Fetva Meclisi
Soru
Hocam, sorum şu yönde, evlenmek üzere olan çiftlere zekâtımızı versek kabul olur mu? Zekâtlar evlenmek isteyen ihtiyaç sahibi gençlere harcanır mı?
Cevap
Benzer fetvalar
Kendilerine zekât verilecek gruplardan biri de fakirlerdir. (et-Tevbe, 9/60) Bir kişi zekâtını, elindeki malın cinsinden verebileceği gibi bedeli olan başka mallardan veya nakit olarak da verebilir. Bu itibarla evlenecek kişiye, zekât alma şartlarını taşıyor ise ihtiyacı olan eşyalar zekât olarak verilebilir. Velisi fakir olan çocukların sünnet masrafları da zekât niyetiyle karşılanabilir. Ancak daha uygun olanı zekâtı ihtiyaç sahiplerine verip harcamayı onların yapmasına imkân tanımaktır.
Öğrenci fakir ise zekât alabilir. Öğrenci olduğu için değil de fakir olduğu için ona zekât verilmiş olur. Sizin zaten vereceğiniz zekâtı çocuğunuzun öğretmenine vereceğiniz ücretle örtüştürmeniz ise uygun olmaz.
Selamünaleyküm. Belli bir şahsa verilmek üzere verilen zekâtı o kişiye ulaştırmamak emanete hıyanettir. Hain ise ağır bir vebal altındadır. Zekât o kişiye, dilediğine veya uygun bulduğu birine verilmek üzere bırakılmış ise onu kendine almasını uygun bulmayız ama bu bir hırsızlık da değildir.
Bir insanın eşinin cezaevinde olması fakir olmasını gerektirmez. Zekât ise fakire verilir. Eşi cezaevinde ve kendisi de fakir ise zekât verebilirsiniz.
Zekât, temel ihtiyaçlarını karşılayamayan fakir Müslümanlara verilir. Eğer bu aile gerçekten fakirse, yani nisap miktarının altında mal varlığına sahipse, zekât verilebilir. Ancak zekâtın verileceği alanlar bellidir. Tüp bebek gibi tedavi amaçlı masraflar, kişinin fakirliği devam ederken onun lehine olabilir. Yani bu masraf, onların temel bir aile ihtiyacına yönelikse ve gerçekten ihtiyaçtan dolayı yapılamıyorsa, zekâtla desteklenebilir. Kısacası, aile dinen fakirse, başka maddi imkânları yoksa ve bu harcama onların doğrudan yararına olacaksa zekâttan verilebilir. Ama her hâlükârda en güzel olanı, zekât gibi değil sadaka ya da hediyeyle desteklemektir.
Zekât alabilmesi için bir Müslüman’ın fakir olması gerekir. Kardeşiniz fakir durumda ise annesi sağ olsa da siz ona zekât verebilirsiniz.
din konusundaki diğer fetvalar
Mushaf’ı, hakaret kastederek yere atmak dinden çıkmaktır. Maazallah öyle bir şey yapan yeniden iman etmedikçe mü'min sayılmaz. Kastı hakaret olmayan, sizin örneğinizde olduğu gibi sinirlerine hâkim olamadan yaptığı bir eylem olduğunda ise küfür olmayacağı umulur ama yine de istiğfar etmesi gerekir. Kur'an’ımızı her türlü saygıyla ve titizlikle yüce tutmak gerekmektedir. Bu bir iman meselesi olarak görülmelidir.
