Fetva Meclisi
Soru
Hocam, benim eşim dindar bir insandır aslında. Şöyle bir olay oldu evimizde; oğluma Kur'an ezberletiyordu. Çocuk ezberlemek istemedi. Babası diretti. Yapamıyorum dedi çocuk. Derken bir gün sinirlenip çocuğun önündeki Kur'an’ı alıp yere fırlattı ve bu kadar bir şeyi nasıl ezberleyemezsin dedi. Buna dair bir hüküm var mıdır?
Cevap
Benzer fetvalar
Eşinizin size "kâfir" demesi ve ağır hakaretler etmesi dinen son derece ciddi bir konudur. Bir Müslümanı kâfir olarak nitelemek büyük bir günahtır. Peygamber Efendimiz aleyhisselam şöyle buyurmuştur: "Kim birine 'Ey kâfir!' derse ve o kişi gerçekten kâfir değilse bu söz sahibine döner." (Buhârî, Edeb 73; Müslim, Îmân 111) Nikâh açısından ise iki durum vardır: Eğer eşiniz, sizin gerçekten İslam’dan çıktığınızı kastederek "kâfir" diyorsa bu küfür hükmüne girer ve kendisi İslam'dan çıkmış olabilir. Bir kişinin küfre düşmesi durumunda nikâh da düşer. Eğer öfke ile bilinçsizce veya aşağılamak amacıyla söylemişse bu küfür hükmüne girmez ama büyük bir günah işlemiş olur. Bu durumda nikâh düşmez ancak şiddetli bir günah işlediği için tövbe etmesi gerekir. Aile içi saygısızlık ve psikolojik şiddet, İslam’da kabul edilemez. Peygamber Efendimiz aleyhisselam, "Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en iyi olanınızdır." (Tirmizî, Menâkıb 63) buyurmuştur. Evlilikte temel değerler olan sevgi, merhamet ve saygı bozulduysa kadının hakkı gözetilmelidir. Kocanız sürekli kötü davranıyor, hakaret ediyor ve psikolojik şiddet uyguluyorsa öncelikle eşinizle ciddi bir konuşma yapmalısınız. Onun bu davranışlarını kesinlikle kabul etmediğinizi belirtmeli ve tevbe edip değişmesi için adım atmasını istemelisiniz. Bu konuda aile büyüklerinden veya güvenilir saygın bir âlimden destek alabilirsiniz.
Selamünaleyküm. Bir suçu bilmeden işlemek dinden çıkarmaz ama ikaz edilince istiğfar etmek gerekir. İkaza rağmen devam eden için ise o tehlike söz konusudur muhakkak.
Bu durumu aile büyüklerinizle ya da müftülükteki irşad heyeti ile tespit ettirin, nikâhınız düşmüş olabilir, ona göre davranırsınız.
Selamünaleyküm. İki kuralı bir kenara yazalım: 1- Öyle Rahîm, öyle Ğafûr bir Rabbimiz var ki, O'nun rahmeti sayesinde hata denizlerinde boğulmadan yüzüp duruyoruz. 2- Şeriat'ımız hata ve unutmayı özür kabul etmektedir. Mü'min, hata ettiğinde Rabbi onu hatasından dolayı muahaza etmez. Yeter ki kulun hatası dalgınlıktan, bilememesi normal olan bir işten dolayı olmuş olsun. Ancak ilim erbabının idrak edebileceği meselelerden dolayı sıradan bir Müslüman, yanlış konuştu diye kınanamaz, ikaz edilir, doğrusu öğretilir. İtiraz etmez, doğruya yönelirse sorun biter. Allah'a iman, meleklerin varlığı gibi çok açık ve sıradan konularda ise ancak yıllarca dinden söz edilmemiş uzak kalmış diyarların insanları için bir özür olabilir. Haramlara karşı kullanrılan sözler için de bu temel ilkeler geçerlidir. Bir de dinimizle alakalı bir husus olarak, bu tür hataların ortaya çıkmasına karşı hepimizin tebliğ ve emribilmaruf ve nehyianilmünker gibi görevlerine dikkat etmesi gerektiğini de hatırlamakta yarar vardır.
