Fetva Meclisi
Soru
Hocam ben 24 yaşındayım, tesettürlü ve namazlarına dikkat eden biriyim ama bir zafiyetim var; çok yalan söylüyorum. Hemen hemen her önemli meselede sözüme yalan katıyorum. En sevdiklerime de söylemekten çekinmiyorum. Defalarca yalan yere yemin ettim ama bu huyundan vazgeçemiyorum, ne yapmalıyım?
Cevap
Benzer fetvalar
Allah’ın emir ve yasaklarına bağlılık kişideki imandan kaynaklanır. İmandaki güç arttıkça uygulamadaki kalite de artar. Aksi olduğunda da yani iman zayıfladıkça namazdan tesettüre kadar her şeyde en azından bir gevşeme muhakkak olur. Kişi bunu çabuk hisseder veya etmez gerçek böyledir. Bu nedenle şunu bilmemiz gerekir: İyi bir kulluk için iyi bir iman gerekir. İmanın da her an takviye edilmesi gerekir. İmanın takviye edilmesi her şeyden önce çevre ile alakalıdır. Mü'min bir çevre, mü'min arkadaş önemlidir. Haramlardan uzak bir hayat yaşamaya çalışmak ikinci çaredir. Birbirini iyiliğe teşvik eden, kötülüğe karşı uyaran arkadaş çok önemlidir. Ve imanlı insan olma mücadelesinde sabırlı olmak şarttır. Üç günde her şeyin düzeldiği bir hayat hayal edilemez. Sabredeceğiz; kendimiz için, etki etmeye çalıştıklarımız için sabretmeye mecburuz.
Selamünaleyküm. Bu bir savaştır. Siz Allah'ın rızasına yönelmek istedikçe şeytan sizi kendine çekmek istemektedir. Bunu böyle anlamalısınız. Ölünceye kadar da bu savaş devam edecek. Mağlup bitirmemek için çalışın. Yaptığınız bir hatadan sonra hemen iyilik yapın. İyiliğiniz hatanızı örtsün. Meselâ o gece Kur'an okuyup yatın.
Selamünaleyküm. Yapmanız gereken ilk şey, sizi bu duruma sürükleyen çevrenizi değiştirmenizdir. Çevrenizden kasıt da okuduğunuz gazete, arkadaşınıza kadar herkes ve her şey. Öbür türlü çok yorulursunuz.
Eksik görmek konusunda ben de senin gibiyim diyebilirim; kendimi hiç tam görmedim, göremedim, göremem de. İnsanız ve peygamber değiliz. Eksik geldik, öğrene öğrene yükseleceğiz biiznillah. Eksik olduğunu bilip öğrenmeye devam etmek doğal olandır. Eksik olduğunu bilip bunu takıntıya dönüştürmek ise doğal değildir, hastalıktır. İkisi arasında kendinize yer bulun. Yaşınız itibariyle sizdeki bu sıkıntıyı aşmanız için uzun zaman gerekmez. Gayret edin, takıntı yapmayın. Çokça Kur'an okuyun. Sabah akşam zikirler yapın. Kendinize iyi ve salih bir çevre oluşturun. Özellikle sabah namazı üzerinden tavizsiz bir namaz planlaması ile yaşayın. Allah yardımcınız olsun. Âmin.
Siz Müslüman bir çevre ile dininizi yaşamaya bakın. Namazı hiç bırakmadan kılın. Gerisi zamanla kendiliğinden gelecektir ama acele etmeyin.
Dinin muteber delilleriyle haramlığı sabit olan haramın haram olduğuna inanmamak veya temelden haramı inkâr etmek dinden çıkmaktır. İnkâr etmeden haram işlemek ise büyük günah sahibi olmaktır. İnsanların harama bakışları elbette her müminin derdi olmalıdır ama asıl olan insanın önce kendi imanını ve amelini düşünüyor olmasıdır. Takatımız yettiği kadar da insanlara doğruyu anlatmak isteriz ama asıl olanın kendi imanımızı ve amelimizi korumak olduğunu biliriz. Rabbim yardımcımız olsun.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Allah Teâlâ'nın hükümlerinin neden ve niçinlerini bilemeyiz. Nasıl dilerse öyle emreder Allah. Zinada dört şahit istenmesinin sebebini de tam olarak Allah bilir. Biz sadece tahmin olarak bir şeyler söyleyebiliriz. Buradaki tahmin de şudur: Zina hem işleyene ağır cezası olan bir suçtur hem de o insanın neslini ayıplı hâle getiren bir suçtur. Bu sebeple herkes böyle bir iddiada bulunmaya cesaret etmesin diye bu konmuş olması muhtemeldir.
