Fetva Meclisi
Soru
Hocam, öncelikle verdiğiniz hizmetlerden dolayı Allah sizden razı olsun. Bu günlerde giderek artan yanlış işlerin, bilgilerin arasında doğruya vesile oluyorsunuz inşallah. Benim endişem İslâm'a sokulan fitne. Kur'an hepimiz için ilk ve en doğru kaynak şüphesiz. Yalnız bazıları(çok artmış durumdalar) hadis inkârcılığı yapıyorlar. .. .. adında sözde âlim çevresinden yayılan bu fitne, bizleri yozlaştırıyor. Bu konuyu tabii araştırdım lakin hala eksik hissediyorum. Bazı kişiler hadislere güvenmiyor, Kur'an ile aklımı kullanırım yeter deyip bazı sahih hadisleri bile kendilerince eleştiriyorlar. Gerçek anlamını açıklasam da aklıma yatmıyor diyorlar. Yani sahih hadislerin bile uydurma olduğunu iddia ediyorlar. İstemesem de münakaşaya giriyoruz çünkü sanki bizler uydurulmuş bir dine inanıyoruz, Kur'an'dan önce hadise veyahut haşa Allah'tan önce Peygamber efendimize(s.a.v.) tapıyoruz gibi davranıyorlar. 200 yıl sonra yazıya dökülmüş, doğru olamaz diyorlar. Oysa hepsinin ravileri bile yazılı. Kur'an bana yeter diye hadislerle birlikte âlimlere, hocalara, cemaatlere, tarikatlere karşı çıkıyorlar. Hocam yakın hissetmeyebilirler, içinde olmayabilirler ama onları batıllıkla, düşünmemekle ve hatta kafirlikle bile suçladıklarını görünce müdahale etme isteği uyanıyor. Bu arada bağlı olduğum herhangi bir cemaat/tarikat yok. Böyle kişilere nasıl davranmalı, eğer lüzumlu ise ne demeliyiz? Ben sorgulayıp duruyorum, ben mi yanlış yoldayım diye, yanlış, sapık düşüncelerim varsa söyleyiniz hocam.
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Allah, onun da bizim de ayağımızı kaymaktan muhafaza buyursun. Ablanızın bulunduğu yerden bir zamanlığına çıkmasında yarar vardır. Misafirliğe gitsin. Bir ay iki ay oraları terk etsin. Sağlığının el verdiği caiz olan bir işte çalışsın. İyice uykusu gelmeden yatağa girmesin. Yalnız kalmasın, yatarken de mümkünse yanında birisi bulunsun. Tekrar doktora gitmelisiniz; ona teskin edici vermelidirler. Bir tarikat meclisine katılabilir. Çok Kur'an ukusun. Kur'an bilmiyorsa öğrensin. Uzun sürmez geçer, maraklanmayın. Geçmiş olsun.
Peygamber aleyhisselam efendimiz, dünya ve ahiretimiz için gerekli bütün bilgileri bize aktararak bu dünyadan gitmiştir. Onun bize aktardığı bilgiler arasında kıyamete kadar olacak olağan dışı bazı olaylar da bulunmaktadır. Bu aktardığı bilgilerin bir kısmı herkesin çıplak gözle bile görebileceği kadar açık konular, bazıları da derin bilgi gerektirecek konulardır. Sözünü ettiğimiz bu derin konuları ele alırken şu noktalara dikkat edilmesi gerekmektedir: Peygamber aleyhisselam efendimizden bize ulaşan bilgilerin sahih olanı ve olmayanı vardır. Sahih, ona ait olduğunda şüphe bulunmayan demektir. Bu bilgilerin önce sahih olup olmadığına bakılır. Özellikle sahih olmayan hadislerin sıradan insanlara aktarılıp zihinlerinin karışmasına ve umutsuz kalmalarına neden olmak yanlıştır. Hadisler bize Arapça dili ile taşınmıştır. Hadisleri anlarken iyi bir Arapça bilmeyenin iyi anlaması mümkün değildir. Hadislerde geçen konuları “işte şu olay/işte şu kişi/işte şu mekân” şeklinde muayyen bir noktaya tahsis etmek isabetli olmayabilir. Dünyanın ne kadar daha ömrü varsa bu hadisler o zamanlar için de geçerlidir ve bizim büyük, dehşet diye yorumladığımız nice olay belki de gelecek zamanlar içinde basit kalacaktır. Bu ihtimal unutulmamalıdır. Hadislerde anlatılan ağır olaylar Müslümanların umutsuz kalmalarını ve bir kenara çekilmelerini gerektirmemektedir. Müslüman için kural şudur: Her şeye rağmen Müslümanca hayatı devam ettirmek, kıyamete birkaç dakika bile kalsa elindeki fidanı dikmek. Bu ciddiyet ve önemseme ile bakılmadığında bu hadisler üzerinden Resûlullah sallallahu aleyhi ve selleme söylemediğini veya kastetmediğini söyletmiş oluruz. Allah muhafaza buyursun. Bu da Müslümanları yarın Rablerinin huzurunda mahcup olacakları evhama, vesveselere ve hatalı uygulamalara sevk edebilir. İnsanlara zulmetme, belli yerleri uğursuz görme, zaman ve umut israfına neden olma gibi sonuçlar da muhtemel olur.
