İslami Delil
Aramaya dön
Fetva

Diyanet Fetva Kurulu

Soru

Kıdem tazminatını almak caiz midir?

Cevap

İslâm hukukuna göre işçi ve işveren arasında sözleşme serbestisi ilkesi vardır. Dolayısıyla Taraflar, hakkaniyet ve adalet başta olmak üzere dinî değerlere ve yasal mevzuata aykırı olmamak kaydıyla serbestçe bir iş sözleşmesi yapabilirler. İşçi ve işveren arasında kendi özgür irâdeleriyle yapılan sözleşmeye devlet, bazı yararları hesaba katarak ilave maddeler veya çerçeve hükümler koyabilir. Sözleşmede açık bir hüküm bulunmayan hususlarda ilgili hukukî mevzuat ve genel örf esas alınır. Buna göre günümüzdeki iş sözleşmelerinde, işçinin bir kusuru olmadan işten çıkarılması durumunda ya da emeklilik hâlinde işveren tarafından yasal bir zorunluluk olarak “kıdem tazminatı” adıyla bir ödemenin yapılacağı açıkça yazılmakta veya herkesçe bilinmektedir. Şu hâlde ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırı davranışları nedeniyle değil de haksız yere işten çıkarılan işçinin, hakkaniyet sınırları içinde kıdem tazminatı alması hem sözleşmenin, hem kanunun hem de hâkim örfün onayına medâr olduğu için caizdir. Emekli olan işçinin bu adla alacağı tazminat ise yukarıdaki üç gerekçeye ek olarak aynı zamanda uzun süre çalıştığı için kendisine ödenen bir yıpranma payı olarak da değerlendirilebilir.
Orijinal kaynak

Benzer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Selamünaleyküm. Kıdem tazminatı, yasal olarak işçilere takdir edilmiş bir haktır. Bunu her ay verdiğiniz maaştan farklı görmemelisiniz. Maaşı zekâttan sayamadığınıza göre bunu da maaştan sayamazsınız.

Hocam, işçilere verdiğimiz kıdem tazminatı zekât yerine geçer mi?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

İslâm’ın kesin kurallarıyla çelişmeyen ve yürürlükteki hukukî mevzuata bağlı olarak yapılan iş akdinde, taraflardan birinin haksız uygulaması üzerine açılan davada mahkemenin, kendisine sunulan gerçek delil ve doğru beyanlara dayanarak hükmettiği tazminatı almak dinen caizdir.

Mahkemenin hükmettiği tazminatı almak caiz midir?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Günü geciken borç ödemesine tazminat getirilemez, bu bir faiz işlemi olur. Sözleşmeye yazılmış olsa bile faiz caiz olmaz. Bir iş sözleşmesine işin aksamasından ötürü tazminat maddesi konabilir ve tazminat almak caiz olur. Sözleşmede yazılı değilse mahkeme kararı ile veya anlaşarak ortaya çıkmış bulunan maddi zarar için tazminat alınabilir. Manevi tazminatın ise yeri yoktur.

Uğradığım zarar için tazminat almam dinimize göre uygun mudur?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

İşçi ile işveren, meri yasalarda belirtilen ve İslam'ın temel umdelerine ters düşmeyen maddelere uymak zorundadırlar. Özel bir anlaşmanız varsa o anlaşmayı öne çıkarabilirsiniz.

15 yıldır yanımda çalışan elemanım emekli oldu fakat işten çıkarmadım, aynı ücre
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Tazminat farklı alanlarda kullanılabilen bir kavramdır. Bu nedenle cevabın ne için kullanılacağına bağlı olarak ayrıntısı olabilir. Size prensip olarak şu cevabı verebiliriz: Bir hileye dayanmayan, makul yani örfen uygun bulunacak bir tazminat alınabilir. Bunun kadim fukahanın ıstılahında yerini bulmak zor olsa da caizlik yolu açıktır.

Hocam tazminat almak caiz midir? İslamiyet’teki hükmü nedir?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Selamünaleyküm. Yasalarla oynamadan mevcut yasaları kullanmanız hakkınızdır. O yolla elde edeceğiniz mal helaldir.

