Fetva Meclisi
Soru
Cemaati ilk rekatta kaçırdım, imam tam secdeye gidince ben de gittim. Yalnız imam ve cemaat ikinci secdede idi. Ben de direkt secdeye gidince ikinci secdeyi yapmış oldum, birinci eksik kaldı. Bunun üzerine ben de imam ikinci rekata kalkarken imama uymuşken ayrı olarak bir secde daha yaptım ve kalktım imama uydum, böyle bir namaz olur mu?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Siz namazı bozmadan iki rekat daha ilave etse idiniz namazınız tamamdı. Yaptığınız gibi de tamam oldu.
Cemaatle namaz kılmanız güzel bir şey, Allah Teâlâ kabul buyursun. Bir ilmihal kitabından namazla ilgili bölümleri güzelce oku ki, yaptığını tam yapmış olasın. Dikkat edeceğin hata ihtimallerini şu şekilde sıralayabiliriz: - Dört rekaatlı bir namazın ilk oturuşunu, sehiv secdesini unutursan peşindekiler de sana uyarlar, sakıncası olmaz. - Fazladan secde yaparsan sana uymazlar, beklerler. - Unutarak beşinci rekaata kalkarsan eğer teşehhüdü unutmuş idiysen arkandakiler bekler, teşehhüdü yaparlar. Sen dalgınlıkla o rekaatın secdesine de gidersen herkesin namazı bozulmuş olur. Eğer teşehhütten sonra beşinci rekaata kalkarsan secdeye varmadan önce geri dönüp selam verirsen mesele yok, vermezsen arkandakilerin namazı tamam olur, senin namazında tekrar gerekir. Bu tür hatalarda arkandakilerin 'subhanellah' diyerek seni ikaz etmeleri gerekir.
Selamünaleyküm. Her rekatta iki secde yapılması farzdır. Bilerek biri yapılmazsa namaz bozulmuş olur. Unutulursa selamdan önce ilave bir secde ve ardından da sehiv secdesi yapılarak namaz tamamlanır. Tamamen unutulmuş ise namazın yeniden kılınması gerekmektedir.
Selamünaleyküm. Üçüncü rekâta yetiştiğinize göre bir rekât kıldınız demektir. Bir de siz kılınca iki rekât olmuş olur. Her iki rekâtta bir oturmak da mecburidir.
Selamünaleyküm. İhtilafsız bir namaz için ezan okunmadan selamı vermiş olmanız gerekir. Rekât ise, rükü yapılıp secdeye gidilen hâle denir.
Selamünaleyküm, üçüncü rekâta yetiştiğinize göre bir rekât kıldınız demektir. Bir de siz kılınca iki rekât olmuş olur. Her iki rekâtta bir oturmak da mecburidir.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Hocalık niyetiniz tebrik edilecek bir düşünce. Allah mübarek etsin. Ancak siz bu hocalığı 'davetçilik' olarak anlayıp adlandırın. Muhasebe, meslek olarak kökten yanlış görülmemelidir. Bazı yanlışların ağırlıklı olduğu bir meslek olarak görmemiz daha doğru olur. Sadece muhasebeci olması bir kişi hakkında sizi yönlendirmemelidir; ek gerekçelerle beraber karar vermenizi tavsiye ederim. Allah'a emanet olun.
Vakıa suresinin 11. âyetinde geçen MUKARREBÛN kelimesi YAKINLAŞTIRILANLAR anlamında bir ifadedir. Amelleri sayesinde Allah'ın rızasına ve cennetteki yüksek makamlara yakın tutulanları işaret etmektedir. Her mü'minin hedefi bu olmalıdır. Allah Teala her birimize bunu nasip etsin.
İki mü'minin dini üzerinden tartışması, büyük ihtimalle şeytanı hoşnut edecektir. Onun için dinimiz üzerinden tartışma yapmamayı ilke edinelim. Ne sizin onu ne de onun sizi ikna edemeyeceği bellidir; sadece birbirinizi üzecek, kul hakkına tecavüz edeceksiniz. Eğer siz, doğru yolda olduğunuza inanıyorsanız, yolunuza devam edin. O da doğru yolda olduğuna inanıyorsa yoluna devam etsin. Önemli olan Allah Teala'nın rızasına ermemiz değil midir? Kardeşimizin söyledikleri yanlış şeyler değildir. Ama uygulama imkânı olan şeyler de değildir. O düşüncede olan kardeşlerimiz, mezhepleri kaldırıp kendi anlayışlarını tatbik ederken kendilerini bir mezhep yerine koymaktadırlar. Bakın ne diyor: 'Öyle de olur ama böylesi daha iyi.' İşte mezhep de o demektir zaten. Kardeşimizin ahirette mezhepten sormazlar dediği yüzde yüz doğrudur. Mezhepten sormazlar ama mezhebin içeriği sorulacak şeydir. Kısaca şunu söyleyebiliriz: Bu tartışma aylarca sürse gelebileceğiniz bir nokta yoktur. Boşuna vakit israf etmiş olursunuz. Kardeşliği zedelemeyin, yolunuza devam edin. Allah'ın bize emrettiği çok daha yoğun ve aktif bir şekilde yapmamız gereken görevlerimiz vardır. Onlara yönelelim.
Kesinlikle tıbbî müdahale yapılmalıdır; tıbbî müdahalenin sonucuna göre tavsiyelerde bulunulabilir.
'Tecdid' yenilemektir. Buradaki yenilemeden iki kasıt vardır. Birincisi, 'ola ki eskimiştir, yenileyelim!' tarzındaki anlayıştır ki, yaygın olan budur. Fıkıh açısından bir dayanağı yoktur bunun. Özellikle nikâhın bu şekilde yenilenmesi mümkün değildir. İmanın yenilenmesi ise bir tür istiğfar olacağından mümkündür. İkinci yenileme çeşidi ise, bozulan nikâhın eğer üç talakla tamamen kaybolmamış ise kadının da onayı ile yapılacak yeni bir akit şeklinde gerçekleşir. Genelde yapılanın bu olmadığı aşikârdır.
Meselenin hakikati şudur: Bir insanın kanına bir kadının sütü karışınca o onun annesi hükmünde olmaktadır. Kana karışmak da litrelerce sütü gerektirmez. Üç beş lokma denecek kadar miktar yeterlidir.