Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Bir vakfa ait olup resmî tescili bulunmayan gayrimenkuller hakkında dinen ne yapılması gerekir?
Cevap
Benzer fetvalar
Vakıflarda kural, vakfedenin koyduğu şarta uyulmasıdır. Vakıf idare edenler, o şarta veya şartlara uymadıkları takdirde vebal altında kalırlar. Müteahhide verildiğini söylediğiniz arsalar bu açıdan değerlendirildiğinde, vakıf yönetiminin böyle bir mülahazayı dikkate almış olması gerekmektedir. Ya da başka türlü değerlendirilemeyecek durumda bir arsadır. Her halükârda sizin o binadan daire almanızın yüzeysel olarak bir sakıncası yoktur. Çünkü mesuliyet vakıf yönetimi üzerindedir. Fakat siz en baştan sizi tereddüde sevk eden bir işten uzak kalın; daha rahat edersiniz. Allah yardımcımız olsun.
Selamünaleyküm. akıf malları ancak vakfedenin vakfiyesindeki şartlara göre kullanılabilirler. Bizim VAKIF tabelası ile izlediğimiz bugünkü vakıfların büyük bölümünün vakıf mantığı ile alakası yoktur. Bu büyük bölümde 'vakıf çatısı altında para ve insan toplama' mantığı hâkimdir. Oralara mal verenler de 'vakıf' olarak değil de 'yardım ve katkı' olarak vermektedirler. Buralardaki çalışanlar için de 'vakıf çalışanı' yerine bir hayır işinde çalışan hükmü geçerli olmalıdır. Gerek vakıf ve gerekse bir işte çalışanların, onları çalıştıran belirleyeceği kurallar doğrultusunda hareket etmeleri gerekir. Bu da sorumluluğun idarecide olduğunu göstermektedir. Vakıfları idare edenlerin ise, şartlı bağışlarla genel bağışları ayırmaları gerekiyor. Personelin giderleri ya şartsız bağışlardan ya da şartlı bağışın, bağış maksadının tahakkuku için zorunlu bölümden yeteri kadar harcamayı yapmaları uygundur. Vakıf malı bir emanettir, kesinlikle kıyamet gününde ağır bir hesabı vardır. Ziyadesiyle dikkatli olmak gerekiyor. Allah'a emanet olunuz.
Allah Teâlâ babanıza rahmetler indirsin. Âmin. Babanızın size vasiyet ettiği yerin miktarı kadarını yapılmakta olan bir camiye bağışlayın. Artarsa Gazze'ye gönderirsiniz. Böyle yaparsanız biiznillah vasiyeti tatbik etmiş olursunuz.
Selamünaleyküm. Camiye vakfedildiğini söylediğiniz arazinin nasıl vakfedildiğini bilmeden cevap vermemiz mümkün değildir. Satılmasına müsait bir vakfiye midir yoksa üzerine camiye ait bir birim yapılması için mi vakfedilmiştir bilmemiz gerekiyor. Ama her halükârda, onu satışa sunan dernek yetkilileri daha büyük sorumluluk almış görüyoruz.
Kişi, sağlığında malları üzerinde dilediği gibi tasarrufta bulunma hakkına sahiptir. Mallarını yoksullara veya hayır kurumlarına bağışlayabilir. Vakfın sahih olması için vakfeden kişinin akıllı ve ergenlik çağına erişmiş olması ve vakfın ebedî olması gerekir. Hz. Peygamber (s.a.s.), Fedek ve Hayber arazilerindeki hisselerini Müslümanların yararına vakfetmiştir. (Buhârî, Vesâyâ, 1 [2739]; Ferâiz, 3 [6725]; Müslim, Cihâd, 52-54 [1759]) İbn Ömer’den rivâyet edildiğine göre; Hz. Ömer’in payına Hayber’den bir arazi isabet etmiş, Hz. Ömer de (r.a.) Hz. Peygamber’e (s.a.s.), “Ya Resûlallah, Hayber’den elime öyle bir toprak parçası geçti ki şimdiye kadar bundan daha değerli bir mala sahip olmamıştım. Bana neyi tavsiye buyurursunuz?” demişti. Hz. Peygamber de (s.a.s.); “İstersen aslını (kendine) bırakır, menfaatini tasadduk edersin.” buyurdu. Bunun üzerine Hz. Ömer, satılmamak, hibe edilmemek, mirasçılara intikal etmemek üzere; fakirler, akraba, köleler, misafirler ve yolcular için tasadduk etti. Onu idare edenin mülküne bir şey geçirmeksizin, normal ölçüler içinde yemesi ve yedirmesinin serbest olduğunu belirtti. (Buhârî, Şurût, 19 [2737]; Vesâyâ, 22, 28-29 [2764, 2772-2773]; Müslim, Vasıyyet, 15 [1632]) Hz. Osman da Medine’deki Rûme kuyusunu satın alıp bütün Müslümanların yararına tahsis etmiştir. (Tirmizî, Menâkıb, 19 [3699, 3703]; Nesâî, Cihâd, 44 [3182]) Ancak kişi malını vakfederken, mirasçıların mağdur olmamasına dikkat etmesi uygun olur.
