Fetva Meclisi
Soru
Geçen aylarda kutlu doğum haftası sebebiyle çeşitli kutlamalar, anma programları yapıldı. Oysa miladi takvime göre yapılan bu programlar hicri takvime göre yani efendimizin -sallallahu aleyhi ve sellem- gerçek doğum gününde yapılmış olmuyor. Miladi takvime göre yapılan bu etkinliklerin bid'at olduğunu söyleyenler var. Doğrusu nedir?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Rasûlullah'ın sahih sünnetinde böyle bir şey göremiyoruz. Bu kutlamalara sadece bid’at diyebilsek! Bir de oyalama yönü var ona da dikkat edilmelidir.
Selamünaleyküm. 'KUTLU DOĞUM' ismiyle bir ibadet olabileceğini iddia eden kesinlikle bu dinden hiçbir şey bilmiyordur. Meselâ bizim imanımızda 'ON GECE' diye Kur'an'ın öne çıkardığı bir mevsim vardır. Kullar kendi aralarında bir ibadet mevsimi niteliğinde hafta ilan edemezler. Bunu ne iddia eden olur ne de savunan. Şu denebilir: Bulunduğumuz şartlarda, insanların dünyevileşmeye kapılıp gittikleri bir ortamda bari bir hafta ismi altında bir şeyler anlatalım da, Anadolu deyimiyle 'domuzdan kıl koparalım' mantığı ile böyle bir hafta ihdas edilmiştir. Böyle bir mantık tartışılabilir. Bunu da BİD'AT olarak adlandırmakta sakınca yoktur. Çünkü bunun ashabı kiramda, örnek nesillerde örneği yoktur. Bu tür uygulamaları ilk defa Fatimîlerin ihdas ettiği tahmin edilmektedir. Onların da örnek olmakla alakaları yoktur. Neticede bu bir bid'attir. Bu bid'atin kabul edilip edilmeyeceği hususu ise ilim adamlarınca tartışılabilir ve tartışılmalıdır da. Ne bid'at diyenler karşılarındakileri sapıklıkla itham etmelidirler ne de bu haftanın arkasında duranlar, karşılarındakileri dinden çıkmış gibi görmelidirler! Neticede ortada, din adına örneği olmayan garip bir zamanda yaşıyoruz; ne ittik dini ne de kendimizi ona teslim ettik. Çok garip bir zamandayız. Birileri gerçekten bu isimle bir şeyler yapabileceklerini, insanları Sünnet'e çekebileceklerini zannediyorlarsa bırakalım içtihatlarını uygulasınlar. Onların yaptığını beğenmeyenler de ne yapılmasını gerekli görüyorlarsa onu yapsınlar. Doğrusu, laik olması Müslümanlar tarafından da yavaş yavaş gerekli görülmeye ve 'ne güzel olmuş!' şeklinde yorumlanmaya başlanan bu laik devlette, o devletin en hassas kurumlarından biri olan Diyanet'in bu hafta ve benzerlerinden başka şeyler yapabileceğini de zannetmiyoruz. Uçuk bir beklenti içinde olmanın gereği yoktur. Bütün bu tespitlere rağmen, artık gülünç duruma gelen bazı işleri de hiçbir şekilde kabul edemeyiz elbette. - Hıristiyanlardaki haftalardan bir haftaya doğru kaymayı kabul edemeyiz. Yani bizim Peygamberimizin senenin bir haftasına sıkıştırılmasını reddederiz. Onun namına yapılacak işin Sünnet'ini izlemek olduğunu haykırırız; program yapmanın Sünnet'i yaşatmak için yeterli olmayacağını ilan ederiz. - Bu hafta içindeki programların laikleştirme malzemesi olarak kullanılmasına da ciddi itirazlarımız vardır. Neden Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin kadınlara karşı nezaketi, hümanist anlamda yorumlanabilecek ve yönlendirilebilecek sözleri tek gaye gibi öne çıkarılmaktadır. Hiç mi cihadı yoktur. Meselâ namazla ilgili hadislerinden neden 'cici' olanlar seçilip öne çıkarılmaktadır? Madem onun haftasıdır, ona ait ne varsa elemeden anlatsınlar. - Bu haftaya yüklenen kutsiyetin, hafta üzerinden büyük bir ekonomik pazarı beraberinde getirdiğini de kimse inkâr edemez. Görünürde çiçekler, kitaplar hediye edilmektedir ama bu hediyelerin etrafında iki sömürü söz konusudur. Bu sömürülerin birincisi isim sömürüsüdür. Yıl boyu hiçbir iş beceremeyenlerin iş haftası niteliğindeki bir haftada bir konferans, bir çiçekle iş becerme becerisini kazanabilmektedirler. Tabela kurumu niteliğindeki pek çok kurum, bu hafta sayesinde faal duruma geçmektedir. Buna Diyanete bağlı pek çok kurum da dahil edilebilir. İkinci sömürü de tahmin edilebileceği gibi malî konularla alakalı sömürüdür. Şüphesiz, bu sömürü iddiasını genelleştirme hakkımız yoktur. Tertemiz bir duygu selinde yüzen de vardır, sömüren de. Burada sözü edilen şey genel görüntüdür. - Bir gün, insanlar hafta sonu kiliseye gidip rahatlayan Hıristiyanlar gibi, 'Kutlu Doğum Haftası' diye bir haftanın etkinliklerine katılarak Müslümanlığına dair görevlerini yapmakla teselli bulan insanlar çıkarsa ortaya, o zaman bu haftayı ihdas edenler de, ona katılanlar da dinlerinin katilleri olarak anılacaklardır. Tıpkı, Kur'an yerine konacak cüretlere neden olan mevlidi ihdas edenlerin şimdi sebep oldukları ve akıbetine katlanacakları durum gibidir bu. - Bütün bunlara ilave olarak şunu da yazmamız gerekiyor: Her şeyi bir noktaya kadar anladığımızı kabul edelim de, Müslümanların Peygamberlerini anmak için at yarışından, buz pistinde kaymaya kadar yaptıkları şeyleri bir sevgi işareti olarak peygamberlerine ne yüzle takdim edecekler acaba? Ömrü cihat meydanlarında ve devesinin üstünde geçen bir Peygamber böyle anılır mı, tiyatro bile olsa bu kadar afaki bir tiyatro olur mu? Neden kendimizi şeytanın oyuncağı yapalım, neden?
