Fetva Meclisi
Soru
Hocam Kadir Mısıroğlu'nun bir konuşmasında "Kur'an'ın dili Arapça değil, Rabça'dır!" dediğini duydum. Bu ne anlama geliyor? Hz. Muhammed (s.a.v.) Arap olduğu için mi Kur'an, onun konuştuğu dilde indirildi?
Cevap
Benzer fetvalar
İslam'ı ve Müslüman olmayı bir ülkenin vatandaşlığı ya da bir partinin üyeliği gibi görenlerin yani Ümmet şuuru taşımayanların böyle meseleleri kavramaları zordur. Şimdi Kur'an'ımız, Arapça değil de Türkçe inmiş olsaydı Araplar Müslüman olmayacaklar mıydı? Hayır, bu bir şeytan tuzağıdır. Din, Arapların değil Allah'ın dinidir. Bu tür meselelere vakit ayırmamanızı öğütlerim. Bu bir nasip meselesidir. Allah'ın önünü tıkadığına yapabileceğiniz bir şey yoktur. Allah'a emanet olun.
Peygamberlerin Allah tarafından elçi olarak seçildiklerinin kanıtı, gösterdikleri mucizelerdir. Son ilahî kitap olan Kur'ân-ı Kerîm ise Hz. Muhammed’in (s.a.s.) peygamberliğini kanıtlayan en büyük mucizedir. Kur'ân mucizesi, kıyamete kadar yaşayacak olan tüm insanlara hitap etmesi ve başka mucizelere ihtiyaç duymaksızın, tebliğ edilen mesajın bizzat kendisiyle muhataplarına meydan okuması bakımından diğer peygamberlerin mucizelerinden ayrılmaktadır. İsrâ suresinde Kur’ân-ı Kerîm’in bir beşer sözü olmayıp bizzat Allah katından indirildiği ve mucize olduğu hususu şu ifadelerle ortaya konulur: “De ki: “Hiç kuşkusuz, insanlar ve cinler bu Kur’an’ın bir benzerini getirmek üzere toplansalar ve (bu konuda) birbirlerine destek olsalar, yine de onun benzerini getiremezler.” (el-İsrâ, 17/88) İslâm âlimleri, Kur'ân’ın hangi açılardan mucize olduğunu ele almışlar; onun nazmının, manasının, fesahatinin, geçmiş ve gelecekten haber vermesinin, evrene, evrenin ve insanın yaratılışına dair indiği dönemde hiç kimsenin bilmeye imkânı olmayan bilgiler vermesinin mucize olduğunu ifade etmişlerdir. Kur'ân, geçmiş peygamberlerin hayatlarına ilişkin anlatımlarında, Câhiliye döneminin şiir ve kıssa örneklerinde eşi ve benzeri bulunmayan bir üslup ve anlatım tarzı kullanmıştır. Nitekim Arap dilinin nazım ve üslup özellikleri hakkında asgari düzeyde bilgisi olan insanlar bile Kur'ân metni ile Arap dilinde yazılmış diğer metinler arasındaki farkı hemen görürler. Kur'ân’ın bu eşsiz anlatımının ve diğer hususların birleştiği ortak nokta, onun bir benzerinin getirilemediği ve asla getirilemeyeceğidir. Birçok âyet-i kerîmede Kur'ân’ın Allah (c.c.) tarafından Hz. Peygamber’e (s.a.s.) Cebrâil (a.s.) vasıtasıyla ve Arapça lafızlarla indirildiği açık bir şekilde ifade edilmiştir. “Anlayabilesiniz diye biz onu Arapça bir Kur'ân olarak indirdik.” (Yûsuf, 12/2), “Şüphesiz bu Kur'ân âlemlerin rabbi tarafından indirilmiştir. Onu, senin kalbine uyarıcılardan olasın diye açık bir Arapça ile Ruhulemin indirmiştir.” (eş-Şuarâ, 26/192-195) âyetleri, konuya ilişkin örneklerden sadece birkaçıdır. (Ayrıca bkz. en-Neml, 27/6; Tâhâ, 20/113; ez-Zuhruf, 43/3 vd.) Ayrıca vahyin nüzulü esnasında Hz. Peygamber’in (s.a.s.) vahyedilenleri kaçırırım endişesiyle dilini depreştirerek kendisine gelen vahyi tekrarlamasını konu edinen aşağıdaki âyetlerde