Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Kişinin eşini boşadığını değişik zaman ve mekânlarda başkalarına söylemesi ayrı bir boşama sayılır mı?
Cevap
Benzer fetvalar
Boşamaya yönelik açık bir sözü sözlü olarak söyleyen ve söylediği duyulan birinin yaptığı boşamadır. Boşamayı içinden geçiren ama diliyle söylemeyenin yaptığı ise boşama değildir.
Selamünaleyküm. Bununla eş boşanmaz ama ahlâk gidebilir.
Selamünaleyküm. Bununla eş boşanmaz ama ahlâk gidebilir.
Selamünaleyküm. Boşama gerçekleşmedikçe ayrı kalmak elli yıl da sürse boş sayılmak mümkün değildir.
Boşama kişinin kesin kararına ve bu kararın yoruma açık olmayacak şekilde ifadesiyle gerçekleşir. “Boşanalım, ayrılalım, ben ayrılmak istiyorum” gibi sözler temenniden ibarettir. Kadının bu tür temennilerine erkek “peki” diyerek olumlu mukâbelede bulunsa bu sözlerle boşama meydana gelmez. Şu kadar var ki, olur olmaz şeylerden dolayı boşama konusunun gündeme getirilmesi doğru bir davranış değildir.
Hiç hoş olmayan bir söz olarak bu sözü kaydetmiş olalım. Daha sonra da tam nasıl söylediğini bilmemiz gerekir. ‘Konuşursan seni boşadım veya boşsun.’ sözü, konuşması halinde boşamadır. ‘Boşarım!’ sözü ise bir tehdit olabilir. Tehdit de boşama değildir. Allah’a emanet olun.
AİLE HAYATI konusundaki diğer fetvalar
Dinen gerçekleşen bir boşamadan sonra bunun hukuken de tescili için başvurulan mahkemenin verdiği karar, önceki boşamanın teyit ve tescilidir; ayrı bir boşama sayılmaz. Fakat başka bir nedenle yapılan müracaat sonucunda mahkemece verilen boşanma kararı yeni ve ayrı bir boşama anlamına gelir. Dinen geçerli bir talâka bağlı olan iddet bittikten sonra mahkemenin vereceği boşanma kararı ise o sırada eşler arasında evliliğe ilişkin herhangi bir bağ kalmamış olduğundan, önceki boşamanın tescilinden ibarettir.
İnançsızlık ya da dini değerlere hakaret etmek amacıyla değil de sırf ağız alışkanlığıyla, dinden çıkmayı gerektiren sözlerin söylenmesi büyük günah olmakla birlikte tercih edilen görüşe göre bilgisizce söylenen bu sözlerle dinden çıkılmayacağı için nikâh da bozulmaz. Çünkü burada maksat dinî değerlere hakaret etmek veya bu değerleri hafife almak değildir. Şu kadar var ki bu tür söz ve davranışlarda bulunan kişinin tövbe ve istiğfarda bulunması ve tekrar böyle bir hataya düşmemeye gayret etmesi gerekir. Dinin kesin esaslarından birisinin bilerek inkâr edilmesi veya hafife ya da alaya alınması ise kişinin dinden çıkmasına sebep olur. Mesela Allah'a, Peygambere ve dinen mukaddes olan değerlere küfreden, namazı ve orucu inkâr eden kişi İslâm dininden çıkmış olur. Hanefî mezhebine göre, eşlerden birinin dinden çıkmasıyla, evlilik kendiliğinden sona erer. Tövbe ederek İslâm'a dönse bile yeni bir nikâh akdi olmaksızın evlilik hayatını devam ettiremez. Şâfiî mezhebine göre, dinden çıkan kimse tövbe eder de iddet müddeti içinde İslâm'a dönerse yeni bir nikâh akdine gerek kalmaksızın evlilik hayatını devam ettirebilir. (Şâfiî, el-Ümm, 1/297; Şeyhîzâde, Mecme'u'-l enhur, 1/546)
