Fetva Meclisi
Soru
Hocam, ben İlahiyat talebesiyim. Bir şahıs Muaviyye bin Ebi Süfyan'a; "H.z. Muaviyye" dedi. Bende İslâm tarihinden öğrendiklerim ışığında, hususiyetle de kerbela hadisesinden ötürü "H.z." sıfatının doğru olmayacağını dile getirdim. Malum şahıs muaviyyenin birçok hadis rivayet ettgini, İslâm coğrafyasını genişlettiğini, İslâmi hakkıyla yaydığını en başta da bir sahabi olduğunu ve H.z. Aişe, H.z. Ali gibi sahabilerin de savaşlar açtığını onlara "H.z." deniliyorsa, Muaviyye bin Ebi Süfyan'a da bu şekilde denilmesinin doğru olacağını düşündüğünü söyledi. Sizin görüşünüz nedir acaba?
Cevap
Benzer fetvalar
>Selamünaleyküm. HAZRET ifadesi, Sünnet ve selef kültürüne ait bir ifade değildir. Dolayısıyla kime söyleneceği de çok önemli değildir. Bu ifadenin yerine ashabı kiram için RADIYALLAHU ANH demeyi tercih etmeliyiz. Muaviye radıyallahu anhın sahabi olduğunda hiçbir şüphe yoktur. Onun sahabiliği müseccel olduğuna göre de, yaşanan acı ve etkili olayların neticesi olarak onu, sıradan biri gibi görmeyi abes buluruz. O bir sahabidir. Hataları ve doğruları ile Rabbine gitmiştir, hesabı da görülmüştür. Biz, bize düşeni yaparız.
Selamünaleyküm. Kimsenin kimseyi sevmesi zorla beklenemez, bizim de Muaviye radıyallahu anhı veya başka bir sahabiyi sevmeyeni sevmemiz beklenemez.
Selamünaleyküm. Çözümü görünmeyen sorunların içinde bocalamayın. İslam'ın berrak yüzü önümüzdedir Siz neden negatiflerle ilgileniyorsunuz? İslam'ın Müslümanlarında sorun var ama Peygamberinde sorun var mı? Kur'an'da sorun var mı? Şeytanın sizi oyalayacağı işlerle ilgilenmeyin, rahat edin.
Selamünaleyküm Esefle ifade etmeliyim ki, müminlerin bir telefon markasını soruşturur gibi birbirlerinin veya bazı isimlerin imanlarını, ahiretlerine ait durumlarını soruşturmaları asla hayra alamet değildir. Zikrettiğiniz ismi şahsen tanımıyorum. İnternet ortamındaki konuşmalarına sadece muttali oldum. O konuşmalarda da şu ana kadar zahiren sakıncalı bir şey görmedim. Allah Teâlâ ona da bize de rızası için çalışmayı kolay kılsın. Şu anda Suriye'de, tarihimizin en ağır vakalarından biri yaşanmaktadır. Rabbimizin huzurunda yüzümüzü kızartacak büyük bir olaylar dizisi ile karşı karşıyayız. Yerden göğe kadar HASBUNELLAH diye haykırmaktan başka yapacak müessir bir iş göremiyorum. Zikrettiğiniz kardeşimizin yaşı çok genç olduğu için yüksek heyecanı, dolu dolu konuşmasını sağlıyor. O konuşmalar da bizdeki gençleri etkiliyor. Bir de silah omuzda fotoğraf çabuk etki ediyor. Suriye'mizde ise sözden çok iş gerekmektedir. Hepimizin yaptıklarını melekler yazıyor, yapmak istediklerimizi de Rabbimiz biliyor. Hepimiz, niyet ve amellerimizin sorgulanacağı yere gidiyoruz. Bu noktada önemli bir hususun altı çizilmelidir: Adeta Suriye'de ilim ehli kimse cihat etmiyor da bir zât geldi, alimler adına da cihad eden biri bulundu şeklinde bir anlayış gayet yersiz olur. Orada nice ilim ehli âlim, cihadın içinde bulunmaktadırlar. Bu kardeşimizin yaptığı da onların yaptığı da inşaallah cihattır. Yeter ki küfrün beli kırılsın, kim kırarsa kırsın ama küfrün beli kırılsın. Ümmetimizi bir bütün olarak alakadar eden hususları ümmet kafası ile düşünmeliyiz. Ben şahsen bir insanın belirli gruplardan olmasını, cihattan men edilmesinin gerekçesi yapılmasını haddi aşmak olarak görüyorum. Cihad ediyor olarak bilinirken diğer müminleri tekfir etmek, cihadın içinde olmadan cihat meydanlarındakileri tekfir edercesine isnatlarda bulunmak ve böylelikle fırkalaşmayı derinleştirmek, tam anlamıyla ümmetin birlik ruhuna vurulan bir darbedir. Bunu asla kabul edemem. Önemli olan küfrün belinin kırılmasıdır; kim kırarsa kırsın onu. Eğer bir gün müminlere silah