Fetva Meclisi
Soru
Birden çok yemin eden kaç keffaret öder?
Cevap
Benzer fetvalar
Her bozulan yemine bir keffaret gerekir. Eğer karıştıracağınız kadar çok ve unutulmuş ise bir keffaret tutup istiğfar edin.
Selamünaleyküm. Bir kefaret ödeyin, gerisi için de istiğfar edin.
Geçmişte ödenmiş ve zimmetten düşmüş bir keffâret, gelecekte yapılacak hataları örtmez. Bu sebeple geçmişte bozulan bir yeminden dolayı keffâret ödendikten sonra tekrar yemin edilir ve bu yemin de bozulursa, tekrar yemin keffâreti ödenmesi gerekir. Ancak bir konuda yemin edip yeminini bozan kişi keffâret ödemeden aynı konuda tekrar yemin etse ve bu yemini de bozsa hepsi için tek keffâret öder.
Yemini bozan bir kere keffaret öder.
Annenize karşı yaptığınız yemini bozun. Bunun için de keffaret ödeyin. Ya on fakiri yedirin veya giydirin ya da bunu imkânınız olmadığı için yapamazsanız üç gün oruç tutun.
Selamünaleyküm. Bir yemin keffareti yeterlidir. Yemin şirk değil günahtır.
din konusundaki diğer fetvalar
Müslüman olmayana zekât verilemez. Zekât dışında nafile bir sadaka verilebilir. Özellikle Müslüman olanı tercih etmek ise ayrı bir fazilettir.
Sakal dinimizin, “din değeri taşıyan sembol” olarak önümüze koyduğu ibadetlerden biridir. Müekked bir sünnettir. Şekli de bellidir. TOP SAKAL denen şekil, bu ümmetin kültürüne ait bir şekil değildir, sakal da değildir. Düzgün sakala dönerek bir ecir fırsatını kaçırmamış olun. Allah’a emanet ederiz sizi.
Allah’ın dini kıyamete kadar olduğu gibi hiç değişmeden kalsın diye gönderilmiştir. Hiçbir zaman ve hiçbir mekân İslam dininde değişiklik nedeni değildir. Dinin temelleri aynıdır. Sadece dinin temellerinden olmayan, yöre şartlarına göre belirlenmiş bazı kurallar değişen yöreye ve zamana göre yine dinin temel ilkelerine bağlı kalınarak değiştirilebilir. Bu gerçekleşmiştir de. Böylece dinimizin yıpranmadan ilk indiği günkü berraklığı ile yaşaması gerçekleşmiş olur. Zamanın değişmesi, toplumların değişmesi esas alınarak hükümler değiştirilebilir şeklinde sıradan bir kural konması durumunda ise din temelden kaldırılıp yok edilebilir bir cürete temas edilmiş olunabilir. “Zamanın değişmesi ile hükümlerin değişmesi de inkâr edilemez.” şeklinde bir fıkıh kaidesi vardır. Bu kaide bu şekliyle ilk müçtehitlere ait değildir. Osmanlı dönemi fakihlerinin kullandığı ama aslı önceki fukahaya ait olan bir ifadedir. Bir hüküm; • Yaşanılan toplumun örfü dikkate alınarak belirlenmiş, • Dinin, insanların maslahatı neyi gerektiriyorsa o olsun şeklinde esnek bıraktığı bir maslahat, • Bir hükmün şekli ve yapısında değişiklik olmuş ise hüküm de yeni duruma göre verilir. Zamanın değişmesine göre hükmün değişmesi denen şey budur. Asla insanların arzularını tatmin değildir. Bu değişmenin de şartları vardır; a. Böyle bir hüküm değişimi asla dinin temel kaynaklarından bir kaynağa ters durum oluşturmayacak. b. Eski hükme göre devam edilmesi durumunda ciddi bir maslahat kaybı söz konusu olacak. c. Yeni hüküm oluşturulurken gerekçesi üzerinde Müslümanların icma ettiği bir hüküm kaldırılmış olmayacak. Mesela, engelli çocuğun velayetinin babasında olacağı konusunda Müslümanların icmaı vardır. Bunun gerekçesi de babanın çocuğa en iyi davranacak kişi olmasına dayandırılmıştır. Bu hakkı babadan alıp bir devlet kurumuna devretme söz konusu olamaz. Yeni dünya düzeninde böyle oldu diye bu hüküm değiştirilemez.
Bir insanın evlenmek üzere olması veya olmaması zekâtla alakalı değildir. Onun fakir olup olmadığı önemlidir. Fakirse bir taşla iki kuş vurulmuş olur elbette. Hem fakire verilir hem yuva kurmaya yardım edilir.
Senin en büyük hizmetin dinini iyi yaşaman, erimemen, taviz vermemen, sabretmendir. Sabreden ve taviz vermeyen bir mümin delikanlı olduğunda sen hizmetini yapmış olursun. Sen o zaman en iyi hocadan daha iyi bir hocasın biiznillah. Çünkü varlığın bir örnek olacak ve sen bereket getireceksin. Konuşmadan etki altına alacaksın. İnsanlar sana ne yapacaklarını sormaya başlayacaklar... O gün kazanacaksın ve kazandıracaksın. Tamam mı?
Mushaf’ı, hakaret kastederek yere atmak dinden çıkmaktır. Maazallah öyle bir şey yapan yeniden iman etmedikçe mü'min sayılmaz. Kastı hakaret olmayan, sizin örneğinizde olduğu gibi sinirlerine hâkim olamadan yaptığı bir eylem olduğunda ise küfür olmayacağı umulur ama yine de istiğfar etmesi gerekir. Kur'an’ımızı her türlü saygıyla ve titizlikle yüce tutmak gerekmektedir. Bu bir iman meselesi olarak görülmelidir.