Fetva Meclisi
Soru
Selamünaleyküm Nureddin hocam, ben dini vecibelerini yerine getirmeye çalışan bir insanım, sohbetlerinizi her zaman takip eder kitaplarınızı da hep okurum, size şöyle bir sorum olacak; halk arasında top sakal diye tabir edilen sakalım var yaklaşık 5 yıldır böyle bir sakal bıraktım bunun hükmü nedir? Yardımcı olursanız sevinirim.
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Tespitiniz doğrudur; saç uzatmak da Sünnet'tir. Ancak şu iki şeyi bilmeniz gerekir. Birincisi, sakal emredilmiş bir Sünnet'tir. Saç ise emredilmemiş serbest bırakılmıştır. Takdir edersiniz ki ikisi arasında çok fark vardır. İkinci durum ise, serbest olan bir meselede, kâfirlere benzeme endişesini esas alarak saç kesmeyi tercih eden ulemamız bir taktik savaşı gütmüşlerdir. Allah hepsine rahmet etsin.
Selamünaleyküm. Sakal vardır veya yoktur. sakallı olmak Sünnet olduğu gibi, sakalın üzerinden oynanmaması da Sünnet'tir. Farklı isimlerle anılabilecek sakal, sakal değildir.
Aleykümselam. Eğer Peygamber aleyhisselama benzemek için sakalınız olsun istiyorsanız bırakın tabii olsun sakalınız. Asla müdahale etmeyin.
Müslüman ya sakal bırakır ya da meşru bir mazeretinden dolayı sakalını keser. Kendisiyle ve sakalıyla oynamaz. Sakal bir semboldür.
Selamünaleyküm. Bunu bir reklam olarak görmekten başka bir şey söyleyemiyorum. Sakal için olsa olsa 'tövbe duası' olabilir. Senelerce kesmenin başka bir yorumunu bilemiyorum.
Selamünaleyküm. Mühim bir Sünnet'i yapmamayı emretmek kimsenin haddi değildir. Böyle bir emre itaat edilmez.
din konusundaki diğer fetvalar
Allah’ın dini kıyamete kadar olduğu gibi hiç değişmeden kalsın diye gönderilmiştir. Hiçbir zaman ve hiçbir mekân İslam dininde değişiklik nedeni değildir. Dinin temelleri aynıdır. Sadece dinin temellerinden olmayan, yöre şartlarına göre belirlenmiş bazı kurallar değişen yöreye ve zamana göre yine dinin temel ilkelerine bağlı kalınarak değiştirilebilir. Bu gerçekleşmiştir de. Böylece dinimizin yıpranmadan ilk indiği günkü berraklığı ile yaşaması gerçekleşmiş olur. Zamanın değişmesi, toplumların değişmesi esas alınarak hükümler değiştirilebilir şeklinde sıradan bir kural konması durumunda ise din temelden kaldırılıp yok edilebilir bir cürete temas edilmiş olunabilir. “Zamanın değişmesi ile hükümlerin değişmesi de inkâr edilemez.” şeklinde bir fıkıh kaidesi vardır. Bu kaide bu şekliyle ilk müçtehitlere ait değildir. Osmanlı dönemi fakihlerinin kullandığı ama aslı önceki fukahaya ait olan bir ifadedir. Bir hüküm; • Yaşanılan toplumun örfü dikkate alınarak belirlenmiş, • Dinin, insanların maslahatı neyi gerektiriyorsa o olsun şeklinde esnek bıraktığı bir maslahat, • Bir hükmün şekli ve yapısında değişiklik olmuş ise hüküm de yeni duruma göre verilir. Zamanın değişmesine göre hükmün değişmesi denen şey budur. Asla insanların arzularını tatmin değildir. Bu değişmenin de şartları vardır; a. Böyle bir hüküm değişimi asla dinin temel kaynaklarından bir kaynağa ters durum oluşturmayacak. b. Eski hükme göre devam edilmesi durumunda ciddi bir maslahat kaybı söz konusu olacak. c. Yeni hüküm oluşturulurken gerekçesi üzerinde Müslümanların icma ettiği bir hüküm kaldırılmış olmayacak. Mesela, engelli çocuğun velayetinin babasında olacağı konusunda Müslümanların icmaı vardır. Bunun gerekçesi de babanın çocuğa en iyi davranacak kişi olmasına dayandırılmıştır. Bu hakkı babadan alıp bir devlet kurumuna devretme söz konusu olamaz. Yeni dünya düzeninde böyle oldu diye bu hüküm değiştirilemez.