Selamünaleyküm. Böyle bir etkinliği, BİR ŞEYLER ÖĞRENMEK, ÖĞRETMEK maksadı ile yapmayı normal görmemiz gerekir. Bid'at kuralını da bu durumda gündeme getiremeyiz. Bu eğer, bir ibadet yani Peygamber aleyhisselamın izinde bir ibadet maksadı ile yapılıyorsa bu durumda bid'at olur. Bid'atten sevap beklemeyiz, öyle bir bid'ate katılmayız. Bir başka husus da şudur: Bu törenler, kutlamalar ne getiriyor ne götürüyor, hesabını iyi yapmak durumundayız. Bu zamanda Peygamber aleyhisselam için yapılması gerekenler nedir, ne yapılıyor açısından da ele alınmalıdır.
Aleykümselam. Peygamber aleyhisselamın bize emri, onun ve raşid halifelerinin izinden gitmektir. Önceki ümmetlerin, peygamberlerinin onlara emanet ettiği dininin yerine kendilerinin oluşturduğu icatlara uymaları, ümmet olarak kaldırılmalarının nedeni oldu. Bu ümmet, eski ümmetlerin yaptığını yaparsa yanlış yapmış olur. Yapılması gereken törenler değil Sünnet'e ittiba etmektir. Herkes şöyle bir mazerete sığınmayı tercih etmektedir: Kötü bir zamandayız, insanlar ancak böyle törenleri anlayabilmektedirler. Bu da bir mazerettir. O zaman bu mazeretin karşılığını ne kadar bulabiliyoruz? Bir kere biz, başkalarından önce kendimizi düşünmek zorundayız. Adeta biz, Sünnet'i tam anlamıyla yaşadık da, başkaları anlamakta zorlandılar, bunun üzerine de onlar için taviz vermek durumunda kaldık. Bu doğru değildir. Maalesef gerçek olan, bizim de başkaları gibi asıl yapmamız gerekeni yapmakta ayak sürtmemizdir. Zorumuza gidiyor, kolayı ile teselli buluyoruz. Mevlid kandili kutlamaları, kutlu doğum haftası ve benzerleri, sahih sünnette ve Ashâb-ı Kirâm'ın hayatında görmediğimiz uygulamalardır. Allah sonumuzu hayır etsin. Yapmamız gerekenler varken beğendiklerimizle teselli bulamayız.
Hıristiyanların kutladığı manada bizim bir yılbaşımız yoktur. Onlar, yılbaşını bir dini gerekçeyle kutlamaktadırlar. Bizim için din, sadece Allah ve Resulü’nün emrettiği şeylerdir. Yılbaşı diye bir ibadet türü de yoktur. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin, Mekke’den Medine’ye hicret etmesi, takvim başlangıcı olarak kabul edilmiş ve Hicret Takvimi adıyla anılmıştır. O takvimin başı da bizim yılbaşımız olmuştur. Bizim sevincimiz, takvim yapraklarının yenilenmesine, baharın coşmasına değildir. Bunlar geçici güzelliklerdir. Biz, Rabbimizin affına nail olduğumuz gün yeni dönemimizi başlatmış sayar, sevinir, uçarız.
Aleykümselam. Sahabenin yapmadığı işlerdir bunlar. Bereketi de olmaz. Bol bol reklamı olur, avuntusu olur.
bidat mi konusundaki diğer fetvalar
Selamünaleyküm. Bu bölüm, ezan duasını rivayet eden ravilerin bir bölümü tarafından rivayet edilmiştir. Beyhakî'nin rivayeti de bu şekildedir. Bu bölüm zayıf bir rivayete dayanmış bile olsa bid'at olamaz.
Selamünaleyküm. Bid'at, ibadet olarak yapılan fazlalığın adıdır. Mezhep tanımamak ise bir ekol olarak değerlendirilmelidir.