Fetva Meclisi
Soru
Neden zinada dört şahit istenirken nikâhta iki şahit isteniyor, bunun sebebi nedir?
Cevap
Benzer fetvalar
Recm cezası ancak dört şahitle belgelendiğinde uygulanabilir bir cezadır. Kişi kendisi itiraf ettiğinde de bu itirafı dört defa yapar ki, ana ilke yerini bulmuş olsun.
İki babanın huzurunda nikâh “iki erkek şahit” şartını yerine getirmek olur. Böylece de nikâhınız var demektir. Yine de siz, düğünden önce bir araya gelmemeyi yeğleyin. Bilhassa kadın tarafının selameti için böylesi daha uygundur.
Selamünaleyküm. Bir kere sizin bu tutumunuz, kadınların ikinci kadından ötürü erkekleri itham etmesini şüpheye düşürüyor. Demek ki, erkekler kadar kadınlar da ikinci eş olmak için çırpınıyorlar. Bu birinci mesele. İkinci mesele ise, 'kimseye söylemeyin' diyerek tuttuğunuz şahitlerle şahitlik gerçekleşmez. Herkesin duyabileceği ortamda bir nikâh akdi ile bir araya gelebilirsiniz. Dikkat edin; şeytan sizden daha tecrübelidir.
Selamünaleyküm. Siz bir kere babanızdan habersiz bir evlilikle hata etmişsiniz, bunu telafi etmelisiniz. Nikâhınız ise kâğıt üzerinde geçerlidir; şahitlerin sizin kimliğinizi bilmeleri yeterlidir, sizi görmeleri gerekmez. Bereketsiz bir iş yaptınız, hatanızı düzeltin.
Nikâhı nikâh yapan en önemli özellik, alenileştirilmesidir. Adeta gizlenmeye çalışılan, şahitlerden gizlenmesi istenen ya da öyle bir kişiye şahitlik yaptırılan nikâh şeklen yerini bulur ama ne kadar kalbe huzur verir, onu kişinin imanı belirleyecektir. Nikâhta esas olan ilandır. Allah'a emanet olun.
Nikâh akdinin geçerli olmasının şartlarından biri de nikâhın şahitler huzurunda akdedilmesidir. En az iki şahit bulunmadan kıyılan nikâh akdi geçerli değildir. Zira Hz. Peygamber (s.a.s.); “…iki âdil şahit olmadıkça kıyılan nikâh (geçerli) olmaz.” (İbn Hibbân, es-Sahîh, 9/386 [4075]; bk. Tirmizî, Nikâh, 15 [1104]) buyurarak nikâhtaki en önemli şartlardan birinin şahitlik olduğunu belirtmiştir. Nikâh akdinde şahitlerin; erkeğin şahidi ve kadının şahidi şeklinde bir ayrıma tâbi tutulması şart değildir. Hanefî âlimleri dışındaki müçtehitler, şahitlerin ikisinin de erkek olmasını şart koşmuş, Hanefîler ise bir erkek ve iki kadının şahitliğini yeterli görmüşlerdir. Nikâhta şahitliğin şart koşulması aleniliği sağlamak ve yapılan evliliğe şaibe karışmasını önlemek içindir. Ayrıca şahitlerin Müslüman ve tam ehliyetli (temyiz gücüne sahip, âkil baliğ) olması gerekir. Şu kadar var ki evlenilecek kadın Ehl-i kitaptan biri ise şahitler de Ehl-i kitaptan olabilir. (Merğînânî, el-Hidâye, 1/185-186)
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Yalan haramlardan bir haramdır. Bir mü'min, bir harama karşı kendini frenleyemiyorsa o mü'minin imana dair konularda zafiyeti olabilir. İmanınızı güçlendirecek Kur'an ve hadis dersleri dinlemelisiniz. Kitaplar okuyun. Mesela İhyauulumuddin isimli kitaptan okuyun. Yalan bölümünü okuyun. Namazlarınıza dikkat edin. İyi bir namaz yalan dahil bütün kötülüklere karşı korur.