İnançsızlık sebebiyle ya da dinî değerlere hakaret etmek amacıyla olmasa bile sırf ağız alışkanlığıyla dinden çıkmayı gerektiren sözleri söylemek büyük bir günahtır. Bununla birlikte bilinçli olmadan söylenen bu sözlerle dinden çıkılmayacağı için nikâh da bozulmaz. Çünkü burada maksat dinî değerlere hakaret etmek veya bu değerleri hafife almak değildir. Şu kadar var ki bu tür söz ve davranışlarda bulunan kişinin tevbe ve istiğfarda bulunması ve tekrar böyle bir hataya düşmemeye gayret etmesi gerekir. (bk. İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 4/230)
Mahkeme yoluyla boşanan eşler, dinî hükümlere göre bir bâin talâkla boşanmış olurlar. Zira hâkimin boşaması bâin talâk kabul edilmektedir. (bk. Kâsânî, Bedâʾi‘, 2/326; Sâidî, Hâşiyetü’l-ʿadevî, 2/41, 93; Haraşî, el-Muhtasar Halil, 4/16; İbn Kudâme, el-Muğni, 7/563-564; Nevevî, el-Mecmûʿ, 17/333) Buna göre, mahkeme yoluyla boşanan bir kadının -eğer başka bir erkekle evlenmek niyeti varsa- önce iddetini tamamlaması gerekir. (Şeyhîzâde, Mecme‘u’l-enhur, 1/464) İddetini tamamlayan bu kadın dilerse bir başkası ile evlenebilir. Eski eşinin istemesi durumunda ise iddetini tamamlamasa dahi yeniden nikâh kıyılması suretiyle boşandığı eşiyle aile kurabilir. Bu evlilik tarafların en fazla iki defa boşanması durumunda gerçekleşebilir.
Nikâh, ya boşanmak ya akdin feshi veya ölümle sona erer. Bunlardan biri olmadıkça eşlerin uzun süre ayrı kalmaları nikâhlarına herhangi bir zarar vermez. Bununla birlikte eşlerin aile hukukunun gerekliliklerine riâyet etmeleri ve yuvanın yıkılmaması için ellerinden gelen gayreti göstermeleri gerekir.
Dinimiz insan ve toplumun huzurlu bir hayat yaşamasına vesile olan aileye ve ailenin devamına önem vermiştir. Evlilikteki amaçlardan biri de nesli devam ettirmektir. Mümkün olan her yol denendikten sonra çocuk sahibi olunamıyorsa, Allah’a teslim olmak gerekir. Kur’ân-ı Kerîm’de hiçbir şeyin Allah’ın hükümranlığından bağımsız olmadığı belirtilmekte, çocuk sahibi olmanın veya olamamanın bir övgü veya yergi konusu olmaması gerektiğine işaret edilmektedir. (eş-Şûrâ, 42/49-50) İnsan nihaî olarak kendisi için neyin iyi neyin kötü olduğunu bilemeyeceğinden, istediği şeyi kendi hayatı ve mutluluğu için vazgeçilmez görmemesi, ilahi takdire rıza göstermesi gerekir. (el-Bakara, 2/216) Kişinin gücü ve irâdesi dışındaki bir isteğinin gerçekleşmemesi uğruna hayatını karartmak yerine sahip olduğu nimet ve imkânları başkalarıyla paylaşarak çeşitli yollarla bu mutluluğu yaşamayı ve bunun ecrini Allah’tan beklemeyi tercih etmesi, hem daha makul hem dünya hem ahiret saadeti için daha elverişli bir yoldur. Nikâhın bir amacı da neslin devamını sağlamak olduğundan, İslâm bilginleri bu maksada erişmeye mâni olan böyle bir durumda, kadın ve erkek için boşanmayı caiz görmüşlerse de (Serahsî, el-Mebsût, 5/95-96) mümin insanların ahlaken bunu rıza ile karşılayıp boşanma sebebi yapmamaları eşe karşı vicdani bir gerekliliktir.