Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Para peşin, mal vadeli olarak yapılan satım akdi (selem) caiz midir?
Cevap
Benzer fetvalar
SELEM bir ticaret şeklidir. Özet olarak PARA PEŞİN, MAL TAKSİTLE şeklinde uygulanır. Genelde bildiğimiz mal peşin, para taksitle şeklindedir ama böyle bir ticaret de vardır. Bu ticarette sermayesi olmayan iş yapmak isteyen esnaf ve sanayiciye hatta çiftçiye destek vardır. Sermaye bulup iş yapma fırsatı doğmaktadır. Mesela ay başında bin lira olan ücreti tahsil edip onunla ham madde alarak bir ay sonra malı teslim eden sanayici veya çiftçi bir selem sözleşmesi/selem akdi yapmış olur. Selem akdinin caiz olduğuna bir ihtilaf yoktur. Olmayan bir şeyi satmak ile selem akdi arasında bazı farklar vardır. Olmayan şeyi satmak nehyedilmiştir, selem akdi ise özellikleri belli bir şey üzerinde işlem yapmaktır. Bu da süre bitiminde teslim edilebileceği konusunda sıkıntı olmayan nesne demektir. Selem akdinde sözü edilen süre içinde teslimat yapılmaması durumunda parayı veren verdiğini geri alabilir. Olmayan şeyin satılması durumunda ise alışveriş bittiği için teslimat yapılamaması durumunda para verenin geri alabileceği bir şey yoktur.
Bir malı peşin olarak satmak caiz olduğu gibi vadeli ya da taksitle satmak da caizdir. Peşin veya çeşitli vadelere göre taksitlendirilerek satışa sunulan bir malın, değişik alternatifleri gözden geçirdikten sonra bunların birini tercih edip, akdi onun üzerine kurmak suretiyle vadeli veya taksitli olarak satımında dinen bir sakınca yoktur. Alışverişte önemli olan, pazarlığın bittiği sırada satış bedelinin belirlenip akdin bu bedel üzerinden kesinlik kazanmış olmasıdır. (Serahsî, el-Mebsût, 13/7-8) Bu şartlara uymak kaydı ile veresiye alışveriş fiyatının peşine göre daha fazla olmasında bir sakınca yoktur. Ancak akit bittikten sonra banka ya da finans kuruluşları gibi üçüncü şahıslar tarafından zimmetteki peşin borcun vadeli olarak yeniden yapılandırılması faizli işlem sayılacağından caiz değildir.
İslam’da altın, gümüş, döviz ve TL gibi para cinsinden olan bedellerin değişiminin (sarf) peşin olması gerekir (Mevsılî, el-İhtiyâr, II, 39; Mergınânî, el-Hidâye, III, 81). Bedellerden birinin vadeli olması halinde yapılan işlem faize dönüşür (Buharî, Büyu’, 74-82; Müslim, Müsâkât, 79-104; Tirmizî, Büyu’, 23). Günümüzde internet üzerinden yapılan altın ve gümüş alım/satım işlemlerinde yapılan ödemeler havale, EFT, kredi kartı ve banka kartıyla yapılmakta, ancak altın veya gümüş emtia ise anında müşteriye teslim edilmemektedir. Bu tür alışveriş şekilleri sarf akdinin şartlarından biri olan her iki bedelin peşin olması kuralını ihlal ettiğinden dinen caiz değildir. Ancak her iki bedelin kapıda peşin olarak teslim edilmesiyle gerçekleştirilecek olan altın veya gümüş alım-satımı caizdir. Bu alışverişte malın peşin teslim edilmesi karşılığında bedel ya nakden veya anında satıcının hesabına geçecek şekilde kart ile tek çekim olarak ödenmelidir. Para cinsinden olmayan değerli taşlar (elmas, pırlanta vb.) ve ayarı düşük (çoğunluğu karışım olan) altın veya gümüşün ise vadeli olarak satışında dinen bir beis yoktur.
Selamünaleyküm.Demir, âlimlerimizin bir kısmına göre altın ve gümüş gibidir. Peşin alınıp peşin satılır, kendi cinsi ile değiştirilirken aynı kiloda başka bir demirle değiştirilir. Bu görüşe göre yaptığınız doğru değildir. Bazı ulemaya göre de normal ticaret malları gibidir; taksitle satılmasında da bir sakınca yoktur. Hanefî mezhebine uyanların birinci görüşle hareket etmesi uygun olur.
Bir malın peşin olarak alınıp satılması caiz olduğu gibi, vadeli (veresiye) satışı da caizdir (Mevsılî, el-İhtiyâr, II, 15, 18). Vadeli satıştan doğan borç, anlaşmaya bağlı olarak vadesi geldiğinde tek seferde yahut taksitli olarak ödenebilir. Bir malın peşin fiyatıyla veresiye fiyatı, piyasa şartlarında genellikle farklı olabilmektedir. Belli bir fiyat üzerinde anlaşmak şartıyla vade farkı konulmasında bir sakınca bulunmamaktadır (Serahsî, el-Mebsût, XIII, 7, 8). Bununla birlikte satım akdine konu olan malın akit esnasında mevcut olması, satış bedeli ile ödeme zamanının (vadenin) açık ve net olarak belirlenmesi gerekir (Merğînânî, el-Hidâye, V, 8-9).