Evet, derinleştirilirse bu söz insanı dinden çıkarabilir ve nikâhı düşürebilir. İnşaallah o derinlikte söylenmemiştir. Ciddi ve kalıcı bir tevbe ile tevbe edin. Bu durumu kendiniz ve aile hayatınız için bir ders olarak görün. Daha dikkatli bir Müslüman olarak yaşamaya çalışın. İnşaallah bir sorun olmaz.
Mesele şöyledir: Müslüman bir kadın hiçbir şekilde hiçbir MÜSLÜMAN OLMAYANIN eşi olamaz. Müslüman değil iken evli olduğu Müslüman olmayan erkeğin nikâhı kadın Müslüman olduğu an düşer. Eğer henüz ilişkiye girmeden Müslüman olursa kökten ayrılmış sayılırlar. İlişkiden ve belli bir beraberlikten sonra ise Müslüman olması yine ayrılık olur ama bu sefer kadın üç aybaşı geçirecek kadar iddet bekler. Bu iddet süresince eşi de Müslüman olursa bir araya gelmelerinde sakınca olmaz. İddet bittiği hâlde erkek Müslüman olmazsa kadın sonsuza kadar eski kocasından ayrı kalmış demektir. Bu kural bizzat Kur'an’ımızda zikredilen bir kuraldır. Dolayısıyla hiçbir şekilde bir içtihatla değiştirilip esnetilemez. Bunu kabul etmeyen kadın dini inkâr etmiş olur. Kabul ettiği hâlde eski eşinin yanında kalmaya devam ederse bu durum da bir zina durumudur. Biz dinimizin kurallarını birileri dinimizi beğenecek veya beğenmeyecek üzerinden düşünemeyiz. Böyle düşünecek yerde, bu durum erkeklerin de Müslüman olmasına sebep olduğunu düşünsek daha iyi olmaz mı?
din konusundaki diğer fetvalar
Ben bir şey diyemem, dinim der, ben de biiznillah onu size naklederim. Mü'min emin insandır, hıyanet etmez, ettirmez. Kâfirlere bile ait olsa mü'min hile veya benzeri bir yöntemle mal almaz. Böyle bir mala el koyan haram almış olur, sahibi ile helalleşmesi gerekir. Bunun istisnası yoktur. Belki, bir savaş ortamında savaşın sonuçları olarak böyle bir el koyma olabilir. Özellikle sizin gibi vize ile girilmiş ülkede hırsız durumunda olmanız, dininize ayıp yamamanız olacaktır, bunu unutmayın. Böyle bir hata yapan, kimden aldığını bulamaz veya kamudan almış olursa o kadar malı bir sadaka olarak fakirlere versin.
Bir insanın evlenmek üzere olması veya olmaması zekâtla alakalı değildir. Onun fakir olup olmadığı önemlidir. Fakirse bir taşla iki kuş vurulmuş olur elbette. Hem fakire verilir hem yuva kurmaya yardım edilir.
