Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Kolu olmayan veya kullanamayan bireylerin Kur’ân-ı Kerim’e ayaklarıyla temas etmeleri ve sayfaları değiştirmeleri dinen uygun mudur?
Cevap
Benzer fetvalar
Aleykümselam. Bir bayan görme özürlü de olsa aybaşı durumunda Kur'an okuyamaz, Mushaf'a el süremez. Görme özürlülerin kullandığı Mushaf belki Mushaf kabul edilmeyebilir ama Kur'an okumada cevaz yoktur. O günlerinde dinleyerek öğrensin.
Uyuduğumuz yerde mushaf bulundurulması caizdir. Çıplak vaziyette iken ya da ayakları ona uzatacak şekilde bulundurmak caiz değildir.
Gözünüzle göreceğiniz bir saygısızlık türünü yapmadıkça eline mushaf vermenizde sakınca olmaz. Allah'a emanet olun.
Bakıldığında ayetlerin daha çok görüldüğü kitaplar Mushaf gibi işlem görmelidir. İlmihal gibi içinde sayfalar arasında ayetlerin bulunduğu kitaplar tutulabilir. Ancak evla olan bir tek Kur'an kelimesini bile abdestsiz tutmamaktır. Allah'a emanet olun.
İnsanlar ancak yapabileceklerinden sorumludurlar. Zira dinimiz, kişiye güç yetiremeyeceği yükü yüklemez. Dolayısıyla kişi gücü neye yetiyorsa onu yapmakla mükelleftir (el-Hac, 22/78; el-Feth, 48/17). Allah Teâlâ, Kur’ân-ı Kerîm’de, “Allah bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar” (el-Bakara, 2/286) buyurmuştur. Bu ilke, ibadetlerin kişiye gerekliliği konusunda olduğu gibi ibadetlerin yerine getirilmesi hususunda da geçerlidir. Mesela, aklı olmayana namaz farz değildir. Buna göre, abdest almaya gücü yetmeyen ve kendisine yardım edecek kimsesi de olmayan kişi, teyemmüm ederek namazlarını kılar. Kolları ve ayakları sağlam olduğu hâlde, temiz su ve temiz toprak kullanmaktan aciz olan veya ağır hasta olan kişi, kendi başına abdest alıp teyemmüm edemediği gibi bu konuda kendisine yardım edecek birini bulamıyorsa abdestli olmasa bile, yapabiliyorsa vakte hürmeten namaz kılanların hareketlerini yapar, iyileştiğinde yine namazlarını kaza eder (Haskefî, ed-Dürrü’l-muhtâr, 2/102). Şâfiî mezhebinde sahih kabul edilen görüş bu şekildedir (Nevevî, el-Mecmû‘, 11/323). Hanbelîlere göre ise bu hâldeyken namaz kılınabileceğinden daha sonra kaza edilmesi de gerekmez (İbn Kudâme, el-Muğnî, 1/184). Kolları ve ayakları olmadığı için abdest almaya gücü yetmeyen ve kendisine yardım edecek kimsesi bulunmayan kişi, teyemmüm de yapamayacak durumda ise bu kişiye abdest ve teyemmüm yükümlülüğü yoktur. Kendisini abdestli gibi kabul ederek, kılabildiği şekilde namazlarını kılar. Bu namazları daha sonra kaza etmesi söz konusu değildir (İbn Nüceym, el-Bahr, 2/125; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/102).
Fukahanın tamamı Müslüman olmayanın Mushaf’ı tutamayacağı üzerine görüşü vardır. Onların Mushaf tutması haramdır. İstifade etmeleri için onlara Kur'an meali verilmelidir. Diğer dini kitaplar açısından böyle bir hüküm yoktur.
KUR'AN'IN KIRAATI konusundaki diğer fetvalar
Namaz kılabilecek kadar Kur’ân-ı Kerim okumayı öğrenmek, her Müslümana farzdır. Bu nedenle bütün mü’minler, imkânları dâhilinde Kur'ân’ı usulüne uygun bir şekilde okumaya ve ezberlemeye büyük gayret göstermektedir. Dinimizde sorumluluk ve yükümlülük, kişinin gücüne göre takdir edildiği için Kur'ân’ı öğrenme ve ezberleme noktasında görme engellinin sorumluluğu, kendi imkânı ölçüsündedir. Bununla birlikte tarihten günümüze hayatını Kur'ân’a adayan hafızların varlığı düşünüldüğünde, görme engellilerin namaz kılacak kadar Kur'ân’ı öğrenme hususunda elinden gelen gayreti göstermesinin zorunlu olduğu açıktır.
