Fetva Meclisi
Soru
Müslüman olmayana sadaka verilebilir mi?
Cevap
Benzer fetvalar
Anne ve babaya zekât olmayan sadaka verilebilir. Böyle bir sadaka, normal sadakadan da daha faziletli olur biiznillah.
Kişi zekât alma şartları açısından bir eksikliği yoksa yani sıradan bir fakir durumunda ise damadına zekât verebilir.
Zekât alabilmesi için bir Müslüman’ın fakir olması gerekir. Kardeşiniz fakir durumda ise annesi sağ olsa da siz ona zekât verebilirsiniz.
Müçtehitlerin önemli bir bölümüne göre ibadet maksatlı sadakalar (zekât, kefaret, fitre…) Müslüman olmayana verilmez. Dolayısıyla kâfirlerin kuruluşlarına da bu sadakalar verilmez. Hanefi mezhebi uleması ise zimmi olan kâfirlere (İslam devleti himayesinde yaşayan Müslüman olmamış vatandaş) zekât dışındaki sadakalar verilebilir. Hanefi ulemasının tarif ettiği bir kâfir şu anda bulunmamaktadır. Dolayısıyla kefaretler ve sadakaları Müslüman kardeşlerimize vermeyi prensip edinmeliyiz.
Selamünaleyküm.Yanlış anlaşılmış mesele, şöyle anlamalısınız: Nafile yapılan, o yapılmayanın yerine geçmez. Kendi başına nafile olarak kabul olur.
Kişi zekâtını dinen fakir olan bir kişiye verebileceği gibi birden fazla kişiye de verebilir.
din konusundaki diğer fetvalar
a- Bir tek konu için birden çok yemin eden yeminini bozduğunda bir keffaret öder. b- Birden çok konu için yemin eden yeminini bozduğunda her yemin için bir keffaret öder. c- Bir konuda yemin edip onu bozan, aynı konuda tekrar yemin edip tekrar bozan bozduğu sayıca keffaret öder.
Sakal dinimizin, “din değeri taşıyan sembol” olarak önümüze koyduğu ibadetlerden biridir. Müekked bir sünnettir. Şekli de bellidir. TOP SAKAL denen şekil, bu ümmetin kültürüne ait bir şekil değildir, sakal da değildir. Düzgün sakala dönerek bir ecir fırsatını kaçırmamış olun. Allah’a emanet ederiz sizi.
Allah’ın dini kıyamete kadar olduğu gibi hiç değişmeden kalsın diye gönderilmiştir. Hiçbir zaman ve hiçbir mekân İslam dininde değişiklik nedeni değildir. Dinin temelleri aynıdır. Sadece dinin temellerinden olmayan, yöre şartlarına göre belirlenmiş bazı kurallar değişen yöreye ve zamana göre yine dinin temel ilkelerine bağlı kalınarak değiştirilebilir. Bu gerçekleşmiştir de. Böylece dinimizin yıpranmadan ilk indiği günkü berraklığı ile yaşaması gerçekleşmiş olur. Zamanın değişmesi, toplumların değişmesi esas alınarak hükümler değiştirilebilir şeklinde sıradan bir kural konması durumunda ise din temelden kaldırılıp yok edilebilir bir cürete temas edilmiş olunabilir. “Zamanın değişmesi ile hükümlerin değişmesi de inkâr edilemez.” şeklinde bir fıkıh kaidesi vardır. Bu kaide bu şekliyle ilk müçtehitlere ait değildir. Osmanlı dönemi fakihlerinin kullandığı ama aslı önceki fukahaya ait olan bir ifadedir. Bir hüküm; • Yaşanılan toplumun örfü dikkate alınarak belirlenmiş, • Dinin, insanların maslahatı neyi gerektiriyorsa o olsun şeklinde esnek bıraktığı bir maslahat, • Bir hükmün şekli ve yapısında değişiklik olmuş ise hüküm de yeni duruma göre verilir. Zamanın değişmesine göre hükmün değişmesi denen şey budur. Asla insanların arzularını tatmin değildir. Bu değişmenin de şartları vardır; a. Böyle bir hüküm değişimi asla dinin temel kaynaklarından bir kaynağa ters durum oluşturmayacak. b. Eski hükme göre devam edilmesi durumunda ciddi bir maslahat kaybı söz konusu olacak. c. Yeni hüküm oluşturulurken gerekçesi üzerinde Müslümanların icma ettiği bir hüküm kaldırılmış olmayacak. Mesela, engelli çocuğun velayetinin babasında olacağı konusunda Müslümanların icmaı vardır. Bunun gerekçesi de babanın çocuğa en iyi davranacak kişi olmasına dayandırılmıştır. Bu hakkı babadan alıp bir devlet kurumuna devretme söz konusu olamaz. Yeni dünya düzeninde böyle oldu diye bu hüküm değiştirilemez.
Bir insanın evlenmek üzere olması veya olmaması zekâtla alakalı değildir. Onun fakir olup olmadığı önemlidir. Fakirse bir taşla iki kuş vurulmuş olur elbette. Hem fakire verilir hem yuva kurmaya yardım edilir.
Mushaf’ı, hakaret kastederek yere atmak dinden çıkmaktır. Maazallah öyle bir şey yapan yeniden iman etmedikçe mü'min sayılmaz. Kastı hakaret olmayan, sizin örneğinizde olduğu gibi sinirlerine hâkim olamadan yaptığı bir eylem olduğunda ise küfür olmayacağı umulur ama yine de istiğfar etmesi gerekir. Kur'an’ımızı her türlü saygıyla ve titizlikle yüce tutmak gerekmektedir. Bu bir iman meselesi olarak görülmelidir.
Ben bir şey diyemem, dinim der, ben de biiznillah onu size naklederim. Mü'min emin insandır, hıyanet etmez, ettirmez. Kâfirlere bile ait olsa mü'min hile veya benzeri bir yöntemle mal almaz. Böyle bir mala el koyan haram almış olur, sahibi ile helalleşmesi gerekir. Bunun istisnası yoktur. Belki, bir savaş ortamında savaşın sonuçları olarak böyle bir el koyma olabilir. Özellikle sizin gibi vize ile girilmiş ülkede hırsız durumunda olmanız, dininize ayıp yamamanız olacaktır, bunu unutmayın. Böyle bir hata yapan, kimden aldığını bulamaz veya kamudan almış olursa o kadar malı bir sadaka olarak fakirlere versin.