Değerli kardeşim, dinimizin bir tek örnek kişisi vardır o da Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizdir. Onun dışında hiç kimse “ölçümüz olarak şaşmaz” biri değildir. Hocalarımızın sakallı olmayanları olabilir. Aynı şekilde onlardan biri mesela bugün sabah namazını da kılamamış olabilir. Biz şimdi sabah namazını da mı tartışacağız? Dinimizin Kur'an’ı vardır, sünneti vardır. Bu ikisi bize ne emrederse onu yaparız. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin çok kereler “sakalınızı salın” buyurduğu bilinmektedir. Sakallı olamasak da bu emir bizi bağlar. O bir şey emrettiğinde bizim seçme hakkımız olamaz. Üstelik sakalı emreden hadislerinin bir bölümünde “müşriklere benzememek” gerekçesi üzerine sakalınızı alın buyurmuştur. Demek ki sakal, bir din rengi niteliğindedir. Evet, başka dinlerin mensuplarında da sakal olabilir ama onlardaki sakal mesela papazlık mesleğinin simgesi gibidir bizim dinimizde ise mesleğin değil dinin simgesidir. Özet olarak diyebiliriz ki, sakallı olmak Müslüman erkeklerin dini bir görev olarak yapmaları gereken bir iştir. Şu veya bu sebeple yapamazlar ayrı bir mesele ama din asıllı bir emre karşı imiş gibi duramazlar maazallah.
Allah’ın dini kıyamete kadar olduğu gibi hiç değişmeden kalsın diye gönderilmiştir. Hiçbir zaman ve hiçbir mekân İslam dininde değişiklik nedeni değildir. Dinin temelleri aynıdır. Sadece dinin temellerinden olmayan, yöre şartlarına göre belirlenmiş bazı kurallar değişen yöreye ve zamana göre yine dinin temel ilkelerine bağlı kalınarak değiştirilebilir. Bu gerçekleşmiştir de. Böylece dinimizin yıpranmadan ilk indiği günkü berraklığı ile yaşaması gerçekleşmiş olur. Zamanın değişmesi, toplumların değişmesi esas alınarak hükümler değiştirilebilir şeklinde sıradan bir kural konması durumunda ise din temelden kaldırılıp yok edilebilir bir cürete temas edilmiş olunabilir. “Zamanın değişmesi ile hükümlerin değişmesi de inkâr edilemez.” şeklinde bir fıkıh kaidesi vardır. Bu kaide bu şekliyle ilk müçtehitlere ait değildir. Osmanlı dönemi fakihlerinin kullandığı ama aslı önceki fukahaya ait olan bir ifadedir. Bir hüküm; • Yaşanılan toplumun örfü dikkate alınarak belirlenmiş, • Dinin, insanların maslahatı neyi gerektiriyorsa o olsun şeklinde esnek bıraktığı bir maslahat, • Bir hükmün şekli ve yapısında değişiklik olmuş ise hüküm de yeni duruma göre verilir. Zamanın değişmesine göre hükmün değişmesi denen şey budur. Asla insanların arzularını tatmin değildir. Bu değişmenin de şartları vardır; a. Böyle bir hüküm değişimi asla dinin temel kaynaklarından bir kaynağa ters durum oluşturmayacak. b. Eski hükme göre devam edilmesi durumunda ciddi bir maslahat kaybı söz konusu olacak. c. Yeni hüküm oluşturulurken gerekçesi üzerinde Müslümanların icma ettiği bir hüküm kaldırılmış olmayacak. Mesela, engelli çocuğun velayetinin babasında olacağı konusunda Müslümanların icmaı vardır. Bunun gerekçesi de babanın çocuğa en iyi davranacak kişi olmasına dayandırılmıştır. Bu hakkı babadan alıp bir devlet kurumuna devretme söz konusu olamaz. Yeni dünya düzeninde böyle oldu diye bu hüküm değiştirilemez.
Sakal dinimizin, “din değeri taşıyan sembol” olarak önümüze koyduğu ibadetlerden biridir. Müekked bir sünnettir. Şekli de bellidir. TOP SAKAL denen şekil, bu ümmetin kültürüne ait bir şekil değildir, sakal da değildir. Düzgün sakala dönerek bir ecir fırsatını kaçırmamış olun. Allah’a emanet ederiz sizi.
Hiçbir sıkıntı olmaz namazında, Allah kabul buyursun. Bize de dua et namazlarından sonra.Hiçbir sıkıntı olmaz namazında, Allah kabul buyursun. Bize de dua et namazlarından sonra.