Fetva Meclisi
Soru
Hocam kuşluk namazını 'iki rekat iki rekat' kılmak mı daha efdaldir yoksa tek seferde dört rekat kılmak mı daha faziletlidir?
Cevap
Benzer fetvalar
O tür nafile namazlar ikişer rekât olarak kılınır. Daha fazla rekâtlı olarak da kılınabilir. Dört, altı veya daha fazla da olabilir.
Nafile namazlar iki rekaat olarak başlar. Ne kadar fazla kılınırsa o kadar ecir artar.
Namazı seferîlik şartları oluştuğu için iki rekât olarak kılan birinin, o namazın vakti çıkmadan seferi olmayacağı yere gittiğinde iki rekât kıldığı namazı tekrar tam olarak kılması gerekmez.
Selamünaleyküm. Dört rekâtlı namazların üçüncü ve dördüncü rekâtlarında sadece Fatiha okumak yeterlidir. Bu kaza namazları için de aynıdır.
Sünnet namazlar iki rekaat olarak kılınabilir. Öğlen namazının ilk sünneti gibi dört rekaat olarak konmuş olanları ise o şekilde kılmayı tercih etmek gerekir.
Kılmasında hiçbir sakınca yoktur. Yeter ki kazalarını unutmasın. Allah'a emanet olun.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Ablanız, sizin bir zorlamanız olmadan kendi rızası ile mevcut duruma zamanında evet demiş ise şu anda onun bir itiraz hakkı yoktur. Ona karşı siz sılayı rahim bağından ötürü zaten gerekli ilgiyi göstereceksiniz. Mirasçılar arasında kimsenin itiraz etmediği, sözlü veya yazılı bir ittifakla yapılmış bölüşme din açısından sorun oluşturmaz. Önemli olan hak iddia eden biri olmasın.
Dijital aletler için mushaf hükmü olmayacağı ulema tarafından belirtilmektedir. Yine de mümkün olduğu kadar saygı göstermeye çalışalım. Allah'a emanet olun.
Bu tür meselelerde derin araştırma yapmak doğru değildir; hangi kitabı ilk okuduysanız ya da hangisini daha iyi yapabileceğinizi düşünüyorsanız onu yapmanız gerekmektedir. Allah’a emanet olun.
Mal, bu ümmetin en ağır imtihanlarından biridir. Hatta bu ümmetin imtihanı mal imtihanıdır. Bu nedenle Allah Teala'nın kitabında ayrıntılarıyla izah ettiği konulardan biri miras konusu olmuştur. Maalesef, Kur'an hükümleriyle şekil bulmuş yasalarla yönetilmiyoruz. Mirasla ilgili durum da böyledir. Miras hukukumuzu Allah'ın hükümlerine göre belirleme imkânımızın olmadığı bir ortamda şöyle bir siyaset izleyebiliriz: a- Miras sahipleri, kendi aralarında ihtilaf etmeyecekleri bir şekilde anlaşabiliyorlarsa dinen bir sakınca kalmaz. Zira dinimiz, ihtilafı giderecek son sözü söylemiştir. Daha sonra resmi yollarla da ittifak ettikleri sonuçları tescil ettirebilirler. b- Miras sahiplerinden biri veya bir kaçı Şeriat'ın ahkâmını kabule yanaşmıyorsa, mecburen resmi sonuç talebine baş vurulacaktır. Bu durumda da fazla bir pay alan, Allah'tan korkup, kendisine intikal eden fazlalığı öbür hak sahibine iade eder. Böyle bir işlemden ötürü, kalbinden bunu istemeyip zorunluluk olarak avukata dilekçe veren vebale girmez. c- Mirasçılardan bir bölümünün Kur'an'ın taksimini kabul etmemesi nedeniyle o mirası kökten reddetmek gerekmez. Sadece üzerine fazladan hak geçmesi halinde onu zimmetinden çıkarır. d- Allah'tan korkarak hareket etmenin gereklerinden biri de, taksim nasıl yapılırsa yapılsın fıkha göre nasıl bir taksim yapılması gerektiğini ehli biriyle istişare etmektir. Biz, kimin ne yaptığına bakmayalım. Bu bir imtihandır; kazanan olacak kaybeden olacak. Biz, imtihanı kazanmanın yollarına bakmalıyız. Allah'a emanet olun.
Bulunduğumuz tiyatronun konusuna, oynanan rollerdeki kişilere, o esnadaki farz olan görevlerimizin ihmal edilip edilmemesine göre değişebilir bu durum. Ama prensip olarak tiyatro haram değildir.
Tuğrada ne yazdığına bakmak gerekir; besmele veya lafzeyi celal varsa girmemelisiniz. Normal bir isim ise bir sakıncası olmaz. Yani sadece Arapça bir şey yazdığı için sakıncalı olmaz. Mukaddesata ait bir yazı ile tuvalete girmekte sakınca vardır. Allah'a emanet olun.