Annem belediyeden emekli olacak fakat belediye işçilerini taşeron üzerinden çalı

TİCARÎ HAYAT konusundaki diğer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Dinimize göre Müslüman’ın verdiği sözü tutması, ahdine ve akdine sadakat göstermesi en önemli görevlerinden birisidir. Yapılan alım-satım işi sözleşme ile birlikte kesinlik kazanır ve aşağıdaki durumlar dışında tek taraflı olarak feshedilemez: a) Taraflar, karşılıklı rızalarıyla kurdukları akdi sebepli veya sebepsiz olarak feshedebilirler. (Merğînânî, el-Hidâye, 3/55) Hz. Peygamber (s.a.s.), alışverişini bozmak isteyen bir Müslüman’ın bu talebini kabul eden kişinin, Yüce Allah tarafından hatasının affedileceğini ve kıyamet günü sıkıntısının giderileceğini (Ebû Dâvûd, Büyûʽ (İcâre), 54 [3460]; İbn Mâce, Ticârât, 26 [2199]) ifade etmiştir. Akdi karşılıklı rızayla sona erdirmenin bu şekilde gerçekleştirilebilmesi için malın akit esnasındaki şekliyle duruyor olması gerekir. b) Alıcı veya satıcıdan birisinin ya da her ikisinin muhayyerlik (belirlenen süre içinde akdi devam ettirme veya feshetme) hakkı bulunursa, bu hakka sahip olan taraf süresi içerisinde akdi feshedebilir. (Merğînânî, el-Hidâye, 3/29) c) Malda, piyasada değerini düşmesini gerektirecek bir kusur bulunması hâlinde, müşteri bu kusur nedeniyle akdi feshedebilir. (Merğînânî, el-Hidâye, 3/36 vd.) d) Bir malı görmeden satın alan kişi malı gördüğünde, görme muhayyerliği hakkını kullanarak akdi feshedebilir. (Merğînânî, el-Hidâye, 3/34) e) Malın gabn-i fahiş ile satılması hâlinde müşteri akdin feshini isteyebilir. Günümüzde gabn-i fâhişin belirlenmesinde bilirkişi ve yetkili merciler tarafından piyasa şartları çerçevesinde yapılan tespitlerin esas alınması uygun olur. Aşırı fiyatın ölçüsü İslâm âlimleri arasında tartışılmıştır. Kimileri, bilirkişinin tespit ettiği tahmini meblağların üst sınırını aşan bir fiyata satma ya da satın alma durumunu gabn-i fahiş (aşırı aldanma) sayarken (Kâsânî, Bedâ’i, 6/30; İbn Nüceym, el-Bahr, 1/171) kimileri insanların çokça alıp sattıkları mallarda (urûzda) % 5, hayvanda % 10, taşınmaz mallarda % 20’lik ve daha üstü farkı gabn-i fâhiş olarak kabul etmişlerdir. Mecelle bu görüşe göre düzenlenmiştir. (Mecelle, md. 165) Günümüzde bilirkişilerin günün piyasa şartları içerisindeki belirlemeleri esas alınmalıdır.

