Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Sivil toplum kuruluşlarına zekât verilebilir mi?
Cevap
Benzer fetvalar
Zekâtın verilebileceği yerler Kur’ân-ı Kerîm’de ismen sayılarak belirtilmiştir. Bunlar; fakirler, yoksullar (miskinler), zekât toplamakla görevlendirilen memurlar, müellefe-i kulûb, hürriyetlerini elde etmeye çalışan köleler, borçlular, Allah yolunda cihad edenler (fî sebîlillah) ve yolda kalmış olanlardır. (et-Tevbe, 9/60) Bu âyette belirtilenler kurum değil, bireylerdir. Buna göre zekât bizzat bireye veya onun vekiline verilmelidir. Bu genel ilkeye göre adı ne olursa olsun kurumlara zekât verilmez. Âlimlerin çoğunluğunun görüşü bu istikamettedir. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/43-46; İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-kadîr, 2/272; İbn Kudâme, el-Muğnî, 2/497-498) Ancak halka hizmet veren bu gibi kurumlara gönüllü yardımlar yapılabilir.
Zekâtın, Kur'ân-ı Kerîm’de belirlenen yerler dışında herhangi bir yere verilmesi caiz değildir. Bu anlamda olmak üzere cami, köprü, yol, okul, yurt, çeşme vb. hayır işlerine zekât verilemez. Zira zekât ve fıtır sadakasının sahih olmasının şartlarından biri temlikin zekât alması caiz olan kişilere yapılmasıdır. Temlik, eşya üzerindeki mülkiyet hakkını başka bir kişiye devretmek demektir. Zekât ve fıtır sadakasının tüzel kişilere, binalara, camilere veya kuyu gibi yerlere verilmesi durumunda zekât ve fitre, zekât alması caiz olmayan yerlere verilmiş olur. Bu bilgilere göre herhangi bir hayır kurumu aracılığıyla su kuyusu açılması için zekât verilemez. Bu tür faaliyetler zekât dışındaki hayır ve hasenattan karşılanır.
Zekâtın verileceği kimseler Kur’ân-ı Kerîm’de belirtilmiştir. Bunlar; fakirler, miskinler, zekât toplamakla görevlendirilen memurlar, müellefe-i kulûb/kalpleri İslâm’a ısındırılmak istenen kimseler, hürriyetlerini elde etmeye çalışan köleler, borçlular, Allah yolunda cihad edenler ve yolda kalmış olanlardır. (bk. et-Tevbe, 9/60) Fakir ve miskin; temel ihtiyaçları dışında nisap miktarı mala sahip olmayan kimsedir. Ancak temel ihtiyaçları dışında, ister artıcı (nâmî) vasıfta olsun ister olmasın, nisap miktarı mala sahip olan kimse fakir veya miskin kapsamında olmadığından ona zekât verilmez. (İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-kadîr, 2/261) Zekât toplamakla görevlendirilenler (âmilûn); Müslüman devlet başkanı (ülü’l-emr) tarafından zekât toplama görevi için tayin edilen memurlardır. Devlet başkanı tarafından zekât memuru olarak tayin edilmeyen fertler veya sivil kuruluşlar, bu kapsamda değildir. Müellefe-i kulûb; kalpleri İslâm’a ısındırılmak istenen kimselerdir. Hz. Peygamber (s.a.s.), gerek zekâttan gerekse devlet gelirlerinden kalplerini İslam’a ısındırmak istediği kişilere pay vermiştir. (Buhârî, Farzu’l-humus, 19 [3143]; Tirmîzî, Zekât, 30 [666]). Hulefâ-i râşidîn