Evet, büyük bir musibete düşmüşsünüz. Allah Teâlâ yardımcınız olsun. Sakın gevşemeyin ve yılmayın. Kural şudur: Ölüm hariç her derdin devası vardır. Doktorların 'yok' demeleriyle yetinmeyin. Farklı uzmanlarla tedaviye devam edin siz. Bu birinci hareket noktanız olsun. İkinci olarak da en büyük hedefiniz, sizdeki sıkıntıyı ikinci bir bayana sıçratmamak olsun. Kendi derdinizle yoğrulun ama ikinci bir insan kıyamet günü sebep olarak sizi göstermesin. Üçüncü olarak, sizdeki bu sıkıntıyı depreştirecek veya azdıracak sebepleri azaltmaya bakın. Şehvetinizi azdıracak yiyecekleri tespit edin, onları azaltın. Gözünüzü kışkırtan çevreyi daraltın. Dördüncü olarak da şunu yapın ki en önemli yatırımınız da bu olabilir: Hayatınızı size yetmeyecek kadar doldurun. Gün otuz saat olsa bile size yetmeyecek gibi olsun. İşi işle kovalayın. Boş saatiniz olmasın. Bu bölüm çok önemlidir. Beşinci olarak size şunu söylemeliyim: Bir kanser hastası düşünün. O hastanın mücadelesi, acıları, ağlamaları nasıl onun için bir sevap kaynağı ise sizin bu hastalıkla mücadelenizi de siz o şekilde bir sevaba dönüştürebilirsiniz. Sakın yılmayın. Yorulmaya razı olmayın. Üşenmeyin. Yoğun dua saatleriniz olsun. On yıl sonra da olsa düzeleceğinize umudunuz olsun. Allah Teâlâ ölüden diri çıkarıyor da size mi şifa vermez? Kültür düzeyinizi, yaşınızı, ailenizin meşgalesini ve benzeri özel dünyanızı tanıtacak bilgi vermediğiniz için size özel aktiviteler tavsiye edemiyorum. Belirttiğiniz boşalma yöntemi bildiğiniz gibi normal durumlarda caiz değildir. Bir haram bulaşma riskinize karşı sizin için caiz olabilir ama iyi bilesiniz ki, öyle bir rahatlamanın da kendine göre sıkıntıları olabilir. Size dua ediyoruz, Allah yardımcınız olsun.
Şükrü eda edilmeyen bütün nimetler alınır. Hilafetin bir ırkın elinde olması, Allah’ın o insanlara lütfettiği en büyük nimetlerden biridir. Kıymetinin bilinmesi, hakkının verilmesi gerekir. Osmanlı’nın bugünkü düzenlerle kıyaslanamayacak kadar güzel yönleri ve uygulamaları olmakla beraber, tenkit edilecek tarafları da vardı. Osman Gazi’ye nispet edilen, Mushafın asılı bulunduğu odada uyumama titizliği, Viyana seferinden sonra görülmedi. Titizlik gitti, Allah’ın yardımı da gitti. Bu sözler genel ifadelerdir şüphesiz. Sanayi devriminin gerisinde kalmak, iç kargaşa, yabancı güçlerin karıştırmaları ve benzeri bir sürü sebep ileri sürebiliriz. Sıralanması halinde onlar çoğalır. Her bir sebep için de bir mazeret üretilebilir. Sonuç değişmeyecektir. Allah Selçuklulara vermişti, hakkını veremediler, geri aldı. Osmanlılara verdi, kıymetini bilip değerlendiremediler, aldı.
Kur'an Arapçadır. Arapça dışında bir dilden onun inceliklerini kavramak hayaldir. Hükümleri anlaşılabilir ama sizin beklediğiniz çapta bir ilim ancak onun diline vakıf olmakla elde edilebilir. Hemen Arapça'ya yönelin. İyi bir Arapça ile beraber kaynağına erersiniz biiznillah.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin güreş yaptığına dair rivayetler vardır. Ancak bu güreş, bir spor kulübüne üye olup, spor yapma şeklinde anlaşılırsa gülünç olur. Yeri geldi karşısındakiyle güreş tuttu, o kadar! Şeriatın temel prensipleriyle çelişmeyen herhangi bir spor türü en azından mubahtır. Bedene sıhhat kazandırması, ‘güçlü mü’min’ mantığına destek vermesi itibarı ortaya çıktığında ise, türü ne olursa olsun o spor yeri gelir sünnet olur, yeri gelir farz bile olur. - Dinç kalmayı sağlayan, - Sıhhate katkısı olan, - Rakiplerinin önünde güçlü tutan, - Vakit israf ettirmeyen, avret açtırmayan, fırkalaşmaya sürüklemeyen, kumara alet olmayan, yüze vurmak gibi haram bir fiili işletmeyen spor mübarektir. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ve ashabı bizim, bilip yaptığımız sporları yapmadılar. Öyle bir ihtiyaçları da olmadı. Çünkü onlar, akşam namazından sonra mescitte yatsı namazını beklerken uyuyakalacak kadar bahçelerinde, iş yerlerinde çalışıp, yoruluyorlardı. O ağır iklim şartlarında, aylarca yol yürüyüp, cihad meydanlarında kılıç sallıyorlardı. Kendi hizmetlerini görüyor, alınlarının teriyle yaşıyorlardı. Özel lokantalarda, şişinceye kadar yemeye ne imkânları vardı ne de öyle bir iştah taşıyorlardı. Evleri nerede olursa olsun, beş defa mescide kadar yürüyüp ibadet ediyorlardı. Bir anlamda hayatları sportif bir hayattı. Spor, maaşla geçinenlerin, hazır yiyenlerin ihtiyacıdır.
Böyle bir kararı ancak aile içi ilişkilerle, aile büyüklerinin araya girmesi ile verdirebilirsiniz.