Allah’ın dini kıyamete kadar olduğu gibi hiç değişmeden kalsın diye gönderilmiştir. Hiçbir zaman ve hiçbir mekân İslam dininde değişiklik nedeni değildir. Dinin temelleri aynıdır. Sadece dinin temellerinden olmayan, yöre şartlarına göre belirlenmiş bazı kurallar değişen yöreye ve zamana göre yine dinin temel ilkelerine bağlı kalınarak değiştirilebilir. Bu gerçekleşmiştir de. Böylece dinimizin yıpranmadan ilk indiği günkü berraklığı ile yaşaması gerçekleşmiş olur. Zamanın değişmesi, toplumların değişmesi esas alınarak hükümler değiştirilebilir şeklinde sıradan bir kural konması durumunda ise din temelden kaldırılıp yok edilebilir bir cürete temas edilmiş olunabilir. “Zamanın değişmesi ile hükümlerin değişmesi de inkâr edilemez.” şeklinde bir fıkıh kaidesi vardır. Bu kaide bu şekliyle ilk müçtehitlere ait değildir. Osmanlı dönemi fakihlerinin kullandığı ama aslı önceki fukahaya ait olan bir ifadedir. Bir hüküm; • Yaşanılan toplumun örfü dikkate alınarak belirlenmiş, • Dinin, insanların maslahatı neyi gerektiriyorsa o olsun şeklinde esnek bıraktığı bir maslahat, • Bir hükmün şekli ve yapısında değişiklik olmuş ise hüküm de yeni duruma göre verilir. Zamanın değişmesine göre hükmün değişmesi denen şey budur. Asla insanların arzularını tatmin değildir. Bu değişmenin de şartları vardır; a. Böyle bir hüküm değişimi asla dinin temel kaynaklarından bir kaynağa ters durum oluşturmayacak. b. Eski hükme göre devam edilmesi durumunda ciddi bir maslahat kaybı söz konusu olacak. c. Yeni hüküm oluşturulurken gerekçesi üzerinde Müslümanların icma ettiği bir hüküm kaldırılmış olmayacak. Mesela, engelli çocuğun velayetinin babasında olacağı konusunda Müslümanların icmaı vardır. Bunun gerekçesi de babanın çocuğa en iyi davranacak kişi olmasına dayandırılmıştır. Bu hakkı babadan alıp bir devlet kurumuna devretme söz konusu olamaz. Yeni dünya düzeninde böyle oldu diye bu hüküm değiştirilemez.
Ben bir şey diyemem, dinim der, ben de biiznillah onu size naklederim. Mü'min emin insandır, hıyanet etmez, ettirmez. Kâfirlere bile ait olsa mü'min hile veya benzeri bir yöntemle mal almaz. Böyle bir mala el koyan haram almış olur, sahibi ile helalleşmesi gerekir. Bunun istisnası yoktur. Belki, bir savaş ortamında savaşın sonuçları olarak böyle bir el koyma olabilir. Özellikle sizin gibi vize ile girilmiş ülkede hırsız durumunda olmanız, dininize ayıp yamamanız olacaktır, bunu unutmayın. Böyle bir hata yapan, kimden aldığını bulamaz veya kamudan almış olursa o kadar malı bir sadaka olarak fakirlere versin.
Değerli kardeşim, dinimizin bir tek örnek kişisi vardır o da Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizdir. Onun dışında hiç kimse “ölçümüz olarak şaşmaz” biri değildir. Hocalarımızın sakallı olmayanları olabilir. Aynı şekilde onlardan biri mesela bugün sabah namazını da kılamamış olabilir. Biz şimdi sabah namazını da mı tartışacağız? Dinimizin Kur'an’ı vardır, sünneti vardır. Bu ikisi bize ne emrederse onu yaparız. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin çok kereler “sakalınızı salın” buyurduğu bilinmektedir. Sakallı olamasak da bu emir bizi bağlar. O bir şey emrettiğinde bizim seçme hakkımız olamaz. Üstelik sakalı emreden hadislerinin bir bölümünde “müşriklere benzememek” gerekçesi üzerine sakalınızı alın buyurmuştur. Demek ki sakal, bir din rengi niteliğindedir. Evet, başka dinlerin mensuplarında da sakal olabilir ama onlardaki sakal mesela papazlık mesleğinin simgesi gibidir bizim dinimizde ise mesleğin değil dinin simgesidir. Özet olarak diyebiliriz ki, sakallı olmak Müslüman erkeklerin dini bir görev olarak yapmaları gereken bir iştir. Şu veya bu sebeple yapamazlar ayrı bir mesele ama din asıllı bir emre karşı imiş gibi duramazlar maazallah.
Sakal dinimizin, “din değeri taşıyan sembol” olarak önümüze koyduğu ibadetlerden biridir. Müekked bir sünnettir. Şekli de bellidir. TOP SAKAL denen şekil, bu ümmetin kültürüne ait bir şekil değildir, sakal da değildir. Düzgün sakala dönerek bir ecir fırsatını kaçırmamış olun. Allah’a emanet ederiz sizi.
Müslüman olmayana zekât verilemez. Zekât dışında nafile bir sadaka verilebilir. Özellikle Müslüman olanı tercih etmek ise ayrı bir fazilettir.