Evet, büyük bir musibete düşmüşsünüz. Allah Teâlâ yardımcınız olsun. Sakın gevşemeyin ve yılmayın. Kural şudur: Ölüm hariç her derdin devası vardır. Doktorların 'yok' demeleriyle yetinmeyin. Farklı uzmanlarla tedaviye devam edin siz. Bu birinci hareket noktanız olsun. İkinci olarak da en büyük hedefiniz, sizdeki sıkıntıyı ikinci bir bayana sıçratmamak olsun. Kendi derdinizle yoğrulun ama ikinci bir insan kıyamet günü sebep olarak sizi göstermesin. Üçüncü olarak, sizdeki bu sıkıntıyı depreştirecek veya azdıracak sebepleri azaltmaya bakın. Şehvetinizi azdıracak yiyecekleri tespit edin, onları azaltın. Gözünüzü kışkırtan çevreyi daraltın. Dördüncü olarak da şunu yapın ki en önemli yatırımınız da bu olabilir: Hayatınızı size yetmeyecek kadar doldurun. Gün otuz saat olsa bile size yetmeyecek gibi olsun. İşi işle kovalayın. Boş saatiniz olmasın. Bu bölüm çok önemlidir. Beşinci olarak size şunu söylemeliyim: Bir kanser hastası düşünün. O hastanın mücadelesi, acıları, ağlamaları nasıl onun için bir sevap kaynağı ise sizin bu hastalıkla mücadelenizi de siz o şekilde bir sevaba dönüştürebilirsiniz. Sakın yılmayın. Yorulmaya razı olmayın. Üşenmeyin. Yoğun dua saatleriniz olsun. On yıl sonra da olsa düzeleceğinize umudunuz olsun. Allah Teâlâ ölüden diri çıkarıyor da size mi şifa vermez? Kültür düzeyinizi, yaşınızı, ailenizin meşgalesini ve benzeri özel dünyanızı tanıtacak bilgi vermediğiniz için size özel aktiviteler tavsiye edemiyorum. Belirttiğiniz boşalma yöntemi bildiğiniz gibi normal durumlarda caiz değildir. Bir haram bulaşma riskinize karşı sizin için caiz olabilir ama iyi bilesiniz ki, öyle bir rahatlamanın da kendine göre sıkıntıları olabilir. Size dua ediyoruz, Allah yardımcınız olsun.
Şükrü eda edilmeyen bütün nimetler alınır. Hilafetin bir ırkın elinde olması, Allah’ın o insanlara lütfettiği en büyük nimetlerden biridir. Kıymetinin bilinmesi, hakkının verilmesi gerekir. Osmanlı’nın bugünkü düzenlerle kıyaslanamayacak kadar güzel yönleri ve uygulamaları olmakla beraber, tenkit edilecek tarafları da vardı. Osman Gazi’ye nispet edilen, Mushafın asılı bulunduğu odada uyumama titizliği, Viyana seferinden sonra görülmedi. Titizlik gitti, Allah’ın yardımı da gitti. Bu sözler genel ifadelerdir şüphesiz. Sanayi devriminin gerisinde kalmak, iç kargaşa, yabancı güçlerin karıştırmaları ve benzeri bir sürü sebep ileri sürebiliriz. Sıralanması halinde onlar çoğalır. Her bir sebep için de bir mazeret üretilebilir. Sonuç değişmeyecektir. Allah Selçuklulara vermişti, hakkını veremediler, geri aldı. Osmanlılara verdi, kıymetini bilip değerlendiremediler, aldı.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin güreş yaptığına dair rivayetler vardır. Ancak bu güreş, bir spor kulübüne üye olup, spor yapma şeklinde anlaşılırsa gülünç olur. Yeri geldi karşısındakiyle güreş tuttu, o kadar! Şeriatın temel prensipleriyle çelişmeyen herhangi bir spor türü en azından mubahtır. Bedene sıhhat kazandırması, ‘güçlü mü’min’ mantığına destek vermesi itibarı ortaya çıktığında ise, türü ne olursa olsun o spor yeri gelir sünnet olur, yeri gelir farz bile olur. - Dinç kalmayı sağlayan, - Sıhhate katkısı olan, - Rakiplerinin önünde güçlü tutan, - Vakit israf ettirmeyen, avret açtırmayan, fırkalaşmaya sürüklemeyen, kumara alet olmayan, yüze vurmak gibi haram bir fiili işletmeyen spor mübarektir. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ve ashabı bizim, bilip yaptığımız sporları yapmadılar. Öyle bir ihtiyaçları da olmadı. Çünkü onlar, akşam namazından sonra mescitte yatsı namazını beklerken uyuyakalacak kadar bahçelerinde, iş yerlerinde çalışıp, yoruluyorlardı. O ağır iklim şartlarında, aylarca yol yürüyüp, cihad meydanlarında kılıç sallıyorlardı. Kendi hizmetlerini görüyor, alınlarının teriyle yaşıyorlardı. Özel lokantalarda, şişinceye kadar yemeye ne imkânları vardı ne de öyle bir iştah taşıyorlardı. Evleri nerede olursa olsun, beş defa mescide kadar yürüyüp ibadet ediyorlardı. Bir anlamda hayatları sportif bir hayattı. Spor, maaşla geçinenlerin, hazır yiyenlerin ihtiyacıdır.
Kur'an Arapçadır. Arapça dışında bir dilden onun inceliklerini kavramak hayaldir. Hükümleri anlaşılabilir ama sizin beklediğiniz çapta bir ilim ancak onun diline vakıf olmakla elde edilebilir. Hemen Arapça'ya yönelin. İyi bir Arapça ile beraber kaynağına erersiniz biiznillah.
Duyu organlarının ilgi alanında olmayan, Allah Teâlâ inanmamızı emrettiği için inandığımız konuların bütününü ‘gayb’ adıyla anmaktayız. Melekler, cinler, ahiret gibi konular bu tür bilgilerdendir. Gayba iman etmek, imanda esası oluşturmaktadır. Gözle görünene inanmaktan ibaret olan bir iman zaten herkesçe kavranabilecek, zorlanmaya gerek bırakmayacak bir imandır. Ölüme inanmak çok kolaydır. Her yer ölüyle ve ölüm adaylarıyla doludur. Ama öldükten sonra dirilmenin gözlerimizle gördüğümüz bir örneği yoktur. Buna rağmen öldükten sonra dirilmeye inanan için mü’min kavramı kullanılmaktadır. Ruhları kabzedip, ölümü yaratan Allah zaten gözler önündedir. Ölüleri diriltecek olan Allah’a iman etmek asıl imandır.