Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Namazdan çıkarken verilen selamın hükmü nedir?
Cevap
Benzer fetvalar
Namaz kılan biri teşehhüt ile beraber namazı bitirince namazdan çıkmaya niyet ederek namazdan çıkabilir. Namazdan çıkmak için selam vermesi Hanefi fukahasına göre rükün değil vaciptir. Rükün (yani farzlardan biri) olmadığı için de çıkmayı niyet ederek abdestini bozan birinin namazı tamam olur. Bu hüküm sadece Hanefi mezhebine göredir. Bu birinci selam içindir. İkinci selam zaten sünnettir.
Hanefî mezhebine göre namazın cemaatle kılınması müekked bir sünnettir. Terk edilmesi yani namazın münferid kılınması önemli bir sünnetin terk edilmesi demek olur. Büyük bir sevap kaybı söz konusudur. Diğer mezheplerin fukahasına göre ise cemaatle namaz farz düzeyine kadar çıkabilecek önemli bir emirdir. Her iki ekolün birleşebileceği bir sonuç alınırsa namazın cemaatle kılınmasının terkinden günah çıkacağı anlaşılmaktadır. Netice olarak namaz tek kılınmış olsa da namaz olarak yerini bulur ancak önemli bir emrin terki söz konusu olduğundan hem sevap kaybı hem de bir günah irtikâbı söz konusudur diyebiliriz. Özellikle cemaatsiz kılmaya alışmışı olmak büyük bir kayıptır.
İbadetlerde birilerine göre ibadet yapmak olmaz. Eğer Sünnet'te bir aslı varsa yapılır, değilse ibadete ilave ve eksiltme yapamayız. Namazdan çıkmak için telaffuz edilen selamla alakalı şu ayrıntıları zikredebiliriz: a- 'es-Selamü aleyküm' demek namazdan çıkmak için yeterlidir. b- 'es-Selamü aleyküm ve Rahmetullah' demek en iyisidir. c- 'es-Selamü aleyküm ve Rahmetullahi ve Berekatüh' demek konusunda farklı görüşler vardır. Buna göre B şıkkı ile yetinmek evla olmaktadır.
Selamünaleyküm. 1- Namaz kılma durumu bilinen birinin bazen kılmaması asla kâfir olmasını gerektirmez. 2- Kız ve erkek, nikâhsız olarak halvet durumunda yani yalnız ve baş başa kalırlarsa bu haramdır. Bunun dışındaki görüşmeleri bir iki kere olabilir bu da evliliğin kararlaştırılması içindir arkadaşlık gibi nedenlerle olması durumunda ailelerin bilmesi bir anlam ifade etmez. 3- Selefi gruplara Mü'min kardeşlerimiz diye bakarız, başka nasıl bakacağız ki?
Aleykümselam. Bir namazın farz veya nafile olması, o namazı Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin bize emretmesi ile belli olur. Âlimler emretmedeki ifadelere bakarak o namazın bizi nasıl bağladığını açıklarlar. Mesela sabah namazının Sünnet olarak kılınan iki rekatı hakkındaki ifadeler oldukça yoğun olduğu için çok mühim bir nafile olarak kılınır. Aynı şekilde öğlenin farzından önce kılınan dört rekat da öyledir. İkindi ve yatsının farzından önce kılınan dört rekat hakkında ise böyle bir tekit yoktur. Sahih olmayan bazı hadislerde ikindiden önce dört rekat tavsiye edilmiştir. Bu da gösteriyor ki, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, ikindinin farzından önceki Sünnet namazını, sabahın farzından önceki Sünnet namazı gibi sürekli kılmamıştır. Bu nedenle ara sıra terk edilmesi hakkında konuşulmaktadır. Bu mesele ile alakalı olarak şunu tespit etmemiz gerekmektedir: Bizi ibadetlerden soğutmaya çalışan şeytanın oyunlarına dikkat etmeye mecburuz. İkindinin öncesindeki Sünnet namazı ara sıra terk etmenin de Sünnet olduğu şeklindeki bir sözü şeytan bize nasıl uygulatıyor, bunu iyi düşünelim.
Selamünaleyküm. Bir namazın ikinci rekâtında Fatiha'dan sonra zammı sure vardır. O rekâtı kaçıran onu tamamlarken olduğu gibi yani zammı sure ile tamamlar. Teheccüdü, ikindinin sünneti gibi kılın.
NAMAZ konusundaki diğer fetvalar
İftitah tekbirini alırken, elleri yukarıya kaldırmak sünnettir. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.s.), bu tekbiri alırken ellerini kaldırmıştır. (Buhârî, Ezân, 84 [736]; Müslim, Salât, 21-22 [390]; Tahâvî, Şerhu me‘âni’l-âsâr, 1/195-196 [1157-1170]) Hanefî mezhebine göre erkekler iki elini, avuçların iç kısımları kıble istikametine yönelik olarak ve başparmaklar kulak yumuşakları hizasına gelecek şekilde kaldırırlar. Kadınlar ise omuzlarının hizasına kadar kaldırırlar. (Merğînânî, el-Hidâye, 1/48) Diğer mezheplerde erkekler de ellerini omuz hizasına kadar kaldırırlar.
