Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Fakir ve yoksul kimselerin sağlık tedavilerini yaptıran vakıf, dernek gibi kuruluşlara zekât verilebilir mi?
Cevap
Benzer fetvalar
Zekât ve fitre gibi ibadetlerde vekalet caizdir. Bu asırda da vekalet en uygun çareler arasında görülmektedir. Ancak vekalet verenin kimi vekil ettiğine dair güveni kendisi sağlamalıdır. İki açıdan güvenli bir vekalet oluşturmak gerekmektedir. Birincisi, ibadetimizi zayi etmeden ulaştıracak bir vekil bulmak. İkincisi de, zekât ve fitre gibi hayır anlayışının ötesinde bir fıkıh ayrıcalığı olan bağışların nasıl değerlendirileceğine ait fıkhî bilgisi olan bir vekil bulmak. Bu iki şartı tahakkuk ettirdikten sonra zekât ve fitreleri her yere gönderebiliriz. Buradaki durum da sizin kalbinizin vekil edeceğiniz kurum hakkındaki tatminliğinden geçmektedir. Allah yardımcımız ve koruyucumuz olsun.
Bir çocuğun yetim veya öksüz olması zekât ve fitre alması için tek başına yeterli bir sebep değildir. Zekât ve fitre fakir olan yetim veya öksüz çocuklara verilebilir. Fakir, temel ihtiyaçları ve borçları dışında nisap miktarı mala sahip olmayan, yani 24 ayardan 80,18 gr. altını veya bu değerde parası ya da malı bulunmayan kimsedir. Asıl olan zekâtı kişinin kendisinin vermesidir. Bununla birlikte zekât vekil aracılığıyla da yerine ulaştırılabilir. Bu itibarla zekât ve fıtır sadakalarını ayrı bir fonda toplayan ve her bakımdan güvenilir olan kurum ve kuruluşlara fakir olan yetimlere temlik etmek üzere vekâleten zekât ve fıtır sadakası verilebilir. Ancak yetimlere yardım kampanyası düzenleyen kuruluş, kampanyada toplanan parayı zekât hükümlerine uygun olarak dağıtacağını ilan ve taahhüt etmedikçe, böyle bir kampanyaya para yatırmakla zekât ödenmiş olmaz.
Dernek veya vakıflar zekât konusunda zenginin vekili durumunda kabul edilir. Zengin zekâtını hak edilen yere ulaştırmak için bir şahsı veya dernek gibi bir kişiliği vekil tayin etmiştir. Vekil kendisine vekaleti verilen şeyden idari gider olarak adlandırılan bir yöntemle adına bir kesinti alamaz. Kişi veya kurum olması bu kuralı değiştirmez. Zekât bir ibadet olarak kısıntıya gidilmeden eda edilmelidir. Dernek ve vakıflar kendisine zekât için vekalet verenlerden ek olarak bir idari gider talep etmelidirler. Zekât veren ve vekalet eden için en iyisi böyle yapılandır. Şartlı bağışlar da böyledir, dernek şartlı bağışlardan kesinti yapmadan yerine ulaştırmakla yükümlü sayılır. Bunun bir benzeri de keffaret olarak derneğe teslim edilen paradır. Keffaret de zekât gibi kurumun kesinti yapamayacağı kalemden kabul edilir. Dernekler/vakıflar zekât, keffaret ve şartlı bağış dışındaki diğer gelirlerinden idari kesinti yapabilirler. Bazı alimler, İslam devletinin veya zekât toplamak için yetkilendirdiği kurumların böyle bir kesinti yapabileceğini söylemişlerdir. Zira bu durumda o kurum ayette geçen sarf yerlerinden biri durumuna karşılık gelmektedir. Takdir edersiniz ki yaşadığımız coğrafya için böyle bir uygulama söz konusu değildir ve olamaz da. Netice olarak dernek veya vakıflar zekât ve keffaret olarak gelen maldan idari kesinti yapamazlar. Başka türlü olmuyor gibi bir gerekçeye sığınmak da doğru değildir. Zekâttan başka idari masraf için mal bulamayan o işi yapmasın, vebale girmesin.
Zekâtın verileceği yerler, Tevbe sûresinin 60. âyetinde belirlenmiştir. Buna göre zekât, ilke olarak fakirlerin ve ihtiyaç sahibi bireylerin hakkıdır. Bu itibarla, belirli şartları taşıyan Müslümanların yükümlü oldukları zekât ve fıtır sadakasının, Kur’ân-ı Kerîm’de belirlenen yerler dışında herhangi bir yere verilmesi veya cami, köprü, yol, okul, su gibi hayır işlerine sarf edilmesi caiz görülmemiştir. Bu esas gözetilmeksizin zekât niyeti ile yapılan ödemeler zekât yerine geçmez. Zekât, kendilerine zekât verilmesi caiz olan kimselere doğrudan teslim edilebileceği gibi aracı vasıtası ile de ulaştırılabilir. Bu aracının birey olması ile kurum olması arasında fark yoktur. Buna göre hayır kurumu veya sivil toplum kuruluşu, toplayacağı zekâtları Kur’ân’da belirlenen yerlere/fakir ve ihtiyaç sahiplerine ulaştırıyorsa aracı konumunda olan bu kuruluşlara zekâtı fakir vb. alacaklılara ulaştırma vekâleti verilebilir. Zekâtı hak sahiplerine ulaştırmayıp, inşaat, aydınlatma, büro masrafları gibi genel hizmetleri içinde değerlendirecek olan kuruluşlara ise zekât verilmez. Halka hizmet veren bu gibi kurumların varlıklarını sürdürmeleri için desteklenmeleri önemlidir. Ancak bu, zekât dışında gönüllü yardımlar yolu ile yapılmalıdır. Bunun yanında kamusal ve bireysel denetimler de ihmal edilmemelidir.
