Fetva Meclisi
Soru
Hocam biz geçimini tarımdan sağlayan bir aileyiz. Her sene mahsulümüzün zekâtını vermeye gayret ediyoruz. Fakat bu yıl kullandığımız traktörü değiştirmemiz ve bir ev almaya girişmemizden dolayı borcumuz hasat mahsulünü neredeyse ikiye katladı. Bu ürün için zekât düşer mi? Bir de biz eğer zekâta mükellef değil isek kurban kesebilir miyiz?
Cevap
Benzer fetvalar
Tarım ürünlerinde zekât, iki türlü hesaplanmaktadır. Eğer tarım yapan kişi, ekin yapıp tahsil zamanı da mahsulünü alıyorsa o üründen onda bir oranında zekât verir. Eğer tarım yapan kişi, sulama, gübreleme, elektrik harcama gibi maliyet yükseltici bir yatırım yapıyorsa mahsulün yirmide biri oranında zekât verir. Bir husus da şudur: Elde edilen mahsulün bir nisabı vardır. Nasıl altın seksen gramı aşınca zekât konusu olmaktadır. Ziraatta da mahsulün yaklaşık olarak 670 kg civarında olması gerekir. Yoksa bir çuval buğday için zekât gerekmez. 670 kg ve üstü için bu onda bir veya yirmide bir söz konusudur. Allah mübarek kılsın.
Bu konuda Diyanet’in fetvası ile hareket edebilirsiniz. Zekâtı verilecek ürün, tarladan ne kadar çıktı ise o kadarı hesap edilir. Ondan sonra verilen ve satılan önemli değildir. Genel kural, topraktan yetişen her üründen zekât verilmesi şeklindedir. Fiyat olarak sizin tarladan satacağınız fiyat ölçü alınır. Yalnız unutmayınız: Bir ürün yaklaşık olarak bir ton (en az 650 kg) olmadıkça zekâtı gerekmez.
Borç varken zekât gerekmez sözü yerinde bir söz değildir. Bunun doğru olanı şöyledir: Borcu olan borcu kadar olan kısmı elindeki maldan düştükten sonra geri kalan yani borç düştükten sonra elinde kalan miktar nisaptan fazla ise onun zekâtını verir. Doğrusu böyledir. Çiftçilerin masraflarını ve borçlarını düştükten sonra ürettikleri ürünlerin zekâtını verebilecekleri yolunda bu asrın âlimlerinden fetva verenler vardır. Durumu kritik olmayanlar bir düşme yapmadan ürünlerin zekâtını vermelidirler. Takvaya daha yakın olan böylesidir. Borçlarını düşüp geri kalan nisaba ulaşıyorsa onu vermeleri de olabilir. Bu arada tarım ürününün, 650 kg’ı buluyorsa zekât konusu olacağını yani tarım ürününün nisabının 650 kg olduğunu da bilmeliyiz. 650 kg ve fazlası ürün yetiştirdi isek zekâta muhatap olduk demektir. Borçlar ve masraflar düştükten sonra geri kalanı sulama yapmadan elde etti isek 1/10 oranında, sulama yaptı isek 1/20 oranında zekât veririz.
Selamünaleyküm. Tarım ürünlerinin zekâtının müstakil hesaplanması gerekir. Köylülerimizin bu husustaki bilgi eksikliği maalesef yaygındır. Ortadaki bereketsizliğin temel nedenlerinden biri de budur. Şu şekilde bilmemiz ve uygulamamız gerekmektedir: Tarım mahsulleri eğer bir emek vermeden elde ediliyorsa çıkan mahsulün 1/10 oranında zekâtı verilir. Sulama, gübreleme ve benzeri ilave bir emekle ürün alınıyorsa bu oran 1/20 oranındadır. Mahsul elde edilir edilmez zekât verilir. Elde edilen mahsulün de nisabı vardır. Yani en az 'şu kadar' mahsul elde edilirse denecek bir oranı vardır. Bu oran yaklaşık ALTIYÜZ ELLİ Kilodur. Bu orandan az olan tarım ürünü için zekât vermek gerekmez. Her tarım cinsinden bu kadar ürün elde edenin her ürün için zekât vermesi gerekir. Allah'a emanet olun.
Harcama yapılarak tarım yapılması durumunda oran %5 olarak hesaplanır. Ayrıca ürünün 650 kg civarında olması gerekir ki zekâta dâhil olsun. Asıl nisap denen budur. Mesela 150 kg bir ürün için zekât gerekmez. Allah kabul etsin.
Selamünaleyküm. 1- İleride ev veya araba satın almak için biriktirilen para, zekâtı verilmesi gereken paradır. Çünkü bu tarzda biriktirilmiş bir para aslında başka işler için de harcanabilir bir maldır. Mesela vaz geçip o para ile tatile de gidebilirsiniz. Ama siz mesela yüz bin liralık bir ev için sözleşme yapıp borca girseydiniz, yüzbin lira biriktirinceye kadar elinizdeki paranın zekâtı gerekmeyecekti. Böyle bir durumda elinizdekini alacaklısı adına saklamış gibi olacaktınız. 2- Ev ve iş yeri gibi kullanmakta olduğunuz ya da tarla gibi istimal ettiğiniz gayri menkuller için zekât gerekmez. Çocuklar için muhafaza ettiğiniz yerler için de gerekmez. Ancak satmaya niyet ettiğiniz gayrimenkuller, satış niyetinizden itibaren zekât malı hükmündedirler. Bu durumda da zekâtları yüzde iki buçuk üzerinden olacaktır. Allah'a emanet olunuz.
borç konusundaki diğer fetvalar
Teheccüd nafile bir ibadettir. Nafilelerin de en faziletlilerindendir. Namaz borcu olan bir mü'min borçlarını kaza etmeye azimli ve devamlı ise elbette teheccüd faziletinden de istifade edebilir, etmelidir de.