Hz. Peygamber’e indirilenin “kıraat/okumak” ile ifade edilmesi lafzın Allah’a aidiyetini açıkça göstermektedir: “Sana onun vahyi bitirilmeden önce Kur'ân’ı okumada acele etme.” (Tâhâ, 20/114) ve “(Resulüm! Vahiy geldiği zaman) onu alelacele almak için (bitmeden) dilini hareket ettirme. Şüphesiz onu (kalbinde) toplamak ve (sana) okutmak bize aittir. Onu (Cebrail vasıtasıyla sana) okuduğumuz zaman, onun okunuşunu takip et. Şüphesiz onu açıklamak da bize aittir.” (el-Kıyâmet, 75/16-19). Kur'ân’ın lafzen ve manen vahyedildiği ve Hz. Peygamber’in (s.a.s.) bu hususta herhangi bir müdahalede bulunamayacağı Kur'ân-ı Kerîm’de açıkça ortaya konulmuştur: “Onlara bir ayet getirmediğin zaman, ‘Sen bir tane yapsaydın ya’ derler. De ki: Ben ancak Rabbim tarafından bana vahyolunana uyarım. Bu Kitap inanan bir toplum için Rabbinizden hakikati gösteren deliller, hidayet rehberi ve rahmettir.” (el-A’râf, 7/203), “Ayetlerimiz onlara açık açık okununca, âhirette bizim huzurumuza çıkacaklarına inanmayanlar, ‘Bundan başka bir Kuran getir veya bunu değiştir’ dediler. De ki: Onu kendiliğimden değiştiremem, ben ancak, bana vahyolunana uyarım. Ben Rabbime karşı gelirsem, büyük günün azabına uğramaktan korkarım.” (Yunus, 10/15), “Böylece biz onu (Kur’an’ı) bir hüküm kaynağı olarak Arapça indirdik. Eğer sana bu ilim geldikten sonra onların arzularına uyarsan, andolsun ki Allah’ın cezasından seni koruyacak ne bir yardımcın ne de bir koruyucun olacaktır.” (er-Ra’d, 13/37), “Eğer Peygamber bize atfen bazı sözler uydurmuş olsaydı, elbette onu kıskıvrak yakalar, sonra onun can damarını koparırdık. Hiçbiriniz de buna mani olamazdınız.” (el-Hâkka, 69/44-47). Hiç kuşkusuz Kur'ân’ın özellikleri, onun hem Allah’ın vahyi hem de lafzı ve anlamı itibarıyla Hz. Peygamber’e verilmiş bir mucize olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Tüm bu özellikleriyle Kur'ân, bizzat Hz. Peygamber (s.a.s.) döneminde yazı ve ezber yoluyla hem sadırlarda hem satırlarda kayda geçirilerek daha sonraki kuşaklara, naklinde şüphe olmayacak şekilde tevâtüren ulaştırılmıştır. Sonuç olarak, Kur'ân-ı Kerîm’in âyetleri ve Hz. Peygamber’in (s.a.s.) açıklamaları Kur'ân’ın, Hz. Peygamber’e lafzı ve manasıyla Allah tarafından vahyedildiğini açıkça ortaya koymaktadır. Asr-ı saâdetten günümüze kadar İslâm ümmetinin kabulü de bu şekildedir.
Kur'an Arapçadır. Arapça dışında bir dilden onun inceliklerini kavramak hayaldir. Hükümleri anlaşılabilir ama sizin beklediğiniz çapta bir ilim ancak onun diline vakıf olmakla elde edilebilir. Hemen Arapça'ya yönelin. İyi bir Arapça ile beraber kaynağına erersiniz biiznillah.
Sadece Arapça okuyacaksanız bir vakit israfı olabilir. Arapça yanında diğer din ilimlerini de okuyacak ve kendinizi yetiştirecekseniz neden israf olsun? Yirmi yıl bile az gelir o zaman. Size bir not düşelim: Bir fakültede Arapça sizin beklediğiniz gibi öğretildiğini henüz duymadık. Beklentiniz ile ehil gördüğünüz yeri iyi denkleştirin. Ve insanlara öğretmeyi hedeflemeyin, kendinizi geliştirmeyi hedefleyin. Öbürü peşinden gelecektir zaten. Allah yardımcın olsun.