döneminde bu gruba girenlere, zekât verme şartları ortadan kalktığı gerekçesiyle zekât verilmemiştir. Müçtehitlerin bir kısmı bu uygulamayı benimserken, diğer bir kısmı müellefe-i kulûba zekât verme uygulamasının şartlara ve maslahata bağlı olarak devam ettiği görüşündedir. Bu sınıfa zekât verilebileceğini savunan âlimler, bu yönde bir tasarrufun devlet yetkililerinin takdirine bağlı olduğunu söylemişlerdir. (Karadâvî, Fıkhu’z-zekât, 1/43;2/351; 3/24) Hürriyetlerini elde etmeye çalışan köleler; âzat olmak üzere belli bir bedel üzerine anlaşma yapmış ve bu gayeyle yardıma muhtaç olmuş kölelerdir. Borçlu; kul hakkı olarak borcu olan ve borcunu ödeyeceği maldan başka nisap miktarı malı bulunmayan kimsedir. (İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-kadîr, 2/263) “Allah yolunda” anlamına gelen “fî sebîlillah” ifadesi; orduyla birlikte savaşa gitmek istediği halde maddî imkân bulamayan mücahitleri içermektedir.Hac yoluna çıkıp fakir duruma düşen hac yolcularını da bu kapsamda değerlendirenler vardır. (el-Fetâva’l-Hindiyye, 1/188) Yolda kalmış kimse; normalde zengin sayılacak miktarda malı bulunsa bile, çıktığı yolculukta parasız kalıp parasına ulaşma imkânı bulamayan, başka bir deyişle, parasızlıktan yolda kalmış ve memleketine dönemeyen kimsedir. Bu kimseye, malına ulaşıncaya kadarki ihtiyaçlarını gidermesine yetecek miktarda zekât verilebilir. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/46) Günümüzde yolcu olan kişi istediği zaman memleketindeki parayı banka kartı veya başka bir yöntemle alma imkânına sahipse ona zekât verilmez.
Zekâtın sarf yerleri, Kur’ân-ı Kerîm’de (et-Tevbe, 9/60) belirlenmiştir. Hz. Peygamber (s.a.s.)de toplanan zekâttan kendisine hisse verilmesini isteyen bir zata hitaben, “Yüce Allah, zekât (taksimi) hususunda bir peygamberin veya başkasının hükmüne razı olmadı, onunla ilgili hükmü bizzat kendisi verdi ve onu sekiz sınıfa taksim etti. Eğer o sınıflardan isen sana hakkını veririm.” (Ebû Dâvûd, Zekât, 23 [1630]) buyurmuştur. Bu itibarla, belirli şartları taşıyan Müslümanların yükümlü oldukları zekât ve fıtır sadakasının, Kur’ân-ı Kerîm’de Cenâb-ı Hak tarafından belirlenen yerler dışında herhangi bir yere verilmesi veya cami, köprü, yol, okul, yurt, çeşme gibi yerlere sarf edilmesi caiz değildir. Zira zekât ve fıtır sadakasının sahih olmasının şartlarından biri de bunların zekât alması caiz olan gerçek kişilere temlik edilmesidir. İlgili âyetteki “Allah yolunda” anlamına gelen “fî sebîlillâh” ifadesi, orduyla birlikte savaşa gitmek istediği halde maddî imkân bulamayan mücahitleri içermektedir. Hac yoluna çıkıp fakir duruma düşen hac yolcularını da bu kapsamda değerlendirenler vardır. (el-Fetâva’l-Hindiyye, 1/188) Buna göre okullar, Kur’ân kursları, camiler ve benzeri hayır kurumları, zekât verilecek yerler bağlamında “fî sebîlillâh” kapsamına girmez.