Bir insanın evlenmek üzere olması veya olmaması zekâtla alakalı değildir. Onun fakir olup olmadığı önemlidir. Fakirse bir taşla iki kuş vurulmuş olur elbette. Hem fakire verilir hem yuva kurmaya yardım edilir.
Müslüman olmayana zekât verilemez. Zekât dışında nafile bir sadaka verilebilir. Özellikle Müslüman olanı tercih etmek ise ayrı bir fazilettir.
Mushaf’ı, hakaret kastederek yere atmak dinden çıkmaktır. Maazallah öyle bir şey yapan yeniden iman etmedikçe mü'min sayılmaz. Kastı hakaret olmayan, sizin örneğinizde olduğu gibi sinirlerine hâkim olamadan yaptığı bir eylem olduğunda ise küfür olmayacağı umulur ama yine de istiğfar etmesi gerekir. Kur'an’ımızı her türlü saygıyla ve titizlikle yüce tutmak gerekmektedir. Bu bir iman meselesi olarak görülmelidir.
Ben bir şey diyemem, dinim der, ben de biiznillah onu size naklederim. Mü'min emin insandır, hıyanet etmez, ettirmez. Kâfirlere bile ait olsa mü'min hile veya benzeri bir yöntemle mal almaz. Böyle bir mala el koyan haram almış olur, sahibi ile helalleşmesi gerekir. Bunun istisnası yoktur. Belki, bir savaş ortamında savaşın sonuçları olarak böyle bir el koyma olabilir. Özellikle sizin gibi vize ile girilmiş ülkede hırsız durumunda olmanız, dininize ayıp yamamanız olacaktır, bunu unutmayın. Böyle bir hata yapan, kimden aldığını bulamaz veya kamudan almış olursa o kadar malı bir sadaka olarak fakirlere versin.
Değerli kardeşim, dinimizin bir tek örnek kişisi vardır o da Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizdir. Onun dışında hiç kimse “ölçümüz olarak şaşmaz” biri değildir. Hocalarımızın sakallı olmayanları olabilir. Aynı şekilde onlardan biri mesela bugün sabah namazını da kılamamış olabilir. Biz şimdi sabah namazını da mı tartışacağız? Dinimizin Kur'an’ı vardır, sünneti vardır. Bu ikisi bize ne emrederse onu yaparız. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin çok kereler “sakalınızı salın” buyurduğu bilinmektedir. Sakallı olamasak da bu emir bizi bağlar. O bir şey emrettiğinde bizim seçme hakkımız olamaz. Üstelik sakalı emreden hadislerinin bir bölümünde “müşriklere benzememek” gerekçesi üzerine sakalınızı alın buyurmuştur. Demek ki sakal, bir din rengi niteliğindedir. Evet, başka dinlerin mensuplarında da sakal olabilir ama onlardaki sakal mesela papazlık mesleğinin simgesi gibidir bizim dinimizde ise mesleğin değil dinin simgesidir. Özet olarak diyebiliriz ki, sakallı olmak Müslüman erkeklerin dini bir görev olarak yapmaları gereken bir iştir. Şu veya bu sebeple yapamazlar ayrı bir mesele ama din asıllı bir emre karşı imiş gibi duramazlar maazallah.