İslami Delil
Aramaya dön
Fetva

Diyanet Fetva Kurulu

Soru

Namazda ta’dîl-i erkânın hükmü nedir?

Cevap

Ta’dîl-i erkân, namazın rükünlerini düzgün, yerli yerinde ve tam yapmak demektir. Ta’dîl-i erkâna yakın anlamda kullanılan “tuma’nîne” kelimesi, yapılmakta olan rükne hakkının verildiğine kanaat getirilmesi hâlini ifade eder. Ta’dîl-i erkân özellikle rükûda, kavmede (rükûdan kalktıktan sonraki duruşta), secdede ve celsede (iki secde arasındaki oturuşta) söz konusu olur. Hanefî mezhebindeki kuvvetli görüşe göre, sayılan dört yerde ta’dîl-i erkân vâciptir. Diğer bazı mezheplere ve Hanefîlerden de İmam Ebû Yûsuf’a göre ise ta’dîl-i erkân farzdır. (Merğînânî, el-Hidâye, 1/51; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/464, 465, 472; İbn Rüşd, Bidâyetü'l-müctehid, 1/143)
Orijinal kaynak

Benzer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Rükûda, rükûdan doğrulmada, secdede, iki secde arasında acele etmeme anlamına bir namaz deyimidir. Uygulaması şöyledir: Rükûda tesbihatı rahat yapacak kadar dengeli bir şekilde durulur. Rükûdan kalkıldığında dimdik vaziyette iken, ‘sübhane rabbiyel azîm’ diyecek kadar ayakta bekledikten sonra secdeye gidilir. Secdede aynı şekilde acele edilmez. Birinci secdeden kalkıldığında ikinci secdeye gitmeden ‘subhane rabbiyel a’la’ denecek kadar oturulur. Rükû ve secdedeki bu rahat hareket etme, ta’dili erkânın en önemli bölümüdür. Namazın batıl olup olmamasına etki eder.

Ta’dil-i Erkân nedir?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Kavme; namazda rükûdan kalkarken, secdeye gitmeden önce iyice doğrulmak ve en az “Sübhânellah” diyecek kadar ayakta durmak; celse ise namazda iki secde arasında oturup en az “Sübhânellah” diyecek kadar beklemektir. Celse ve kavme Hanefîlerde bir görüşe göre sünnet, tercih edilen görüşe göre ise vâciptir. Yanılarak terk edilirse sehiv secdesi yapmak gerekir. Bilerek terk edilmesi tahrimen mekruhtur, bu durumda namazın iade edilmesi gerekir. İmam Şâfiî, İmam Mâlik ve İmam Ahmed b. Hanbel’e göre ise celse ve kavme farzdır, bunun terk edilmesi ile namaz bozulur. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/465; İbn Kudâme, el-Muğnî, 2/22; Nevevî, Ravza, 1/223) Ebû Hüreyre (r.a.) şöyle anlatmaktadır: “Hz. Peygamber bir gün mescide girdi, peşinden de bir adam gelerek namaz kıldı. Sonra gelip Hz. Peygamber’i selâmladı. O da selâmını aldı ve ona ‘dön ve namazını yeniden kıl’ dedi. Bu durum üç kez tekrar etti, sonuncusunda şöyle buyurdu: ‘Namaz kılacağın zaman tekbir al, sonra Kur’ân’dan bildiğin kolay gelen bir yeri oku, sonra rükûya eğil ve uzuvların yerleşip rahatlayıncaya kadar rükûda kal. Daha sonra rükûdan kalk ve iyice doğrul. Sonra secdeye git ve orada uzuvların yerleşip rahatlayıncaya kadar kal. Daha sonra iyice yerleşinceye kadar otur, sonra tekrar secdeye kapan ve orada uzuvların yerleşip rahatlayıncaya kadar bekle. Bütün namazlarında böyle yap.” (Buhârî, Ezân, 122 [793]; Müslim, Salât, 45 [397]) Bu itibarla namaz kılan kişinin namazını ta’dil-i erkâna riâyet ederek kılması büyük önem arz etmektedir. Ta’dil-i erkân özellikle rükûda, kavmede (rükûdan kalktıktan sonraki duruşta), secdede ve celsede (iki secde arasındaki oturuşta) söz konusu olur. Sonuç itibarıyla, tadili erkân açısından; rükûda, rükûdan doğrulmada, secde ve iki secde aralarında en az bir defa “Sübhânellah” diyecek kadar durmak gerekir. (Zeylaî, Tebyînü'l-hakâik, 1/106)

Namazda kavme ve celsenin hükmü nedir, ne kadar beklemek gerekir?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Doğrulduktan sonraki bekleme ta'dili erkândır. Eğer o tesbihatı doğrulma esnasında yapıyorsanız ayakta bekleyin. Yarısını ayakta söylüyorsanız gerekli miktar beklenmiştir.