Aleykümselam. Kimse kimsenin hidayetini yönlendiremez. Peygamberlerin bile en çok sevdiklerinin hidayetlerine vesile olamadıkları olmuştur. Biz, en mükemmeli isteriz, hüküm Allah'ındır. O ne dilerse olacak olan odur. Siz, bir kere sabırlı olun. Asla vazgeçmeyin, yılmayın, yorulmayın, üşenmeyin. Aceleci olmayacaksınız. Yapacağınız en iyi şey, insanlıkta onların gözünde kusursuz olmaktır. Böylece senin üzerinden güzeli ve iyiyi görme fırsatını bulmuş olacaklar ama bu uzun vadede olur. Sabreden kazanır, kanun budur. Dua etmeyi de unutmayasın.
Selamünaleyküm. İnsanların, neyi nasıl yaptığı ile uğraşırken yol alınmaz. Allah'ın ne emrettiğine bakarak yol almayı hedeflemeliyiz. Sözünü ettiğiniz konuda insanlar uzun bir zamandan beri o dar bakışa takılıp kalmışlardır. Onlarla mücadele etmenin anlamı yoktur. Herkes yoluna gitmelidir. Allah'a vesile aramak Peygamber aleyhisselam ve ashabının üzerinde anlaşılabilecek bir konudur. Tavsiyemiz şudur ki, hak bildiğiniz yöntemle devam edin, insanların gidişatına takılmayın, sizi alıkoymasınlar. Dualarınızı bekleriz.
Selamünaleyküm. Tek cümle ile durum şudur: Bu konuyu terk et. En az iki yıl bu konuyu düşünme, konuşma, yazma. Malının tamamına yakını haram olanların verdiğini yememek, sofrasına oturmamak gerekir. Haram karışmış olanların verdiği ise yenebilir.
