İslami Delil
Aramaya dön
Fetva

Diyanet Fetva Kurulu

Soru

Önceden mezarlık olan bir alana cami veya başka bina yapılabilir mi?

Cevap

Mezarlık olarak vakfedilen bir yerin, bu hizmette kullanılması mümkün olduğu sürece başka bir hizmete tahsisi uygun değildir. Uzun müddet cenaze defnedilmese bile, bu yerin kabristan olarak muhafaza edilmesi münasip olur. Zorunlu bir durum olmadıkça böyle bir kabristanı satmak, üzerine bina yapmak ya da benzer tasarruflarda bulunmak için ölü kemiklerini başka bir mezarlığa nakletmek doğru bir davranış değildir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 5/58; 6/428) Ancak başka bir alternatifin olmadığı ya da kamu menfaatinin gerektirdiği durumlarda, mezarlık başka bir yere nakledilerek yeri, cami vb. amaçlar için kullanılabilir.
Orijinal kaynak

Benzer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bir kabristan ne kadar eski olursa olsun bir zaruret olmadıkça yine kabristan olarak korunması gerekir. Böyle bir kabristanı satmak, üzerine bina ve benzeri şeyler yaparak içinde bulunan ölü kemiklerini başka bir mezarlığa nakletmek caiz değildir. Ancak başka bir alternatif olmaması sebebiyle, umumun yararına oradan yol geçirilmesi gibi kamunun kaçınılmaz bir ihtiyacını giderme zarureti varsa, bu ihtiyacı gidermek için mezarlar başka bir yere nakledilebilir. Nitekim kamuya ait olan bir yer ya da mal, yararı yine kamuya dönük olmak üzere gerektiğinde satılabilir ya da değiştirilebilir. (Zeylaî, Tebyîn, 3/331) Mezarlıktan yol geçirmek de bu çerçevede değerlendirilebilir.

Kabirlerin üzerinden yol geçirilebilir mi?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Kabrin olduğu yerden yol geçmesi, su altında kalması veya bulunduğu yerin başkasına ait olup sahibinin orada cenaze defnine izin vermemesi gibi zorunlu bir durum olmadıkça defnedilen cesedin başka bir mezarlığa nakledilmek üzere çıkarılması dinen caiz değildir. (İbn Âbidîn, Reddül-muhtâr, 2/237-238; Şürünbülâlî, Merâkı’l-felâh, 227; Mehmed Zihni, Ni‘met-i İslâm, 436) Ölenin vasiyetinin bulunması, mezarın yakınları tarafından ziyaret edilmesinin zor olması, yolunun olmaması gibi hususlar ise kabrin nakli için geçerli mazeret sayılmaz.

Defnedilmiş cenaze kabirden çıkarılıp başka bir yere nakledilebilir mi?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Selamünaleyküm. Bir yerin vakıf yeri olup olmadığı belge ile sabit olur. Tahmin üzerinden olmaz. Mezarlık iken boşaltılıp arsa durumuna getirilmesi de belge ile olmalıdır. Mesela bir dönümlük arzının bir köşesinde üç beş mezar yeri vardı da o mezarlar bir kenara toplanıp gerisine inşaat yapıldı ise ‘mezar yerine ev yapıldı’ denemez. Öyle veya böyle kalbinizi huzursuz eden bir işi yapmayın. Yıllar sonra bile işinizdeki bir aksaklığı oraya bağlar kendinizi huzursuz edersiniz.

Şu an işyerim eskiden mezarlık olan bir araziye yapılan apartmanın altındadır. B
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Ölen bir kimsenin, kendi dininden olan kimselerin mezarlığına gömülmesi genel bir uygulamadır. Bu, ölü ile ilgili işlemler konusunda her dinin kendine has uygulamaları bulunmasından kaynaklanır. Ölünün yıkanıp kefenlenerek defnedilmesi, kabir ziyareti ve ölüye dua gibi İslâmî gelenekte var olan uygulamaların sürdürülebilmesi ve dinî kültürün bu alanda ayakta tutulabilmesi açısından Müslüman mezarlarının diğer inanç sahiplerinin mezarlarından ayrı alanlarda bulunması önem arz etmektedir. Nitekim tarih boyunca Müslümanlar bu konuda hassas davranmışlar, Müslüman mezarlarının başka inançtan olanların mezarları ile karışmamasına özen göstermişlerdir. Bununla birlikte Müslümanlar arasında yaşayan bir gayrimüslimin ölümü hâlinde kendi din mensuplarının gömüldüğü bir mezarlık yoksa ve başka yere nakli de mümkün değilse, cenazesi Müslüman mezarlığının uygun bir yerine defnedilebilir. Tıpkı bunun gibi bir Müslüman da gayrimüslim bir toplum içinde ölür ve defnedilecek bir Müslüman mezarlığı bulunamazsa, cenazesi gayrimüslim mezarlığının diğer mezarlardan ayrı uygun bir yerine defnedilebilir. Bununla birlikte azınlık olarak yaşayan Müslümanlar, bulundukları ülkelerde cenazelerini defnedebilecekleri bir kabristan tahsisi gayretinde olmalıdırlar.

