Fetva Meclisi
Soru
Hocam, namaz borcu olanlar teheccüd namazının faziletlerini alabilir mi?
Cevap
Benzer fetvalar
Bizim için teheccüd namazı NAFİLE bir ibadettir. Değeri pek yüksek olmakla beraber neticede nafile bir ibadettir. Peygamber aleyhisselamın durumunun ona ait olduğunu unutmayalım. Onun “bu bana ve size” niteliğindeki bir beyanı olmadığı sürece ona ait işleri ona mahsus görmeliyiz. Teheccüd namazı ağırlığı itibariyle önemli bir namazdır. Kim ne kadar kılarsa o kadar sevap kazanır. Şu kadar günde şu kadar diye bir belirleme yapmak doğru değildir. Günlük hayatı olumsuz etkilenmeyecek olanlar mesela ağır işlerde çalışmayanlar bu namazı ihmal etmemelidirler. Zira hiçbir zaman teheccüd namazını bir sabah namazı ile karşılaştıramayız bile. Farzlar ve üzerimizdeki haklar etkilenecekse teheccüdü daha rahat bir zamana erteleriz.
Selamünaleyküm. Çok hızlanmamaya önem verin. Önce bir namaz istikrarı yakalayın ondan sonra nafilelere girersiniz.
Kazaya kalmış namazların ilk fırsatta kaza edilmesi esastır. Bununla birlikte Hanefî mezhebine göre, kaza namazı bulunan kimselerin farz namazların öncesinde ve sonrasında kılınan (revâtib) sünnetler ile teheccüd ve kuşluk namazı gibi nâfileleri kılmaları da caizdir. Şâfiî mezhebinde, kaza namazı borcu olan kimsenin, geçmiş namazlarının hepsini kaza etmeden nâfile namaz kılması caiz değildir. Kaza namazı bulunan kimsenin uyku ve evin geçimi gibi yapması zorunlu olan işler hariç bütün vakitlerini kazaya kalan namazlarını kılmakla geçirmesi gerektiğinden nâfile ile meşgul olamaz. (Dimyâtî, Hâşiye, 1/31-32)
Teheccüd namazı için uyuma şartı yoktur; fazileti vardır. Fazileti de gece olması dolayısıyladır. Sahur için kalktığınızda da teheccüd kılabilirsiniz. Bir taşla iki kuş vurmak bu olsa gerek.
Müslüman, namaz ibadetinde farz namazlara öncelik vermelidir. Farz namazları eksiksiz kılmalıdır. Daha sonra da farzların öncesinde ve sonrasındaki nafilelere önem vermelidir. Ondan sonra da imkânı kadar teheccüd gibi nafilelere önem vermelidir. Teheccüd için şu kadar kere diye bir kayıt yoktur. Ne kadar yapabiliyorsa o kadar yapar Müslüman. Diğer farzları aksatmaya neden olacaksa teheccüdü hiç yapmamak daha iyidir. Ölçülü olmalı, ibadetler ve görevler birbirine ezdirilmemelidir.
Teheccüdü uyuduktan sonra uyanıp kılmak esas olandır. İmsaktan önce ne zaman kılınsa yine teheccüd olur inşaallah.