Yapılan bir alım satım akdi hiçbir sebep olmaksızın tarafların karşılıklı rızası
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Dinimizce yenilmesi, içilmesi ve kullanılması haram kılınan içki, domuz eti, akıtılmış kan, leş ve putların (el-Mâide, 5/3, 90; el-En‘âm, 6/145) satışı da yasaktır. (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 3/326 [14535]) Bu konuda Hz. Peygamber (s.a.s.) genel bir ilke olarak şöyle buyurmuştur: “Allah Teâlâ bir topluma bir şeyin yenilmesini haram kılmışsa, ondan elde edilecek kazancı da haram kılmıştır.” (Ebû Dâvûd, Büyû‘ (İcâre), 66 [3488]) Buradan hareketle fukaha; Müslüman bir kimsenin haram kılınan şeyleri Müslüman veya gayrimüslim bir kişiye satmasının caiz olmadığını ifade etmişlerdir. Zira alışveriş iki taraflı hukukî bir işlemdir. Buna göre taraflardan birisi için caiz olmayan hususun karşı taraf açısından caiz olmasıyla hüküm değişmez. Müslüman açısından ise bir alışverişin caiz olması, alışverişe konu olan şeyden yararlanmanın helal olmasına bağlıdır. (İbn Mâze, el-Muhît, 6/349) Öte yandan Hz. Peygamber (s.a.s.), ashâbına, ellerinde bulunan haram olan şeylerden faydalanmak için bunları gayrimüslimlere satma gibi bir yol göstermemiş, onların itlaf edilmesini talep etmiştir. Bu bağlamda Hz. Peygamber şöyle buyurmaktadır: “Şüphesiz Yüce Allah ve O’nun Resulü; şarap (içki), leş, domuz ve putların satışını haram kıldı.” Kendisine, “Ya Rasulullah, ölmüş hayvanların iç yağları(nın satılması) konusunda ne dersiniz? Onlarla gemiler boyanıyor, deriler yağlanıyor, (kandillerde yakılmasıyla) insanlar aydınlanıyor”, dediler. Resûlullah (s.a.s.), “Hayır, haramdır.” buyurdular. (Buhârî, Büyûʽ, 112 [2236]; Müslim, Müsâkât, 71 [1581]) Başka bir rivâyette de şöyle bir olay geçmiştir: “Bir adam Hz. Peygamber’e (s.a.s.) bir tulum şarap hediye etmiş, Hz. Peygamber, “Allah’ın bunu haram kıldığını biliyor musun?” diye sorunca adam “hayır” cevabını vermiştir. Adam da yanındaki birine bir şeyler fısıldamış, Hz. Peygamber, “Ona ne fısıldadın?” diye sorunca adam, “Şarabı satmasını emrettim” demiştir. Bunu duyan Allah Resûlü (s.a.s.) “Onun içilmesini haram kılan (Allah), satılmasını da haram kılmıştır.” buyurmuştur. Bunun üzerine adam, şarap tamamen akıp bitinceye kadar tulumun ağzını açmıştır.” (Müslim, Müsâkât, 68 [1579]) Sonuç olarak dinimizce haramlığı kesin hükümlerle sabit olan şeylerin gayrimüslimlere de olsa satışı caiz değildir. Böyle bir şey caiz olsaydı Allah Resûlü (s.a.s.) Müslümanlara haram olan şeylerin kendilerince iktisadî değeri olan gayrimüslimlere satılmasına ve böylece değerlendirilmesine izin verirdi.

İslam’ın haram kıldığı şeylerin gayrimüslimlere satışı caiz midir?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

İslâm’da, prensip olarak, alışverişler için kesin bir kâr haddi konulmamış olup kâr oranları piyasa şartlarına bırakılmıştır. Konuyla ilgili olarak Allah Resûlü (s.a.s.), fiyatların artması dolayısıyla kendisinden bu duruma müdahale etmesi istendiğinde bunu yapmamış ve fiyatların doğal piyasa şartları içerisinde arz ve talebe göre oluştuğuna dikkat çekmiştir. (Ebû Dâvûd, Büyû‘, 51 [3450]; Tirmizî, Büyû‘, 73 [1314]) Fakihler de bundan hareketle kâr haddinin eşyadan eşyaya farklılık gösterebileceğini, bu sebeple de kesin bir takdir yapılamayacağını söylemişlerdir. (Kâsânî, Bedâ’i, 5/129) Bununla birlikte onlar, piyasada suistimaller olduğu, karaborsacıların devreye girerek halkı mağdur ettikleri, özellikle halkın zaruri ihtiyaçları sayılabilecek mallarda aşırı bir şekilde sunî fiyat artışları yaşandığı durumlarda, kamu otoritesinin fiyatlara müdahale (narh) yetkisini kabul etmişlerdir. (Merğînânî, el-Hidâye, 4/378) Aşırı fiyatın tespitinde bilirkişilerin günün piyasa şartları içerisindeki belirlemeleri esas alınır.

Ticarette kâr haddi var mıdır?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bir malın taksit sayısına göre, farklı fiyatlarla satışa sunulması caizdir. Mesela bir mal, peşin fiyatı bin liradan, altı ay vadeli fiyatı bin beş yüz liradan, bir yıl vadeli fiyatı da iki bin liradan olmak üzere değişik fiyat seçenekleriyle satışa sunulsa müşteri de bu seçeneklerden birini tercih edip kabul etse yapılan bu alışveriş caiz olur. Zira bu uygulamada satıcı, pazarlık sırasında peşin ya da farklı vadelere göre değişik ödeme seçenekleri ile malın fiyatını belirlemekte, alıcı da bunlardan birisini tercih edip kabul etmektedir. Böylece akit esnasında malın fiyatı taraflarca kesin olarak belirlenmiş olmaktadır. Ancak alıcı seçeneklerden birisini seçip kabul etmeden, “tamam aldım” der ve bu şekilde birbirlerinden ayrılırlarsa akitte fiyat belirlenmediği için bu satış fasit olur. (Serahsî, el-Mebsût, 13/7-8; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 4/526)