Kur’ân-ı Kerîm’in tilâveti başlı başına bir ibadettir. Yüce Allah, Kur’ân-ı Kerîm’in tertîl üzere okunmasını istemiştir. (el-Furkân, 25/32; el-Müzzemmil, 73/4) Tertîl ise Kur’ân’ı, anlamını düşünerek, yavaş yavaş, harflerin mahreçlerine ve tecvid kurallarına dikkat ederek okumak anlamına gelir. Bu bağlamda Kırâat âlimleri Kur’ân-ı Kerîm’in, tilavetteki hız bakımından üç şekilde okunabileceğini ifade etmişlerdir. Okuyuştaki hızı ilgilendiren bu üç şekil ve özellikleri şunlardır: a) Tahkîk: Kur’ân tilâvetinde her harfin hakkını vermek, medleri gereği kadar (mertebelerine uygun bir şekilde) uzatmak, tutulması gereken yerleri tutarak; hareke, ihfâ, iklâb, ğunne vb. tecvid kurallarına riâyet ederek Kur’ân’ı okumaktır. Kıraatın en yavaş icra edildiği okuyuş şekli olan bu tarzda; medd-i tabiî bir elif, medd-i lîn üç elif, diğer medler ise dört elif uzatılarak okunur. Namazlardan sonra okunan aşr-ı şerifler genellikle bu usûlle okunur. b) Hadr: Kur’ân-ı Kerîm’i tecvid kurallarına uymak şartıyla en hızlı okuyuştur. Bu okuyuşta; medd-i tabiî, medd-i munfasıl, medd-i ârız ve medd-i lîn bir elif (medd-i lînde sükûnü lâzım olan yerler iki elif), medd-i muttasıl iki elif ve medd-i lâzım iki-üç elif uzatılarak okunur. Teravih namazlarında genellikle bu usûl uygulanır. c) Tedvîr: Bu usûl, tahkîk ile hadr arasında orta yollu bir okuyuş şeklidir. Tedvîr ile okuyuşta; medd-i tabiî bir elif, medd-i lîn iki elif, medd-i muttasıl, medd-i munfasıl, medd-i ârız üç elif; medd-i lâzım ise dört elif miktarı uzatılarak okunur. (bk. Karaçam, Kur’ân-ı Kerîm’in Faziletleri, 176-178; Gülle, Tecvid, 451-454) Hatim ve mukâbelede genellikle bu usûl uygulanır. Bütün okuyuş usûllerinde ihfa, iklab ve ğunneli idğamlar, bir harfin okunuşundan çok, iki harfin okunuşundan az yani bir elif miktarına yakın tutularak okunur. (bk. Gülle, Tecvid, 318, 327, 336, 343-344) Bu üç tilavet tarzının dışında bir de caiz olmayan okuma şekli vardır ki buna “hezreme” veya “tahlît” denir. Hadr’dan daha hızlı olan bu okuyuşta, harfler mahrecinden kayar, sıfatlarını kaybeder, harfler ve heceler birbirine karışır. (Çetin, “Tilavet” DİA, 41/157; Pakdil, Ta’lim, 35-36) Sonuç olarak okuyucu, sahih olan bu üç tarzdan herhangi birine göre okuyabilir; hatta bir usûlle okurken diğer okuyuş usûlüne de geçebilir.
Kur’ân-ı Kerim, Allah kelâmıdır. Asr-ı Saadetten beri Müslümanlar Kur’ân-ı Kerim’i okumaya, anlamaya ve onunla amel etmeye büyük özen göstermişlerdir. Kur’ân-ı Kerim’in baştan sona bir tertip üzere okunması anlamına gelen “hatim” de bunun bir sonucudur. Nitekim Peygamber Efendimiz de Kur’ân-ı Kerim’i tertip üzere okuyarak hatim indirmeyi Allah’ın en çok sevdiği işlerden biri olarak ifade etmiştir. (Tirmizi, Kıraat, 13 [2948]; Dârimi, Fezâilü’l-Kur’ân, 33 [3476]) Görme engellilerin tilâvet esaslarına riayet etmek kaydıyla kabartma yazı aracılığıyla Kur’an-ı Kerim’i okumaları ve hatmetmeleri mümkündür. Bu şekilde hatim yapan kişilerin Kur’ân tilavetinde uzman olan hocalardan eğitim almaya gayret etmeleri ve okuyuşlarını onlara dinletmeleri hataya düşmemeleri açısından önemlidir.
Namaz kılabilecek kadar Kur’ân-ı Kerim okumayı öğrenmek her Müslümana farzdır. Bu nedenle bütün mü’minler, imkânları dâhilinde Kur'ân’ı usulüne uygun bir şekilde okumaya ve ezberlemeye büyük gayret göstermelidir. Dinimizde sorumluluk ve yükümlülük, kişinin gücüne göre takdir edildiği için (el-Bakara, 2/286) Kur'ân’ı öğrenme ve ezberleme noktasında işitme engellinin sorumluluğu, kendi imkânı ölçüsündedir. Dolayısıyla işitme engellilerin, namazda iftitâh tekbirini ve kıraati içlerinden okumaları yeterli olup dillerini hareket ettirmeleri gerekmez. (el-Fetâva’l-Hindiyye, 1/69; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/481)
Allah’ın (c.c.) kelâmı olan Kur’ân-ı Kerîm’i okurken veya dinlerken saygılı olmak gerekir. Bu nedenle edebe riâyet ederek ve saygısızlık olmayacak şekilde ayakta, oturarak, yan üstü yatarak veya uzanarak Kur’ân-ı Kerîm okunmasında ve dinlenmesinde bir sakınca yoktur. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de “Onlar ayakta iken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah’ı anarlar” (Âl-i İmrân, 3/191) buyrulmaktadır. Ayrıca Hz. Peygamber’in (s.a.s.) yan üstü uzanmış hâlde Kur'ân okuduğu, Hz. Âişe (r.a.) validemizden rivâyet edilmiştir. (Buhârî, Hayz, 3 [297]; Ebû Dâvûd, Tahâret, 100 [260]; İbn Mâce Tahâret, 120 [634])
Kur’ân-ı Kerîm okumak bir ibadet olduğu için orijinal diliyle yazılması ve okunması gerektiğinden gerek tek başına Latin harfleriyle gerekse Arap alfabesinin yanına Latin harfleriyle yazılan Mushafların basım ve yayımı uygun değildir.