Zekât ve fıtır sadakasının sahih olmasının şartlarından biri temliktir. Temlik eşya üzerindeki mülkiyet hakkını veya malî bir hakkı başkasına devretmeyi ifade eder. Bu itibarla fakirlere temlik etmek üzere zekât ve fıtır sadakalarını ayrı bir fonda toplayan ve her bakımdan kendilerine güvenilen kimseler eliyle yönetilen dernek ve kurumlara (muhtaçlara ulaştırmaları için yöneticileri, vekil tayin edilerek) zekât ve fıtır sadakası verilebilir. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/4) Söz konusu dernek ve vakıflar, zekât almaları caiz olan kimselerin tedavileri için zekât almak ve aldıkları zekâtı bu ihtiyaçlara sarf etmek üzere bunlardan vekâlet aldıkları takdirde, onlar adına zekât alabilirler. Henüz ergenlik çağına varmamış küçükler için de bunların velilerinden vekâlet almak gerekir. Şüphesiz vekâlet verilecek kişilerin her bakımdan güvenilir kimseler olmaları, toplanacak zekâtın başka işlere harcanmaması ve bu yöndeki denetimlerin ihmal edilmemesi gerekir. Adı geçen vakıf ve kuruluşlarda tedavi gören ancak fakir olmayan insanlara zekât, fitre ve fidye gelirlerinden harcama yapılamaz.
VAKIF konusundaki diğer fetvalar
Amacına hizmet etme imkânı kalmayan bir vakfın aynı amaca hizmet etmek üzere değiştirilmesi veya satılması caizdir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 4/376) Camilere ait olup da kullanılmayan halı, kilim vb. eşyanın çürümeye terk edilmesi uygun olmaz. Dolayısıyla antika değeri olmayanlarının, usûlüne uygun bir şekilde ihtiyacı olan başka bir cami veya mescide verilmesi; ihtiyacı olan başka bir cami veya mescidin bulunmaması hâlinde ise ilgili mevzuat çerçevesinde satılıp parasının demirbaş olacak şekilde caminin diğer ihtiyaçlarına harcanmasında dinen bir sakınca yoktur.
Karşılık şart koşulmaksızın bir malın hayatta iken başkasına temlik edilmesine “hibe” denir. Hibe iki taraflı bir akit olup, tarafların irâde beyanı ile kurulur; hibe edilen malın teslim-tesellümü ile tamamlanır. Hibenin geçerli olması için bağışlama anında akit konusu malın mevcut olması, malum ve belirli bulunması, bağışlayana ait olması ve tarafların rızalarının bulunması şarttır. (İbn Rüşd, Bidâyetü’l-müctehid, 4/112; Merğînânî, el-Hidâye, 3/222) Usûlüne uygun olarak yapılan ve teslimi tamamlanan hibe akdinden dönmek kural olarak caiz değildir. Hz. Peygamber (s.a.s.) bunu kınamıştır. (Buhârî, Hibe, 14 [2589]; Müslim, Hibât, 5-8 [1622]) Ancak Hanefîler hibeyi kabul eden kişinin rızası veya hâkim kararı ile hibeden dönülebileceğini kabul etmişlerdir. (Merğînânî, el-Hidâye, 3/227) Buna göre bir kimse hayatta iken yapmış olduğu hibeden geri dönme hakkına sahiptir. Ama onun ölümünden sonra çocuklarının bu hibeyi iptal etme hakları yoktur.
İslam yardımlaşma ve dayanışmayı teşvik etmiş, Allah yolunda infaka önem vermiştir. (el-Bakara, 2/148, 197; el-Âl-i İmrân, 3/92, 134; el-Mâide, 5/2; Buhârî, Tefsîr, Hûd 2 [4684]; Müslim, Zekât, 36 [993]) Bu çerçevede hizmet veren vakıf, dernek vb. hayır kuruluşları, hizmetlerinin sürekliliğini sağlamak için bağış dışında farklı gelir elde etme yöntemlerine de başvurmaktadır. Bunlardan birisi de kuruluş yararına kermes, fuar vb. etkinlikler düzenlemektir. Bu etkinliklerde zaman zaman katılanların bir kısmına çekilişle hediye verilmektedir. Dinimiz her hususta olduğu gibi yardımlaşma ve dayanışma için yapılan etkinliklerin de amaç, kaynak ve yöntem itibarıyla meşru olmasını emreder. Maksat vakıf veya derneğe gelir sağlamak olsa bile başta kumar olmak üzere dinî ilke ve hükümlere aykırı uygulamalar caiz değildir. Fuar vb. etkinlik alanına girmek ve alanda sunulan hizmetlerden yararlanmak için bilet satılarak katılanların bir kısmına çekilişle hediye dağıtılmasında sakınca yoktur. Zira bu durumda bilet parası, çekiliş için değil, düzenlenen etkinlik için alınmaktadır. Ancak çekiliş yoluyla hediye verme dikkate alınarak fazladan bir ücret ilave edilmesi veya bilet ücretinin herhangi bir hizmet karşılığı olmadan sırf çekilişe katılmak için alınması durumunda yapılan uygulama kumar kapsamına girer ve caiz olmaz. Müslümanların yardım organizasyonlarında meşru olmayan yöntemlerden uzak durmaları, bağış ve gelirlerini meşru yollardan sağlamaları gerekir. Zira Allah katında bir şeyin hayır niteliği kazanması hem kaynağının hem de yönteminin helal ve meşru olmasına bağlıdır.
Mezarlık olarak vakfedilen bir yerin, bu hizmette kullanılması mümkün olduğu sürece başka bir hizmete tahsisi uygun değildir. Uzun müddet cenaze defnedilmese bile, bu yerin kabristan olarak muhafaza edilmesi münasip olur. Zorunlu bir durum olmadıkça böyle bir kabristanı satmak, üzerine bina yapmak ya da benzer tasarruflarda bulunmak için ölü kemiklerini başka bir mezarlığa nakletmek doğru bir davranış değildir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 5/58; 6/428) Ancak başka bir alternatifin olmadığı ya da kamu menfaatinin gerektirdiği durumlarda, mezarlık başka bir yere nakledilerek yeri, cami vb. amaçlar için kullanılabilir.