Namazın rükünlerinden biri de secdeye varmaktır. Namazda rükûdan sonra, ayaklar, dizler ve ellerle beraber alnı yere koymaya secde denir. Her rek’atta iki secde etmek farzdır. Secdede alın ve burun birlikte yere konmalıdır. (Merğînânî, el-Hidâye, 1/51; İbn Kudâme, el-Muğnî, 1/370; Mehmed Zihni, Ni‘met-i İslâm, 254-255) Zira Resûlullah (s.a.s.), namazda secdeye vardığında alnını ve burnunu yere koyar, kollarını yanlarına yapıştırmaz, ellerini de omuz hizasına gelecek şekilde koyardı. (Tirmizî, Salât, 201 [270]) Buna göre özürsüz olarak secdede alnın yere konulup da burnun konulmaması mekruhtur. Bununla birlikte namaz geçerlidir. Alın yere konulmazsa namaz geçersizdir.
İmam Ebû Hanîfe’ye göre namaz kılan kişinin, namazın sonunda kendi istek ve irâdesiyle yaptığı bir fiil ile namazdan çıkması gerekir. İmam Ebû Yûsuf ve Muhammed’e göre ise teşehhüt miktarı (tahiyyâtı okuyacak kadar) oturmakla namaz, rükünleri itibarıyla tamamlanmış olur. Selâm vermese veya kendi isteği ile namaza aykırı bir davranışta bulunmasa bile bu kişinin namazı geçerli olmakla beraber vâcip terk edilmiş olur. Bu görüş ayrılığının bazı fıkhî sonuçları vardır. Buna göre bir kimse ka’de-i ahîrede (namazdaki son oturuşta) teşehhüt miktarı oturduktan sonra kendi isteği ile namazla bağdaşmayacak bir fiil işlese, mesela kendisine verilen selâmı almak, hapşırana “çok yaşa” veya “yerhamükellâh” demek gibi bir şekilde konuşsa ya da kalkıp gitse adı geçen üç imama göre de namazı sahih olur. (Merğînânî, el-Hidâye, 1/60-61; Zeylaî, Tebyîn, 1/104; Bilmen, İlmihâl, 118) Fakat teşehhüt miktarı oturduktan sonra, kendi isteği dışında bir sebeple namazı bozulsa İmam Ebû Yûsuf ve Muhammed’e göre bu kişinin namazı geçerli, İmam Ebû Hanîfe’ye göre ise geçerli değildir. Yine son oturuşta, teşehhüt miktarı oturduktan sonra henüz kendi istek ve irâdesiyle namazdan çıkmadan namaz vakti çıksa, bu kişinin namazı İmam Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed’e göre sahihtir. İmam Ebû Hanîfe’ye göre ise fâsiddir. (Kâsânî, Bedâ’i, 1/127; İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-kadîr, 1/386)
İlk oturuş, namazın vâciplerindendir. Vâcibin unutulması durumunda son oturuşta sehiv secdesi yapılması gerekir. İlk oturuşun kasten terk edilmesi ise tahrîmen mekruhtur, dolayısıyla namazın iade edilmesi gerekir. (İbn Nüceym, el-Bahr, 1/310; İbn Âbidîn,Reddü’l-muhtâr, 2/88)
Namazda kıyamda iken iki ayağın arasındaki açıklık konusunda sahih ve sarih bir hadis bulunmadığından, miktarın ne olacağı konusunda İslâm âlimleri farklı görüşler belirtmişlerdir. Hanefî mezhebine göre kıyamda iki ayağın arası, dört parmak kadar açık bulundurulmalıdır. (Şürünbülâlî, Merâkı’l-felâh, 98) Şâfiî mezhebine göre iki ayak arası bir karış kadar açık tutulmalıdır. (Zekeriyyâ el-Ensârî, Esne’l-metâlib, 1/146) Mâlikî ve Hanbelî mezheplerine göre ise ayaklar aşırı sayılacak kadar fazlaca açılmamalı, tümüyle de bitiştirilmemelidir. (Zühaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî, 2/881-882)
Şâfiî mezhebinde sabah namazının farzının son rek’atında rükûdan kalktıktan sonra kunût duası okumak kuvvetli sünnetlerdendir. Şâfiî mezhebine mensup olan bir kimse Hanefî bir imama uyduğunda, rükûdan kalktıktan sonra vakit bulursa kunût duasını okur. Eğer okuyacağı kadar bir vakit bulamazsa kunûtu terk eder ve mezhepteki kuvvetli görüşe göre namazın sonunda imamdan ayrı olarak sehiv secdesi yapar. (Nevevî, el-Mecmû’, 4/290) Bununla birlikte sehiv secdesi yapmasa da namazı sahih olur.