Selamünaleyküm. Bu bir dil/edebiyat meselesidir. Arapça dilinde büyüklük ifadesi için ben yerine ‘biz’ ifadesi kullanılabilir. Kur'an’ımız bir Arapça kitabıdır. İçindeki pek çok incelik de Arapça belağatına göredir. Meseleyi böyle anlayabilirsiniz.
Meal ve metin okuması konusunda yanılıyorsunuz. Kim içtiği ilacın içeriğini bilerek o ilacı içiyor? Kur'an'ımız, anlaşılmadığı yerde ve zamanda bile hidayet kitabıdır. Onun mucizeliği ve bereketi de buradadır zaten. Evet, onu bilme ve öğrenme mücadelemiz mübarektir ama mücerret okumayı asla basit göremeyiz. Hiç tereddüt etmeden diyebilirim ki, okumak öyle veya böyle sevap kazandırır da mealini öğrenmenin sonu ne olacağı belli olmayabilir.
arapça konusundaki diğer fetvalar
Üniversite tek başına fayda getirmeyebilir. Siz ne kadar alabilirsiniz ona bakın. Kendinizi, kabiliyetinizi, ailenizin beklentilerini, ne kadar sabredebileceğinizi iyi ölçün ve öyle karar verin. Allah yardımcınız olsun. Âmin.
Bu konuyu sizi yakından tanıyan ilim talebesi hocalarla görüşmeniz daha doğru olur. Onlar size tavsiye verirken karakterinizi, kararlılığınızı ve ilmi müktesebatınızı mutlaka değerlendirmelidirler. https://fetvameclisi.com/fetva/alim-olmak-ve-ilahiyat-okumak-hk
Gereksiz bir korku yaşamışsın zannederim. Dün başladın bugün kendini yıllıklarla karşılaştırıyorsun. Bu bir nevi kendine zulmetmektir. İlerlemeye devam et. Çekilme ve teslim olma şeytana.
Hadis öğrenmeye karar vermekle pek mübarek bir iş yapmışsınız. Allah teala kabul buyursun, işinize bereket ihsan etsin. Hadis öğrenmekle biz iki şeyi kastederiz. Birincisi ilim ve din öğreniriz. Bu bölüm tercümesinden de elde edilebilir. İkincisi de o sözlerin sahibine yaklaşmak için gayret etmiş oluruz ve bunun bereketini umarız. Bu bölüm tercüme ile elde edilemeyebilir. Hadislerin ana dilinde ayrı bir bereket vardır. Öyle veya böyle yolunuza devam edin. Zamanla biiznillah ana dilinden de okur anlarsınız. Allah yardımcınız olsun.
Bir kere şunu kabul etmeliyiz: Arapça bugünkü Arap olarak bilinen ırka mensup olanların dili olmaktan çok Kur'an'ımızın ve dinimizin dilidir. Zaten bugünkü Arap olarak bilinenlerin de o dille neredeyse bir alakaları kalmamıştır ya da çok düşük düzeylere inmiştir. Arapça Müslümanlar olarak bizim din dilimizdir. Dinimizi öğrenmek için de Arapça şarttır. Şunu da kaydetmemiz gerekmektedir: Bir medresede dinimizi en geniş şekliyle öğrenecek talebe ile imanını ve ibadetini öğrenecek talebe aynı değildir. Yani biri alim adayıdır diğeri de dinini öğrenmeye adaydır. Mevcut medreselerde sıradan herkese müçtehit olacakmış gibi öğrenim yaptırılması bir hatadır, gerekli de değildir. İki durumu karıştırmamak gerekiyor.
Bazı Maliki fukahası Arapça harflerin yani karakterlerin de kutsal sayılması gerektiğini söylemişlerse de ulemanın büyük bölümü kutsal olan yazılmış olan ayet, hadis, Allah Teâlâ’nın ismi gibi değerlerdir demişlerdir. Evla olan ise Arapça dilini Kur'an dili olduğu için tazim ile karşılamaktır.