borç konusundaki diğer fetvalar
Bu konuyu “ibadet için mali olarak borçlanma” başlığı ile inceleyebiliriz. Öncelikle şunu tespit etmemiz gerekiyor: Allah Teâlâ kimseye kaldıramayacağı yükü yüklemez. Dinimizin en temel ilkelerinden biri budur. Bir ibadet mal üzerinden yapılan ibadet ise mesela hac, kurban, zekât ve benzerleri, kul o ibadeti yerine getirecek mala sahip olmadıkça Allah ona söz konusu o ibadeti emretmez. Buna rağmen kul böyle bir ibadeti ekonomisi uygun olmadığı hâlde borçlanarak da olsa yapmak istiyorsa o zaman şu prensipleri fıkıh kitaplarından derleyebiliriz: Borçlanmak olağan dışı görülmesi gereken bir iştir. Borcu günlük hayatın akışı içinde doğal görmemeliyiz. Zaruri veya zaruriye yakın işler ve gerekler için borçlanılmalıdır. Borç bir insanın hayatında ne kadar yer tutuyorsa o insanın dini ve insani kimliği de o kadar soruna muhatap demektir. Bu da kalp huzuru için sakıncalıdır. Borçlanıldığında da ödeme ve yerine koyma gücü nispetinde bir borçlanmaya gidilmelidir. Bu da israf veya lüks denebilecek bir iş için asla borçlanılmaması gerektiğini göstermiş oluyor. Borç asla faiz gibi bir haram üzerinden veya netice olarak faize götürecek bir yöntem ile olmamalıdır. Fıkıh kitaplarından derlenebilecek bir örnekte mesela abdest suyunu ancak satın alma ile bulabilen bu satın alma için de borçlanması gereken ama borcunu ödeyecek nakdi bulunmayan birine fukaha teyemmüm etmesini ve borçlanmamasını söylemişlerdir. Aynı şekilde namaz için gerekecek tesettürü temin etmeyi ancak borçlanarak sağlayabilecek birine de borçlanarak da olsa tesettürü temin etmesinin farz olacağını sadece fukahanın bir bölümü söylemişlerdir. Bir bölümü de bu nedenle borçlanması gerekmeyeceği kanaatindedir. Zekât için yeterli malı bulunan ama ödeme gününde elinde nakdi olmayan birine başka bir yerden nakit bulup zekâtını ödemesine fukahanın büyük bir bölümü sadece müstahab/iyi bir iş olma gözüyle bakmıştır yani gerekir dememişlerdir. Hac gibi bir ibadeti yerine getirmek için borç almadıkça fırsat bulamayan birisi için cumhur fukaha(fukahanın geneli) borç alması gerekmez demişlerdir. Bu meselede farklı bir ayrıntı getiren bazı fakihler, zamanında imkânı vardı da haccı savsakladığı için yapamadı ise borç bulup gitmesi gerekir demişlerdir. Üzerine kefaret gereken birisinin borç bulmaktan başka alternatifi yoksa borç alarak kefareti ödemesi gerekmez. Hanefi fukahası parası olmayanın borç alarak kurban kesmesini mekruh görmüşlerdir. Bu örneklere bakıldığında fıkhımızın ibadet maksatlı bile olsa borçlanmayı değil borçtan uzak durmayı teşvik ettiği görülmektedir.
Düşürülmüş bir borç geri dönmez. Fıkıhtaki kural böyledir. Amcanız hakkı olan borcu düşürmüş yani helal etmiş ise daha sonra onu isteme hakkı olmaz.
Çiftçinin zekâtı ürünü üzerinden olur. Bu pürü ile hesaplanmaz. Mesela siz, tarlanızda buğday yetiştiriyorsanız buğdayın en az 650 kg olması durumunda zekât gerekir. 650 ve daha yukarısı için zekât verirsiniz. Ürününüz mesela 600 kg ise o ürün için zekât gerekmez. Zaten borcunuz da bulunduğu için elinizdeki paranın da zekâtı yoktur. Bu sene bu hesaba göre zekât vermeniz gerekmiyor diye anlayabilirsiniz. Bir başka mesele de hangi ürünü yetiştiriyorsanız tek başına o ürünün 650 kg veya daha fazla üretilmiş olması gerekir. Mesela 400 kg buğdaya 250 kg fasulye ilave etmeniz gerekmez. (Bu bilgiye göre mesele anlaşıldı ise cevap tamam demektir. Anlaşılmadı ise sizin durumunuzun ayrıntılarını tekrar yazınız lütfen.) Kurban kesmenizde ise bir beis yoktur. Allah kabul etsin, işinizi bereketli kılsın.
Bir aile tartışmasında tek tarafın anlatımına göre haklı/haksız tespiti yanlış sonuçlara götürebilir. Bu sebeple size haklısınız veya değilsiniz diyemeyiz. Anlattığınız şeyler ise eşinizin yanlış içinde olduğunu gösteriyor. Size tavsiyemiz şudur: Aile büyüklerinizi aranızdaki açı büyümeden meseleye müdahale ettirin. Onlar sizin aranızda tahkim yapsınlar. İkiniz de rahat edersiniz, birbirinizi üzmezsiniz.
Borçlu sadaka vermez diye bir kural yoktur. Borçlunun borcundan kısıp sadaka vermesi yanlıştır deriz. Nice borçlular var ki borcu onu hiç etkilemeden yaşamaktadır, borcu adeta ona daha fazla kazandırmaktadır. Bu sebeple “borçlu sadaka vermez” yerine “borçlu borcunu erteleyip sadaka vermemelidir” desek doğru olur.
Kâr ortağı şeklinde bir para verilemez. Ya borç para verir, verdiğinizi aynen alırsınız ya da kâr/zarar ortak olursunuz.