Namazda rükûnun ardından 'Allahümme rabbena ve lekel hamd' demeden önce mi yoksa
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

İster farz isterse nâfile olsun her tavaftan sonra iki rek‘at tavaf namazı kılmak, Hanefî ve Mâlikîlere göre vacip; Şâfiî ve Hanbelîlere göre sünnettir. (Serahsî, el-Mebsût, 4/12; Râfiî, el-‘Azîz, 3/396; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/348; Hattâb, Mevâhib, 3/111) Bu namazın kılınmaması hâlinde Mâlikîlere göre dem (koyun veya keçi kesmek) gerekirken (Karâfî, ez-Zahîre, 3/242) diğer mezheplere göre herhangi bir ceza gerekmez. (Aynî, el-Binâye, 4/201) Şâfiî ve Hanbelîlere göre tavaftan sonra kılınan farz namaz, tavaf namazının yerine geçerken Hanefî ve Mâlikîlere göre tavaf namazının müstakil olarak kılınması gerekir. (Nevevî, el-Mecmû‘, 8/52; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/348; el-Fetâva’l-Hindiyye, 1/226; Sahnûn, el-Müdevvene, 1/426) Öte yandan tavaf namazının Makām-ı İbrâhim’de kılınması efdal olmakla birlikte tavaf edenlere eziyet vermemek bakımından Mescid-i Harâm’ın içinde müsait bir yerde kılınması daha uygundur. Buna da imkân bulunamazsa tavaf namazı Harem’in dışında da kılınabilir.

Tavaf Namazını Kılmanın Hükmü Nedir, Terk Edilmesi Halinde Ceza Gerekir Mi?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Dinimizin direği namaz emredildiği şekilden hiçbir taviz verilmeden kılınmalıdır. Sağlık açısından bir engel bulunuyorsa o engelin engellediği bölüm için dinimiz ruhsat vermektedir. Sizin belirttiğiniz örnekte secde durumunda istifra olmaktadır. İstifra bir mazeret oluşturur. Bu sebeple kayınpederiniz, namaz kılarken secdeyi ima ile yapabilir. Yani diğer rukünleri tam olarak yapar sıra secdeye geldiğinde oturur ve belini bükebildiği kadar bükerek iki kere secde eder. Belini büktüğünde de sorun oluyorsa sadece başını öne doğru eğerek de secde edebilir. Biiznillah namazında bir eksiklik de olmaz. Geçmiş olsun, afiyetiniz daim olsun.

Hocam, kayınpederim çok yaşlı biri, mide sorunu var. Namaz kılarken secdeye gitt
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

İbadetler tevkîfîdir. Yani hem farz oluş gerekçelerinin hem de uygulamalarının her yönüyle akılla bilinmesi mümkün değildir. İbadetlerle ilgili hususlar Kur’ân’da genel olarak emredilmiş, Hz. Peygamber’in (s.a.s.) uygulamasıyla belirgin hâle gelmiştir. Kur’ân’da, namazların belli vakitlerde farz kılındığı (en-Nisâ, 4/103) ve kıyam, kıraat, rükû ve secde gibi birtakım rükünlerinin olduğu bildirilmiş; söz konusu ibadetin ayrıntıları ve namaz içerisinde yapılması gereken diğer davranışlar ile ilgili hususlar Hz. Peygamber’in (s.a.s.) sünneti ile sabit olmuştur.(Buhârî, Ezân, 95 [755-758]; Müslim, Salât, 45 [397]; Mesâcid, 176 [613]) Bütün bunların bir ifadesi olarak da Hz. Peygamber (s.a.s.), “Beni namazı nasıl kılarken gördüyseniz siz de öyle kılınız.” (Buhârî, Ezân, 18 [631]) buyurmuştur. Buna göre namazla ilgili genel hüküm, rükün ve şartlar Kur’ân’la, bunlara ilişkin ayrıntılar ise Resûl-iEkrem’in (s.a.s.) sünnetiyle belirlenmiştir.

Namazların rek’at sayıları ve kılınış şekilleri neye göre belirlenmiştir?

NAMAZ konusundaki diğer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Konuşma yetisine sahip kişinin namazda Fâtiha ve diğer sûreleri, dili ve dudağı kıpırdatmaksızın ve ses çıkartmaksızın zihinden geçirmesi okuma (kıraat) sayılmaz. Böyle yapmakla namazın rüknü olan kıraat yerine getirilmiş olmaz. Kişinin kendi duyabileceği bir sesle, fısıldar gibi harfleri yerlerinden çıkartarak ve eğer yanında başkaları varsa onları rahatsız etmeyecek bir şekilde okuması gerekir. (Merğînânî, el-Hidâye, 1/55)

