gibi emredeni Allah olduğu için yapılır. Allah’a iman gereği olarak yapıldığı için de ihlas ve ihsan üzere yapılması istenir. Prensip olarak tamamını yapamadığımız şeyin yapabildiğimiz kadarını ihmal etmemiz doğru olmaz diye düşünmeliyiz. Bir yandan oruç tutmaya ve tutulması için çalışmaya diğer yandan da orucun kalitesini yükseltmeye gayret edeceğiz. Böylece bir imtihan olan hayatımızı değerlendirmiş olacağız.
Yapmaya “niyet etmek” başka şey o işi “yapmayı adamak” başka şeydir. Adak yapmadı ise tutamadığında bir sıkıntı olmaz. Allah kabul buyursun.
“Daha sonra tutarım” diye oruç tutmamak ibadeti hafife almak olur. Bunu da bir mü'min yapmamalıdır. Evet, tutmaya niyet etmeyen için altmış gün ceza gerekmiyor. Çünkü onun tavrı altmış gün ceza ile dahi kapanamayacak kadar ağır bir hatadır. İbadetleri imanımızın gereği olarak yerine getirdiğimizi bilmeliyiz ve her ibadetin karşılığı cennettir veya cehennemdir.
Selamünaleyküm. Siz kazaya niyet etti iseniz o oruçlar kaza yerine geçer, nafile olanı ise tutulmamış olur ama bu sizin için bir eksiklik değildir. Önemli olan farz eksiğinin olmamasıdır.
Tuttuğunuz bazı oruçlar için ÜZERİME KAZA KALAN SON ORUÇ diyerek niyet edebilirsiniz. Kaza varsa onun yerine geçer değilse zaten nafiledir.
Fıkıh konusundaki diğer fetvalar
Seferîlik hükümleri keyfî veya zarurî diye ayrılmıyor. Tatil ve benzeri bir maksat için de olsa seferîlik hükümleri fıkıh kuralı olarak aynıdır. Kişinin daha takvaca tercih yapması ise bir kalp meselesidir.
Evinizde ilmihâl olarak, Delilleriyle İslam İlmihali (Hamdi Döndüren); hadis kitabı olarak Riyâzü's-Sâlihîn (İmam Nebevi; 8 ciltlik olan) bulunmalıdır. Nureddin Yıldız hocamızın Fıkıh Derslerinin ses kayıtlarını dinleyebilirsiniz. Allah ilminize bereket versin.
Kişinin ilmi donanımını bilmeden kitap tavsiyesi doğru olmadığından halkımızın seviyesini ölçü alarak herkesin bilmesi ve okuması gereken ilmihal, hadis, tefsir ve siyer kitabı tavsiye edebilirim. -Delilleriyle İslam İlmihali (Hamdi Döndüren) -Riyâzü's-Sâlihîn (İmam Nevevi, 8 ciltlik) -Hakkın Daveti Kur'an-i Kerim Meali ve Tefsiri (Ömer Çelik) -Fıkhu's-sîre (Ramazan El-Bûtî)
Evet, namaz kılarken kıraat okumada tertip (sırayı gözetme) yapılmalıdır. Tertibe dikkat etmemek namaza engel bir durum değildir. Ama dikkat edilmesi tavsiye edilir. Kıraatteki tertiple (sıra ile) Kur'an'da yer alan ayet ve sure sıralaması kastedilir. Atlanarak okunacaksa en az iki sure atlanmalıdır. Bu konuda detaylı ve daha anlaşılır bilgi için hocamızın "Fıkıh Okumaları" ses kayıtlarını dinlemenizi tavsiye ederim.
Yeterli olmaz. Kaynak kitapları okunmadan yalnızca Muvatta ile Maliki fıkhı anlaşılamaz. El-Müdevvene(tu’l-Kubra) ve Muvatta üzerine yazılmış şerhlerden yalnızca birisi olan el-İstizkâr gibi eserlere başvurulması gerekir. https://islamansiklopedisi.org.tr/maliki-mezhebi#:~:text=Bir%C3%A7ok%20M%C3%A2lik%C3%AE%20m%C3%BCellifinin%20farkl%C4%B1%20d%C3%B6nemlerde,l%2Dhil%C3%A2f%2C%20istish%C3%A2b%20ve%20istihsan
Biyolojik yaş olarak “yaşlı kimdir?” sorusuna tam bir rakam zikretmemiz fıkıh olarak zordur. Altmış yaşından sonrası için yaşlılık sürecinin başladığını yetmiş beş yaşından sonrası için de halk dilindeki “yaşlı” anlayışının tam olarak kullanılabileceğini söyleyebiliriz. Yetmiş beş sonrası için de ileri yaşlılık dönemi denebilir. Fıkıh kitaplarındaki yaşlılara ait hükümler zikredilirken genelde oruç tutabilme üzerinden yaşlılık hükümleri tespit edilir. Ancak yaşlılık dışında bazı hastalıklar ve engeller sebebi ile de oruç tutulamayabileceği için yıl üzerinden yaşlı kavramını tespit etmek daha isabetli olur. İnsanın yaşını tespit ederken bugün kullanılan takvim olarak miladi/güneş takviminin yüz senelik bir ömürde yaklaşık olarak üç yıl kadar daha az kalacağını da bilmemiz gerekir.