Gayrimüslim bir kimse müslüman mezarlığına veya müslüman bir kimse gayrimüslim m
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Amacına hizmet etme imkânı kalmayan bir vakfın aynı amaca hizmet etmek üzere değiştirilmesi veya satılması caizdir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 4/376) Camilere ait olup da kullanılmayan halı, kilim vb. eşyanın çürümeye terk edilmesi uygun olmaz. Dolayısıyla antika değeri olmayanlarının, usûlüne uygun bir şekilde ihtiyacı olan başka bir cami veya mescide verilmesi; ihtiyacı olan başka bir cami veya mescidin bulunmaması hâlinde ise ilgili mevzuat çerçevesinde satılıp parasının demirbaş olacak şekilde caminin diğer ihtiyaçlarına harcanmasında dinen bir sakınca yoktur.

Camideki eski halıları veya diğer kullanılmayan eşyayı satarak caminin ihtiyaçla
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Cenazenin yüzü kıbleye gelecek şekilde sağ tarafına yatırılarak defnedilmesi sünnettir. Ancak bilmeyerek kıble dışında bir istikamete doğru defnedilen cenaze olduğu gibi bırakılır. Zira meşru bir mazeret bulunmaksızın kabrin açılması caiz değildir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/238)

Kıbleye yönelik olarak defnedilmediği sonradan anlaşılan bir cenaze için herhang

VAKIF konusundaki diğer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Kişi, sağlığında malları üzerinde dilediği gibi tasarrufta bulunma hakkına sahiptir. Mallarını yoksullara veya hayır kurumlarına bağışlayabilir. Vakfın sahih olması için vakfeden kişinin akıllı ve ergenlik çağına erişmiş olması ve vakfın ebedî olması gerekir. Hz. Peygamber (s.a.s.), Fedek ve Hayber arazilerindeki hisselerini Müslümanların yararına vakfetmiştir. (Buhârî, Vesâyâ, 1 [2739]; Ferâiz, 3 [6725]; Müslim, Cihâd, 52-54 [1759]) İbn Ömer’den rivâyet edildiğine göre; Hz. Ömer’in payına Hayber’den bir arazi isabet etmiş, Hz. Ömer de (r.a.) Hz. Peygamber’e (s.a.s.), “Ya Resûlallah, Hayber’den elime öyle bir toprak parçası geçti ki şimdiye kadar bundan daha değerli bir mala sahip olmamıştım. Bana neyi tavsiye buyurursunuz?” demişti. Hz. Peygamber de (s.a.s.); “İstersen aslını (kendine) bırakır, menfaatini tasadduk edersin.” buyurdu. Bunun üzerine Hz. Ömer, satılmamak, hibe edilmemek, mirasçılara intikal etmemek üzere; fakirler, akraba, köleler, misafirler ve yolcular için tasadduk etti. Onu idare edenin mülküne bir şey geçirmeksizin, normal ölçüler içinde yemesi ve yedirmesinin serbest olduğunu belirtti. (Buhârî, Şurût, 19 [2737]; Vesâyâ, 22, 28-29 [2764, 2772-2773]; Müslim, Vasıyyet, 15 [1632]) Hz. Osman da Medine’deki Rûme kuyusunu satın alıp bütün Müslümanların yararına tahsis etmiştir. (Tirmizî, Menâkıb, 19 [3699, 3703]; Nesâî, Cihâd, 44 [3182]) Ancak kişi malını vakfederken, mirasçıların mağdur olmamasına dikkat etmesi uygun olur.

Kişinin mallarını tümüyle vakfetmesi caiz midir?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Karşılık şart koşulmaksızın bir malın hayatta iken başkasına temlik edilmesine “hibe” denir. Hibe iki taraflı bir akit olup, tarafların irâde beyanı ile kurulur; hibe edilen malın teslim-tesellümü ile tamamlanır. Hibenin geçerli olması için bağışlama anında akit konusu malın mevcut olması, malum ve belirli bulunması, bağışlayana ait olması ve tarafların rızalarının bulunması şarttır. (İbn Rüşd, Bidâyetü’l-müctehid, 4/112; Merğînânî, el-Hidâye, 3/222) Usûlüne uygun olarak yapılan ve teslimi tamamlanan hibe akdinden dönmek kural olarak caiz değildir. Hz. Peygamber (s.a.s.) bunu kınamıştır. (Buhârî, Hibe, 14 [2589]; Müslim, Hibât, 5-8 [1622]) Ancak Hanefîler hibeyi kabul eden kişinin rızası veya hâkim kararı ile hibeden dönülebileceğini kabul etmişlerdir. (Merğînânî, el-Hidâye, 3/227) Buna göre bir kimse hayatta iken yapmış olduğu hibeden geri dönme hakkına sahiptir. Ama onun ölümünden sonra çocuklarının bu hibeyi iptal etme hakları yoktur.