Zekât ve fıtır sadakasının sahih olmasının şartlarından biri temliktir. Temlik eşya üzerindeki mülkiyet hakkını veya malî bir hakkı başkasına devretmeyi ifade eder. Bu itibarla fakirlere temlik etmek üzere zekât ve fıtır sadakalarını ayrı bir fonda toplayan ve her bakımdan kendilerine güvenilen kimseler eliyle yönetilen dernek ve kurumlara (muhtaçlara ulaştırmaları için yöneticileri, vekil tayin edilerek) zekât ve fıtır sadakası verilebilir. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/4) Söz konusu dernek ve vakıflar, zekât almaları caiz olan kimselerin tedavileri için zekât almak ve aldıkları zekâtı bu ihtiyaçlara sarf etmek üzere bunlardan vekâlet aldıkları takdirde, onlar adına zekât alabilirler. Henüz ergenlik çağına varmamış küçükler için de bunların velilerinden vekâlet almak gerekir. Şüphesiz vekâlet verilecek kişilerin her bakımdan güvenilir kimseler olmaları, toplanacak zekâtın başka işlere harcanmaması ve bu yöndeki denetimlerin ihmal edilmemesi gerekir. Adı geçen vakıf ve kuruluşlarda tedavi gören ancak fakir olmayan insanlara zekât, fitre ve fidye gelirlerinden harcama yapılamaz.
Zekât, Tevbe sûresinin 60. âyetinde sayılan başta yoksullar olmak üzere sekiz sınıf insana verilir. Dolayısıyla bu görevin yerine getirilmesi sırasında dinî hassasiyeti olan fakirlere öncelik verilmesi tavsiye edilirse de Müslüman olmak kaydı ile herkese verilebilir. Gayrimeşru işler yapan ve verilen zekâtı bu işlere harcayacağı tahmin edilen yoksul bir kimseye ailesinin ihtiyaçlarını göz önüne alarak zekât vermek gerektiğinde, zekâtın nakit olarak değil de gıda veya giyim eşyası olarak verilmesi uygun olur.
ZEKAT ve SADAKA konusundaki diğer fetvalar
İslâm’da zekât ve fitrenin kimlere verilip verilemeyeceği, kişilerin meslek gruplarına bakılmaksızın belirlenmiştir. Bu itibarla, belirli bir geliri bulunduğu hâlde, bu geliriyle asgari temel ihtiyaçlarını karşılayamayan veya temel ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra elinde 80,18 gram altın veya bu değerde bir mal bulunmayan kişilere zekât verilebilir. Bu kişilerin ücretli, memur, esnaf veya işsiz olması fark etmez. Ancak bu kadar malı olmasa bile kendisinin ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin temel ihtiyaçlarını karşılayabilecek durumda olanlara zekât verilemeyeceği görüşünde olan âlimler bulunduğundan (Râfiî, el-Azîz, 7/377), zekât verirken daha yoksul olanlara öncelik verilmesi uygun olur.
Dinimizde kimsesiz çocukların bakım ve gözetilmesi tavsiye edilmiş olmakla birlikte hukukî birtakım sonuçlar doğuracak şekilde bir evlatlık müessesesi kabul edilmemiştir. (el-Ahzâb, 33/4-5) Buna göre “evlat edinme”, evlat edinenle evlatlık arasında usûl-fürû ilişkisi meydana getirmez. Bu sebeple kişi, bakımını gönüllü olarak üstlendiği ve kendi soyundan olmayan bir çocuğa, fakir olması kaydıyla, zekât verebilir.
Kendilerine zekât verilecek gruplardan biri de fakirlerdir. (et-Tevbe, 9/60) Bir kişi zekâtını, elindeki malın cinsinden verebileceği gibi bedeli olan başka mallardan veya nakit olarak da verebilir. Bu itibarla evlenecek kişiye, zekât alma şartlarını taşıyor ise ihtiyacı olan eşyalar zekât olarak verilebilir. Velisi fakir olan çocukların sünnet masrafları da zekât niyetiyle karşılanabilir. Ancak daha uygun olanı zekâtı ihtiyaç sahiplerine verip harcamayı onların yapmasına imkân tanımaktır.
Fakir olan kayınvalide ve kayınpedere zekât verilebilir. Çünkü bu kişilerle zekâtı veren kişi arasında usûl ve fürû ilişkisi olmadığı gibi zekât veren şahıs bunlara bakmakla yükümlü de değildir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/346)