Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Evlat edinilen (bakımı üstlenilen) çocuğa zekât verilebilir mi?
Cevap
Benzer fetvalar
Çocuk, baliğ olmadan ibadete mükellef değildir. Zekât da bir ibadettir. Buluğ çağından sonra yapılması farz olur.
Üvey anne, üvey baba ve üvey çocuklara, fakir olmaları hâlinde zekât verilebilir. Çünkü bu kişilerle zekâtı veren kişi arasında usûl ve fürû ilişkisi olmadığı gibi zekât veren şahıs normal durumlarda bunlara bakmakla yükümlü de değildir. (İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-kadîr, 2/270; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/346)
İslâm dininde hukukî anlamda evlat edinme yoktur. (el-Ahzâb, 33/4-5) Ancak bir kimse korunmaya muhtaç çocukları himayesine alıp onlara bakabilir, bu dinimizin teşvik ettiği bir durumdur. Bu çocukların nesepleri belli ise çocuklar babalarına nispet edilirler. Bir çocuğu himayesine alan kişi, dilediği takdirde malını himayesine aldığı çocuklar da dâhil olmak üzere dilediği kişilere bağışlayabilir. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 3/48) Ancak bu gibi durumlarda vârisleri mirastan mahrum etmek suretiyle onların husumetine sebep olmaktan kaçınılması tavsiye edilir.
Şöyle: Çocuk, baliğ olmayana diyoruz. Bunu da on beş yaşı olarak tespit edebiliriz. Babası zengin olan çocuğa zekât verilemez. Çünkü babası onun geçimini temin etmekle yükümlüdür, o da zengindir. Babası fakir olan çocuğa ise yaşı ne olursa olsun zekât verilir. Çocukluk bittikten sonra ise babasının fakir veya zengin olması önemli değildir. Baliğ olduktan sonra kendisinden kendisi sorumludur; fakirse zekât alabilir.
Bir insanın evlenmek üzere olması veya olmaması zekâtla alakalı değildir. Onun fakir olup olmadığı önemlidir. Fakirse bir taşla iki kuş vurulmuş olur elbette. Hem fakire verilir hem yuva kurmaya yardım edilir.
Zekât alacak kimsenin baliğ olması şart değildir, baliğ olmayana da zekât verilebilir. Mühim olan zekât verilecek olanın “fakir” kabul edilecek durumda olmasıdır. Dolayısıyla onu fakir olma vasfından çıkaracak bir velisi olmayan çocuğa zekât verilebilir. Oyuncak, maddi değeri olan ve temlik edilebilir bir nesne ise o da zekât olarak verilebilir. Bu iki ölçüye göre çocuğa zekât malından oyuncak verebiliriz.
ZEKAT ve SADAKA konusundaki diğer fetvalar
Zekât ve fıtır sadakasının sahih olmasının şartlarından biri temliktir. Temlik eşya üzerindeki mülkiyet hakkını veya malî bir hakkı başkasına devretmeyi ifade eder. Bu itibarla fakirlere temlik etmek üzere zekât ve fıtır sadakalarını ayrı bir fonda toplayan ve her bakımdan kendilerine güvenilen kimseler eliyle yönetilen dernek ve kurumlara (muhtaçlara ulaştırmaları için yöneticileri, vekil tayin edilerek) zekât ve fıtır sadakası verilebilir. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/4) Söz konusu dernek ve vakıflar, zekât almaları caiz olan kimselerin tedavileri için zekât almak ve aldıkları zekâtı bu ihtiyaçlara sarf etmek üzere bunlardan vekâlet aldıkları takdirde, onlar adına zekât alabilirler. Henüz ergenlik çağına varmamış küçükler için de bunların velilerinden vekâlet almak gerekir. Şüphesiz vekâlet verilecek kişilerin her bakımdan güvenilir kimseler olmaları, toplanacak zekâtın başka işlere harcanmaması ve bu yöndeki denetimlerin ihmal edilmemesi gerekir. Adı geçen vakıf ve kuruluşlarda tedavi gören ancak fakir olmayan insanlara zekât, fitre ve fidye gelirlerinden harcama yapılamaz.
Fakir olan kayınvalide ve kayınpedere zekât verilebilir. Çünkü bu kişilerle zekâtı veren kişi arasında usûl ve fürû ilişkisi olmadığı gibi zekât veren şahıs bunlara bakmakla yükümlü de değildir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/346)
Fakir olan damada ve geline zekât verilebilir. Çünkü bu kişilerle zekâtı veren kişi arasında usûl ve fürû ilişkisi olmadığı gibi zekât veren şahıs bunlara bakmakla yükümlü de değildir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/346)
Zekâtın verileceği yerler, Tevbe sûresinin 60. âyetinde belirlenmiştir. Buna göre zekât, ilke olarak fakirlerin ve ihtiyaç sahibi bireylerin hakkıdır. Bu itibarla, belirli şartları taşıyan Müslümanların yükümlü oldukları zekât ve fıtır sadakasının, Kur’ân-ı Kerîm’de belirlenen yerler dışında herhangi bir yere verilmesi veya cami, köprü, yol, okul, su gibi hayır işlerine sarf edilmesi caiz görülmemiştir. Bu esas gözetilmeksizin zekât niyeti ile yapılan ödemeler zekât yerine geçmez. Zekât, kendilerine zekât verilmesi caiz olan kimselere doğrudan teslim edilebileceği gibi aracı vasıtası ile de ulaştırılabilir. Bu aracının birey olması ile kurum olması arasında fark yoktur. Buna göre hayır kurumu veya sivil toplum kuruluşu, toplayacağı zekâtları Kur’ân’da belirlenen yerlere/fakir ve ihtiyaç sahiplerine ulaştırıyorsa aracı konumunda olan bu kuruluşlara zekâtı fakir vb. alacaklılara ulaştırma vekâleti verilebilir. Zekâtı hak sahiplerine ulaştırmayıp, inşaat, aydınlatma, büro masrafları gibi genel hizmetleri içinde değerlendirecek olan kuruluşlara ise zekât verilmez. Halka hizmet veren bu gibi kurumların varlıklarını sürdürmeleri için desteklenmeleri önemlidir. Ancak bu, zekât dışında gönüllü yardımlar yolu ile yapılmalıdır. Bunun yanında kamusal ve bireysel denetimler de ihmal edilmemelidir.
İslâm’da zekât ve fitrenin kimlere verilip verilemeyeceği, kişilerin meslek gruplarına bakılmaksızın belirlenmiştir. Bu itibarla, belirli bir geliri bulunduğu hâlde, bu geliriyle asgari temel ihtiyaçlarını karşılayamayan veya temel ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra elinde 80,18 gram altın veya bu değerde bir mal bulunmayan kişilere zekât verilebilir. Bu kişilerin ücretli, memur, esnaf veya işsiz olması fark etmez. Ancak bu kadar malı olmasa bile kendisinin ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin temel ihtiyaçlarını karşılayabilecek durumda olanlara zekât verilemeyeceği görüşünde olan âlimler bulunduğundan (Râfiî, el-Azîz, 7/377), zekât verirken daha yoksul olanlara öncelik verilmesi uygun olur.