Namazda okunması farz olan kıraati, dudakları kıpırdatmadan, sadece zihinden geç
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Namazda bir miktar Kur’ân okumak farzdır. Hanefîlerde tercih edilen görüşe göre bu miktar, en az üç kısa âyet veya bu miktarda bir âyet olmalıdır. Özellikle Fâtiha sûresinin okunması vâciptir. Dolayısıyla namazda Fâtiha sûresi okunmakla, hem farz kıraat hem de vâcip yerine getirilmiş olur. Ancak Fâtiha’dan sonra üç kısa âyet veya bu uzunlukta bir sûre okumak da vâciptir. Bu sebeple, farz namazların ilk iki rek’atında, sünnet namazların tüm rek’atlarında Fâtiha’dan sonra sûre ya da birkaç âyet okumayan kişi vâcibi terk etmiş olur. Unutarak terk edilmesi sehiv secdesini gerektirir. Kasten terk edilmesi hâlinde ise namazın iadesi vâciptir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/458) Şâfiîlere göre ise kıraat farzınınyerine gelmiş olabilmesi için asgari olarak Fâtiha’nın okunması gerekir. Buna ilaveten bir sûre veya birkaç âyet daha okumak ise sünnettir. (Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 1/353, 361)

Namazda sadece Fâtiha okumakla, farz olan kıraat yerine gelir mi?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

İşitme engelliler, ibadetlerle mükellef olma açısından diğer Müslümanlar gibidirler. Dolayısıyla namaz kılmak, oruç tutmak ve diğer ibadetleri eda etmekle mükelleftirler. Namazın farzlarından olan iftitâh tekbiri ve kıraatin normalde telaffuz edilmesi gerekir. Ancak bunu yerine getirme imkânı olmadığı için işitme engellilerin, tekbir ve kıraati içlerinden yapmaları yeterli olup dillerini hareket ettirmeleri gerekmez. (el-Fetâva’l-Hindiyye, 1/69; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/481) Çünkü kişi, ancak gücünün yettiğini yapmakla mükelleftir. (el-Bakara, 2/286)

İşitme engelliler namaz kılarken kıraat ve tesbihatı nasıl yaparlar?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Şâfiî mezhebinde sabah namazının farzının son rek’atında rükûdan kalktıktan sonra kunût duası okumak kuvvetli sünnetlerdendir. Şâfiî mezhebine mensup olan bir kimse Hanefî bir imama uyduğunda, rükûdan kalktıktan sonra vakit bulursa kunût duasını okur. Eğer okuyacağı kadar bir vakit bulamazsa kunûtu terk eder ve mezhepteki kuvvetli görüşe göre namazın sonunda imamdan ayrı olarak sehiv secdesi yapar. (Nevevî, el-Mecmû’, 4/290) Bununla birlikte sehiv secdesi yapmasa da namazı sahih olur.

Şâfiî mezhebinden olan birinin sabah namazında kunût duası okumasının hükmü nedi
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

İmam Ebû Hanîfe’ye göre namaz kılan kişinin, namazın sonunda kendi istek ve irâdesiyle yaptığı bir fiil ile namazdan çıkması gerekir. İmam Ebû Yûsuf ve Muhammed’e göre ise teşehhüt miktarı (tahiyyâtı okuyacak kadar) oturmakla namaz, rükünleri itibarıyla tamamlanmış olur. Selâm vermese veya kendi isteği ile namaza aykırı bir davranışta bulunmasa bile bu kişinin namazı geçerli olmakla beraber vâcip terk edilmiş olur. Bu görüş ayrılığının bazı fıkhî sonuçları vardır. Buna göre bir kimse ka’de-i ahîrede (namazdaki son oturuşta) teşehhüt miktarı oturduktan sonra kendi isteği ile namazla bağdaşmayacak bir fiil işlese, mesela kendisine verilen selâmı almak, hapşırana “çok yaşa” veya “yerhamükellâh” demek gibi bir şekilde konuşsa ya da kalkıp gitse adı geçen üç imama göre de namazı sahih olur. (Merğînânî, el-Hidâye, 1/60-61; Zeylaî, Tebyîn, 1/104; Bilmen, İlmihâl, 118) Fakat teşehhüt miktarı oturduktan sonra, kendi isteği dışında bir sebeple namazı bozulsa İmam Ebû Yûsuf ve Muhammed’e göre bu kişinin namazı geçerli, İmam Ebû Hanîfe’ye göre ise geçerli değildir. Yine son oturuşta, teşehhüt miktarı oturduktan sonra henüz kendi istek ve irâdesiyle namazdan çıkmadan namaz vakti çıksa, bu kişinin namazı İmam Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed’e göre sahihtir. İmam Ebû Hanîfe’ye göre ise fâsiddir. (Kâsânî, Bedâ’i, 1/127; İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-kadîr, 1/386)

Son oturuşu yaptıktan sonra selâm vermeden namazdan çıkan bir kimsenin namazı ge

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.