Değerli Kardeşim. Daha önce hocamıza gönderilmiş olan benzer soruya verdiği cevabı sizinle paylaşayım; Aziz kardeşim. İmkânınız olsa da İslam tarihini başından itibaren bugüne kadar satır satır inceleseniz. Ne yazık ki bu ümmetin en ağır imtihanı iç imtihanı olmuştur. Sözünü ettiğiniz tartışmalar sadece şu anda bulunan sıkıntılar değildir. Tarih, benzer sürtüşmeler, tartışmalar ve ithamlarla doludur. Ama o muhteşem kullukları yaparak bu imtihanı kazanıp gidenler de o tartışmaların arasından sıyrılarak gitmişlerdir. Yani şunu söylemek istiyorum: Bizim imtihanımız müşrikleri, Yahudileri ve bize düşmanlığını bildiğimiz kitleleri aşarak Rabbimize gitmek değildir. Allah Teâlâ, önümüze neyi çıkarırsa onu kazanmaya mecburuz. Ashabı kiram başta olmak üzere bütün nesiller bu imtihana tabi tutulmuşlardır diyebiliriz. Bize düşen bundan ibret almaktır. Kâfirin önünde ceketini düğmeleyen ama mü'min kardeşinin önünde kaplan kesilen mü'min kendisi ile çelişen bir tavır içindedir. Bu üzücü ama gerçektir. Bu dini böyle yaşayacak ve Rabbimizin rızasını kazanacağız. - Mü'min değerlidir. Hiçbir günah mü'mini atma nedenimiz olamaz. - Mü'minler Allah'ın kitabı, Peygamber aleyhisselamın sünnetini katiyetle tartışamazlar. Âyetler ve hadisler bizim imanımızdır. - Ümmet'imizin büyükleri olanlar, ulemamız, fukahamız, meşayıhımız, mücahitlerimiz önderlerimiz ve örneklerimizdir. Ama putlarımız değildirler. - Kur'an ve Sünnet ölçülerinde içtihat ederek önümüzü açan, bize yol gösteren müçtehitlerimizi hürmet ve takdirle anmaya mecburuz. Allah'ın şeriatını anlamamıza katkı sağlayan her içtihat bizim için bir nimettir; kıymetini biliriz. - Müçtehidi peygamber gibi göremeyiz elbette. Onun makamı hiçbir şekilde nübüvvet makamının şu kadarı bile sayılamaz. Dolayısıyla peygamberlik makamına göre durumu belli olan bir müçtehidin sözü de hadislerin yanında kendisinin peygamberlik makamındaki yeri gibidir. Ve elbette bir müçtehidin sıradan bir mü'mine göre mevkii ölçülemeyecek kadar farklıdır. Müçtehidin sözü ile sıradan bir mü'minin sözü arasında da bu mesafe vardır. - Mü'minlerin nefislerini tatmin için dinimize ait konuları kullanmaları en iyi ifadeyle bir çirkinliktir. Birbirimizi ezmek için dinimiz dışında bir şeyi kullanmalıydık. - Aklı olan, mü'minle uğraşmaz. Uğraşılacak şirk ehli, dalalet ehli mi kalmadı? Aynı şekilde, mü'minle uğraşanla uğraşmak da akıllılık değildir. - Fitneden uzak durun. Mescitlere gidip namazlarınızı eda edin. Evinizin kıymetini bilin. Mü'min kardeşlerinizi cennet arkadaşları olarak bilin. İslam'ı cemaatinden, tarikatından ibaret görenlerin kısırlığı sizi boğmasın. İslam, bütün kâinatı kuşatacak güçtedir. Sürtüşerek değil kuşatarak Allah'a ulaşabiliriz. Kötüleri örnek görmeyin. Yılmayın, usanmayın. Allah'a emanet olun.
dini soru konusundaki diğer fetvalar
Bu, bir deliliktir.
Meseleye bakmamız gereken pencere; küpe penceresi değil, ERKEĞİ KADINA BENZEMESİNİN HARAM OLMASI meselesidir. Esasen haram olan erkeğin küpe takması değil, erkeğin kadına mahsus bilinen bir şeyi bünyesine ilave ederek kadına benzemesidir. Küpe, bilhassa mümin toplum örfünde kadın ziyneti olarak bilinmiştir. Bu bilinmişlikten sonra küpe kullanan bir erkek, mümin bir toplumda KADINA BENZEMİŞ olarak görünecektir. Yasak olan da budur.
İki yaşından büyük birinin süt emmesi ile süt hukuku oluşmaz ama böyle koca karı ilaçlarını denemeniz doğru değildir. Tıbben gerekenlere önem verin.
Kul hakkından sadece helallik alınarak kurtulmak mümkündür. Bu tür şayialarla dini hassasiyetimizi eskitmemeliyiz.
Allah’ın haram ettiği bir şeyi yapmak, yapılırken rıza gösterip seyirci kalmak haramdır. Rızamız olmadan veya yapabileceğimiz bir şey olmadığı için tepki gösteremezsek biiznillah vebale girmeyiz. İstiğfar etmemiz yeterli olur.
Eti yenen veya yenmeyen hayvanların gübrelerinin ziraatte kullanılmasında bir sakınca yoktur. Domuz gübresi de buna dahildir. Meselenin tıbben sakıncalı boyutu varsa o takdirde kullanılmaları caiz olmaz.