Başkasının zekâtını dağıtmak üzere alan kişi vekil veya emin olarak anılır. Vekil veya emin olmak şeffaf olmayı gerektirir. Buna göre: a- Şu kişiye veya şuraya diye size verilen bir zekâtı söz konusu kişiye veya yere ulaştırmanız gerekir. Aksi takdirde emanete hıyanet etmiş olursunuz. b- “Sen dilediğin gibi...” şeklinde esnek bırakılmış bir vekalet ile verildi ise bazı alimler gerçek bir fakir ise vekil kendine de alabilir demişlerdir ama size bu kapıyı aralamamanızı tavsiye ederiz. Nefsi zapt etmenin zor olduğu bir boşluğa düşebilirsiniz. İtimat ettiğinize sizin de ihtiyacınız olduğunu söyleyin ve öyle alın.
a- Vekalet fıkıhta yeri olan bir uygulamadır. Pek çok konuda vekalet caizdir. Mesela hacc ibadetini bile belli şartlardan sonra vekaletle yaptırmak mümkündür. Aynı şekilde zekât, fitre, kurban gibi ibadetlerde de vekalet caizdir. Şartlarına uygun bir vekaletle zekatınızı verdiğinzde biiznillah ibadet etmiş olursunuz. b- Vekalet bir mü'min kişiye verilebileceği gibi güvenli bir kuruma da verilebilir. c- Kurumlar zekât vekaleti aldıklarında büyük ve önemli bir güven devrede olmalıdır. Bu güvenin gereklerinden biri de o kurumların kesinlikle bir fıkıh eğitimi almış olmaları ve istişare ettikleri fıkınçılarının bulunmalarıdır. d- Kişiler veya kurumlar, kendilerini vekil edenlerin vekalete ait özel şartlarına muhakkak dikkat etmeleri gerekir. Mesela ‘bu zekâtı filan kişiye veya filan yerdekilere vereceksin’ uyarısı önemlidir. Yerine getiremeyecek olan vekaleti kabul etmemelidir. Ters bir uygulamada zekât zayi edilmiş olacağından vekil onu ödemek zorunda olur. e- Vekil olan biri, vekalet verenin izni veya genel müsamahası olmadan başka birine vekalet veremez. f- Vekil durumunda olanlar, zekâtı başka yerlere ulaştırırken yapacakları masrafları zekâttan düşemezler. Zekâtın ulaştırılmasına yönelik masrafları zekât verenyani vekalet veren karşılamalıdır.
ZEKAT ve SADAKA konusundaki diğer fetvalar
Dinimizde kimsesiz çocukların bakım ve gözetilmesi tavsiye edilmiş olmakla birlikte hukukî birtakım sonuçlar doğuracak şekilde bir evlatlık müessesesi kabul edilmemiştir. (el-Ahzâb, 33/4-5) Buna göre “evlat edinme”, evlat edinenle evlatlık arasında usûl-fürû ilişkisi meydana getirmez. Bu sebeple kişi, bakımını gönüllü olarak üstlendiği ve kendi soyundan olmayan bir çocuğa, fakir olması kaydıyla, zekât verebilir.
İslâm’da zekât ve fitrenin kimlere verilip verilemeyeceği, kişilerin meslek gruplarına bakılmaksızın belirlenmiştir. Bu itibarla, belirli bir geliri bulunduğu hâlde, bu geliriyle asgari temel ihtiyaçlarını karşılayamayan veya temel ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra elinde 80,18 gram altın veya bu değerde bir mal bulunmayan kişilere zekât verilebilir. Bu kişilerin ücretli, memur, esnaf veya işsiz olması fark etmez. Ancak bu kadar malı olmasa bile kendisinin ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin temel ihtiyaçlarını karşılayabilecek durumda olanlara zekât verilemeyeceği görüşünde olan âlimler bulunduğundan (Râfiî, el-Azîz, 7/377), zekât verirken daha yoksul olanlara öncelik verilmesi uygun olur.
Fakir olan kayınvalide ve kayınpedere zekât verilebilir. Çünkü bu kişilerle zekâtı veren kişi arasında usûl ve fürû ilişkisi olmadığı gibi zekât veren şahıs bunlara bakmakla yükümlü de değildir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/346)
Zekât, Tevbe sûresinin 60. âyetinde sayılan başta yoksullar olmak üzere sekiz sınıf insana verilir. Dolayısıyla bu görevin yerine getirilmesi sırasında dinî hassasiyeti olan fakirlere öncelik verilmesi tavsiye edilirse de Müslüman olmak kaydı ile herkese verilebilir. Gayrimeşru işler yapan ve verilen zekâtı bu işlere harcayacağı tahmin edilen yoksul bir kimseye ailesinin ihtiyaçlarını göz önüne alarak zekât vermek gerektiğinde, zekâtın nakit olarak değil de gıda veya giyim eşyası olarak verilmesi uygun olur.
Fakir olan damada ve geline zekât verilebilir. Çünkü bu kişilerle zekâtı veren kişi arasında usûl ve fürû ilişkisi olmadığı gibi zekât veren şahıs bunlara bakmakla yükümlü de değildir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/346)