Bir kimse hayatta iken mülkünü bir hayır kurumuna bağışlasa, ölümünden sonra çoc
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bir malın vakıf olduğuna dair vakfiyenin bulunması veya resmî kayıt şart değildir. Güvenilir kişilerden müteşekkil şahitlerin şehâdeti ile de bir yerin vakıf olduğu dinen sabit olur. Ancak vakıf malının başkasının eline geçip zayi olmaması için ilgili mercilerce kayıt altına alınması ihmal edilmemelidir. Vakıf olduğu sabit olan bir yerin vakıf amacı dışında kullanılması, hibe edilmesi veya usûlüne uygun bir istibdâl işlemi (vakıf taşınmazın, aynı değerde veya daha değerli bir başka taşınmazla takası) dışında başkalarına satılması caiz değildir. Vakıf malını bedelsiz olarak zimmete geçirme konusunda vebal açısından şahıs veya kamu kuruluşu arasında dinen herhangi bir fark yoktur. Buna göre vakıf malını vakıf olmaktan çıkaran kişiler veya kurum ve kuruluş yetkilileri, bu konuda taksir ve ihmali olanlar veya buna göz yumanlar dinî yönden sorumludurlar. Kaldı ki, istibdâl şartlarına uymayan tasarruflar sonucunda herhangi bir vakıf malının vakıf olma özelliğini yitirmesi söz konusu değildir. Bu bağlamda camilere veya halkın hizmetine tahsisli olarak vakfedilen fakat zamanında resmî tescili yapılmadığından dolayı, sonradan çıkarılan yasalarla kamu/belediye mülkiyetine geçirilen taşınmazların vakıf niteliği sona ermez. Bu sebeple söz konusu taşınmazlar, vakfedildikleri cihete tekrar tahsis edilmelidir. Bunun için gerekli işlemleri yapmak hem kamunun hem de ilgili taşınmazın vakıf olduğunu bilen kimselerin görevidir. Girişimlere rağmen vakıf niteliği tekrar kazanılamaz ve o gayrimenkul, çeşitli yollarla özel ya da tüzel kişilerin mülkiyetine geçerse bu durumda o taşınmazı vakıf olmaktan çıkaran kişiler dinen sorumlu olurlar. Bu durumda vakıf malına, satın alma veya miras yoluyla sahip olan kişiler, imkânları nispetinde o malı aslî kimliğine kavuşturmaya çalışmalıdırlar.

Bir vakfa ait olup resmî tescili bulunmayan gayrimenkuller hakkında dinen ne yap
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

İslam yardımlaşma ve dayanışmayı teşvik etmiş, Allah yolunda infaka önem vermiştir. (el-Bakara, 2/148, 197; el-Âl-i İmrân, 3/92, 134; el-Mâide, 5/2; Buhârî, Tefsîr, Hûd 2 [4684]; Müslim, Zekât, 36 [993]) Bu çerçevede hizmet veren vakıf, dernek vb. hayır kuruluşları, hizmetlerinin sürekliliğini sağlamak için bağış dışında farklı gelir elde etme yöntemlerine de başvurmaktadır. Bunlardan birisi de kuruluş yararına kermes, fuar vb. etkinlikler düzenlemektir. Bu etkinliklerde zaman zaman katılanların bir kısmına çekilişle hediye verilmektedir. Dinimiz her hususta olduğu gibi yardımlaşma ve dayanışma için yapılan etkinliklerin de amaç, kaynak ve yöntem itibarıyla meşru olmasını emreder. Maksat vakıf veya derneğe gelir sağlamak olsa bile başta kumar olmak üzere dinî ilke ve hükümlere aykırı uygulamalar caiz değildir. Fuar vb. etkinlik alanına girmek ve alanda sunulan hizmetlerden yararlanmak için bilet satılarak katılanların bir kısmına çekilişle hediye dağıtılmasında sakınca yoktur. Zira bu durumda bilet parası, çekiliş için değil, düzenlenen etkinlik için alınmaktadır. Ancak çekiliş yoluyla hediye verme dikkate alınarak fazladan bir ücret ilave edilmesi veya bilet ücretinin herhangi bir hizmet karşılığı olmadan sırf çekilişe katılmak için alınması durumunda yapılan uygulama kumar kapsamına girer ve caiz olmaz. Müslümanların yardım organizasyonlarında meşru olmayan yöntemlerden uzak durmaları, bağış ve gelirlerini meşru yollardan sağlamaları gerekir. Zira Allah katında bir şeyin hayır niteliği kazanması hem kaynağının hem de yönteminin helal ve meşru olmasına bağlıdır.

Vakıf veya derneklere gelir elde etmek için düzenlenen etkinliklerde çekiliş yol

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.