doğrultulursa, işte o zaman bize saldıran bir düşman gibi görürüz o silahı doğrultanları, velevki cihat (!) ettiklerini zannetsinler.. Suriye gibi bir ateş vadisinde, müminler bir arada görünmelidirler. Allah’tan korkup fitneye alet olmamalıdırlar. Küfür ve uşakları tek yumruk olup üzerimize yürüyorken, her gün yenisi yaşanan acılar yüreklerimizi dağlıyorken, gönül dünyamız artık bu yükü kaldırmaktan yorulmuş ve aciz düşmüşken, yaşanan bunca acı tecrübeler artık aklımızı başımıza getirmiyorsa, gelecek olanı beklemekten başka çare kalmıyor.. Rabbim âhir ve âkıbetimizi hayreylesin.. Selamünaleyküm. Nureddin YILDIZ facebook.com/nureddinyildiz twitter.com/nurettinyildiz instangram.com/nureddinyildiz
Selâmun aleyküm. Güzel kardeşim, size şunları söyleyebilirim: Asla niyetinizi yorumlamıyorum. Sözünüz, siz ve Rabbiniz başbaşasınız. Dolayısıyla sizin bana yönelttiğiniz meselede maksadınızı benim tevil etmem hata olur. Bugüne kadar, Müslümanların algıları ile oynayarak bulanık suda balık avlama maksatlı tartışmalarda kimseye bir cevap vermedim. Bugünden sonra da vermeyi düşünmüyorum. Ancak yarın, siz ve ben, en büyük mahkeme önünde buluştuğumuzda bana “Keşke bana söylemiş olsa idin!” deme ihtimalinize binâen şunları bilmenizi isterim: a- Benim, ashâb-ı kirâmla alakalı yüzlerce saatlik konuşmam, belki binlerce sayfa yazım vardır. Eğer evire çevire bir kabahat bulma gayreti ile bakılacaksa ben, hâşâ kusursuz birisi değilim ve zaten böyle bir iddiam da yok. Dinine hizmet etmeye çalışan, kendi çapında sıradan bir müslümanım sadece. Elbette beyanımda hata bulunur, bulunması da tabiîdir. Bahis konusu meselede, daha uygun bir ifade kullanılabilirdi. Kastım & hatam olduğunda mü’minlerin beni uyarmaları onların en tabii görevidir. Sadece kavga zemini oluşturmak için ihdas edilen tartışmaları ise seviyesizlik olarak görüyor ve cevap vermiyorum. b- Hassân bin Sâbit (radıyallahu anh) ile alakalı sözlerimde benim tek bir kelime dahi ilavem yoktur. Naklettiklerim kesinlikle şiî kaynaklarından da değildir. O sözler, ashâb-ı kirâmı öğrendiğimiz en temel kaynaklardan nakildir. O mübarek sahabiye karşı da hâşâ bir küçültme kastı yoktur o sözlerde. Benim o konuşmam bir bütün içinde dinlendiğinde, Hassân bin Sâbit’i (radıyallahu anh) yücelttiğim ayan beyan görülecektir zaten. Ama kasıt, ıslah etmek yerine zihinleri iğfal etmek olduktan sonra, güneşte bile kusur bulmak mümkündür. c- İyi niyetli tenkitleri mü'min kardeşliğin vecibesi olarak görüyor ve hürmetle karşılıyorum; ama yıpratmak ve “bizden başkasının iyi niyetli olması ve hizmet etmesi tehlikelidir” mantıklı tekelci ve hastalıklı çıkışlara cevap vermiyorum. O kardeşlerimi, onların yıpratma ve fitne üretme süreçlerine alet olanları ise kalplerimize & amellerimize muttali olan Allah-û Teâlâ’ya havale ediyorum. Nitekim, bu fitneyi ihdas eden hoca kardeşime, teheccüt namazlarını benim için hazırlamasını bizzat söyledim. Söyleyebilecek başka bir sözüm de yoktur. Size de bunu izah etmiş olayım. Bu kardeşinizi de duadan unutmayın. Rabbimiz ayaklarımızı, dini üzere sabit kılsın. Allah-û Teâlâ’ya emanet olunuz. Selâmun aleyküm. İlgililer için kaynakça: 1) El-İstîâb Fî Ma’rifeti’l Eshâb / İbni Abdil Berr / 192. sayfa – Hassan bin Sabit maddesi 2) Kitabu’t Tabakâti’l Kübrâ / Muhammed ibni Sa’d / 625. Başlık – Hassan Bin Sabit maddesi 3) El-Müstedrek ala’s Sahîhayn / İmam Neysâbûri / 7039 ve 7040. Maddeler 4) Sîret-i Nebi / İbn-i Hişam / 196. Sayfa
Selamünaleyküm. Bir insan iman esaslarını kabul edip yaşadıktan sonra Mü'min olmanın gereklerini yerine getirmiş olur. Bu sözlerinden dolayı ona kâfir diyecek hâlimiz yoktur. Ama bu sözlerin durduğu sabit bir yer de yoktur.