Bu konuyu “ibadet için mali olarak borçlanma” başlığı ile inceleyebiliriz. Öncelikle şunu tespit etmemiz gerekiyor: Allah Teâlâ kimseye kaldıramayacağı yükü yüklemez. Dinimizin en temel ilkelerinden biri budur. Bir ibadet mal üzerinden yapılan ibadet ise mesela hac, kurban, zekât ve benzerleri, kul o ibadeti yerine getirecek mala sahip olmadıkça Allah ona söz konusu o ibadeti emretmez. Buna rağmen kul böyle bir ibadeti ekonomisi uygun olmadığı hâlde borçlanarak da olsa yapmak istiyorsa o zaman şu prensipleri fıkıh kitaplarından derleyebiliriz: Borçlanmak olağan dışı görülmesi gereken bir iştir. Borcu günlük hayatın akışı içinde doğal görmemeliyiz. Zaruri veya zaruriye yakın işler ve gerekler için borçlanılmalıdır. Borç bir insanın hayatında ne kadar yer tutuyorsa o insanın dini ve insani kimliği de o kadar soruna muhatap demektir. Bu da kalp huzuru için sakıncalıdır. Borçlanıldığında da ödeme ve yerine koyma gücü nispetinde bir borçlanmaya gidilmelidir. Bu da israf veya lüks denebilecek bir iş için asla borçlanılmaması gerektiğini göstermiş oluyor. Borç asla faiz gibi bir haram üzerinden veya netice olarak faize götürecek bir yöntem ile olmamalıdır. Fıkıh kitaplarından derlenebilecek bir örnekte mesela abdest suyunu ancak satın alma ile bulabilen bu satın alma için de borçlanması gereken ama borcunu ödeyecek nakdi bulunmayan birine fukaha teyemmüm etmesini ve borçlanmamasını söylemişlerdir. Aynı şekilde namaz için gerekecek tesettürü temin etmeyi ancak borçlanarak sağlayabilecek birine de borçlanarak da olsa tesettürü temin etmesinin farz olacağını sadece fukahanın bir bölümü söylemişlerdir. Bir bölümü de bu nedenle borçlanması gerekmeyeceği kanaatindedir. Zekât için yeterli malı bulunan ama ödeme gününde elinde nakdi olmayan birine başka bir yerden nakit bulup zekâtını ödemesine fukahanın büyük bir bölümü sadece müstahab/iyi bir iş olma gözüyle bakmıştır yani gerekir dememişlerdir. Hac gibi bir ibadeti yerine getirmek için borç almadıkça fırsat bulamayan birisi için cumhur fukaha(fukahanın geneli) borç alması gerekmez demişlerdir. Bu meselede farklı bir ayrıntı getiren bazı fakihler, zamanında imkânı vardı da haccı savsakladığı için yapamadı ise borç bulup gitmesi gerekir demişlerdir. Üzerine kefaret gereken birisinin borç bulmaktan başka alternatifi yoksa borç alarak kefareti ödemesi gerekmez. Hanefi fukahası parası olmayanın borç alarak kurban kesmesini mekruh görmüşlerdir. Bu örneklere bakıldığında fıkhımızın ibadet maksatlı bile olsa borçlanmayı değil borçtan uzak durmayı teşvik ettiği görülmektedir.
Düşürülmüş bir borç geri dönmez. Fıkıhtaki kural böyledir. Amcanız hakkı olan borcu düşürmüş yani helal etmiş ise daha sonra onu isteme hakkı olmaz.
Bir aile tartışmasında tek tarafın anlatımına göre haklı/haksız tespiti yanlış sonuçlara götürebilir. Bu sebeple size haklısınız veya değilsiniz diyemeyiz. Anlattığınız şeyler ise eşinizin yanlış içinde olduğunu gösteriyor. Size tavsiyemiz şudur: Aile büyüklerinizi aranızdaki açı büyümeden meseleye müdahale ettirin. Onlar sizin aranızda tahkim yapsınlar. İkiniz de rahat edersiniz, birbirinizi üzmezsiniz.
Borçlu sadaka vermez diye bir kural yoktur. Borçlunun borcundan kısıp sadaka vermesi yanlıştır deriz. Nice borçlular var ki borcu onu hiç etkilemeden yaşamaktadır, borcu adeta ona daha fazla kazandırmaktadır. Bu sebeple “borçlu sadaka vermez” yerine “borçlu borcunu erteleyip sadaka vermemelidir” desek doğru olur.
Müslüman namazlı birisine ev borcu olduğu için zekât verilebilir elbette.