Bir malın taksitli olarak birden fazla fiyatla satışa sunulması caiz midir?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Dinimiz yapılan akitlerin, hiçbir şekilde tartışmaya meydan vermeyecek şekilde net ve belirli yapılmasına itina gösterdiği gibi çıkması muhtemel anlaşmazlıkların çözümünde de elde net kanıtların bulunmasına önem vermiştir. Tarafların akit sırasında bu işlem için dinen gerekli olan şartlara riâyet etmemeleri ve öne sürdükleri şartları belgelememeleri, günümüz ticarî hayatında karşılaşılan olumsuzlukların en önemli nedenlerindendir. İslâm, alışveriş ve borçlanma işlemlerinin yazılmasını tavsiye etmiştir. Kur’ân-ı Kerîm’de konuyla ilgili olarak; “Ey inananlar, belli bir süreye kadar birbirinize borçlandığınız zaman onu yazın... Bu, Allah katında adalete daha uygun, şahitlik için daha sağlam, şüpheye düşmemeniz için daha elverişlidir.” (el-Bakara, 2/282) buyrulması, ticarî işlemlerin kayıt altına alınmasının önemine işaret etmektedir. Bir sonraki âyette ise “Eğer birbirinize güvenirseniz kendisine güvenilen kimse emanetini (borcunu) ödesin ve Allah’tan sakınsın.” (el-Bakara, 2/283) buyrularak diğer alanlarda olduğu gibi ticarî alanda da güven duygusunun çok önemli bir unsur olduğu ve bunun kötüye kullanılmaması gerektiği mesajı verilmektedir. Bakara sûresinin 282. âyetindeki borçlanma durumunda senet yapılması emri, ilim adamlarının büyük çoğunluğu tarafından zorunluluk değil tavsiye olarak değerlendirilmektedir. (Kurtubî, el-Câmi‘, 3/383) Ancak güven duygusunun, doğruluk ve dürüstlüğün olabildiğince zedelendiği günümüzde, ticarî işlem ve akitlerin kayıt altına alınması, karşılaşılabilecek anlaşmazlıklarda hukukî açıdan belge niteliği taşıyabilecek vasıtaların kullanılması önem arz etmektedir. Bu bakımdan yapılan akitlerin yazılı hâle getirilmesi, dinî bir zorunluluk olmamakla beraber; tarafların Kur’ân’ın tavsiyesine uyarak ticarî iş ve işlemlerini kayıt altına almaları daha uygun olur.

Yapılan akitlerin kayda geçirilmesi zorunlu mudur?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Müşterinin, görmeden satın aldığı bir malı, daha sonra gördüğünde, alışveriş akdini feshetme hakkı vardır. Bu hakka görme muhayyerliği denilir. Peygamberimiz (s.a.s.), “Görmediği bir şeyi satın alan kimse, onu gördüğü zaman muhayyerdir.” (Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, 5/439 [10425]; Darekutnî, es-Sünen, 3/382 [2803]) buyurmuştur. Ancak görme muhayyerliğinin sabit olması için akde konu olan malın, fesih işlemine elverişli durumda olması gerekir. Malın, buğday-arpa gibi tahıl ürünleri ve hiç kullanılmamış otomobilde olduğu gibi mislî (standart/sabit nitelikte) olması durumunda tek bir örneğinin görülmesi yeterlidir. Hayvan veya ikinci el otomobillerde olduğu gibi kıyemî (standart olmayan, değişken) mallarda ise her bir mal ya da ürün için ayrı ayrı görme muhayyerliği vardır. Görme muhayyerliği sadece alıcı için söz konusudur. Satıcı görmediği bir malını satarsa onun için görme muhayyerliği olmaz. (Merğînânî, el-Hidâye, 3/34) Çünkü malı satmadan önce onu görebilirdi. Dolayısıyla bu hakkını kaybetmiş sayılır.

Müşterinin, görmeden satın aldığı bir malı daha sonra gördüğünde, alışveriş akdi

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.