Fukahaya göre akdin aslî unsurlarının dışında ayrıca sıhhat şartları da vardır. Malın fiyatının ve niteliğinin belli olması, vadeli satışta sürenin belirtilmesi, örfe uymayan veya akdin muktezası olmayan ilave şartların koşulmaması ve faiz içermemesi gibi hususlar bu şartlar arasında sayılır. Hanefilere göre söz konusu sıhhat şartlarından birinin eksikliği de akdi fasit hale getirir. Bu tür eksikliklerin giderilmesi durumunda ise akit sahih hale dönüşür (Merğînânî, el-Hidâye, V, 9; Mevsılî, el-İhtiyâr, II, 59). Fesat sebeplerinin giderilememesi durumunda ise müşteri satın aldığı malı teslim almakla ona malik olsa da, söz konusu akdin feshi gerekir. Ancak müşteri bu malda satış, hibe, tüketim gibi herhangi bir tasarrufta bulunursa, artık taraflar bu akdi feshedemezler. Dolayısıyla akit esnasında konuşulan bedel yerine mal mislî ise mislinin, değilse kıymetinin ödenmesi gerekir (Mevsılî, el-İhtiyâr, II, 50-51; İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-Kadîr, VI, 367-368). Diğer mezheplere göre ise, malda veya fiyattaki belirsizlik giderilemeyecekse akit batıl olur ve hüküm ifade etmez. Ancak mal telef olmuşsa bedelinin ödenmesi gerekir. (Desûkî, Hâşiye, III, 15-16; Şirbînî, Muğni’l-Muhtâc, II, 16-23, 126).
TİCARÎ HAYAT konusundaki diğer fetvalar
Domuzdan elde edilen her türlü ürünün yenilmesi, içilmesi, giyilmesi ve kullanılması haram olduğu gibi Müslümanlara ve gayrimüslimlere satışı da caiz değildir. (Kâsânî, Bedâ’i, 5/142, 305; Mevsılî, el-İhtiyâr, 2/52; İbn Abdilber, el-Kâfî, 2/675; İbn Rüşd, Bidâyetü'l-müctehid, 3/146) Bunların satışından elde edilen kazanç da haramdır. Dolayısıyla gayrimüslimlere yönelik de olsa sucuk, sosis vb. ürünlerin imalatında kullanılmak üzere domuz bağırsağının alım-satımını yapmak caiz değildir.
Tartı veya ölçü ile alınıp satılan aynı cins mallar (ribevî mallar); karşılıklı olarak mübadele edilirken, bunların eşit miktarda ve peşin olarak alınıp satılması gerekir. Aksi hâlde yapılan takas faizli işlem olur. Faiz ise dinimizde haram kılınmıştır. (el-Bakara, 2/275) Tartı veya ölçü ile alınıp satılmayan ve taneleri arasında farklılıklar bulunan diğer malların takasında ise eşitlik şartı aranmaz. (Merğînânî, el-Hidâye, 3/61) Bu nedenle farklı model ya da değerlerdeki mal ve ürünler değiştirilirken, değer farkından dolayı ödenen fazlalık faize girmez. Diğer bir ifadeyle aynı cins olan kıyemî malların, aradaki fiyat farkı ödenerek peşin olması şartıyla değiştirilmeleri dinen caizdir.
Müşteri, alışveriş akdinde satış bedeli ve niteliği belirtilen birkaç çeşit eşyadan birisini seçme hakkına sahiptir. Bu hakka fıkıh literatüründe ta’yin/belirleme muhayyerliği denir. Buna göre müşteri, bakmak için götürmüş olduğu bu eşyalardan birini seçince, alışveriş o mal üzerinden gerçekleşmiş olur. (Merğînânî, el-Hidâye, 3/32)
Olgunlaştığı hâlde henüz hasat edilmemiş ziraî ürünlerin üçte bir, yüzde yirmi gibi oransal bir kısmının istisna edilerek satılması ittifakla geçerlidir. Konuyla ilgili farklı görüşler bulunmakla birlikte bu ürünlerin, 100 kg. veya müşahhas bir alan/bölüm gibi maktu bir kısmının istisna edilerek satılması da sahih kabul edilmiştir. Zira tek başına satışı caiz olan bir şeyin alışverişten istisna edilmesi de caizdir. (Şeyhîzâde, Mecma‘u’l-enhur, 2/19-20; Mecelle, md. 219) Bu itibarla tarladaki biçilmemiş ekin, bahçedeki hasat edilmemiş sebze, ağaçtaki toplanmamış meyve gibi ziraî ürünlerin oransal veya maktu bir kısmının istisna edilerek satılması caizdir.
Bir kısmı oluşmuş diğer kısımları ise peyderpey oluşacak olan domates, patlıcan, incir gibi zirai ürünlerin tarlada toptan satışı, bazı fakihler tarafından örf ve teâmül sebebiyle mevcut olmayanı mevcut olana tâbi kılınarak caiz görülmüş, Mecelle’de de bu görüş esas alınmıştır. (Mecelle, md. 207; bk. Mevsılî, el-İhtiyâr, 2/7; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 4/555; İbn Rüşd, Bidâyetü'l-müctehid, 3/175)
İslâm âlimleri, Hz. Peygamber’in (s.a.s.) meyvesi olgunlaşıncaya kadar hurmanın ve aynı zamanda dânesi beyazlaşıp afetten emin oluncaya kadar da ekinin satışını yasaklamasını (Buhârî, Zekât, 58 [1486]; Büyûʽ, 85 [2194]; Müslim, Büyûʽ, 49-50 [1534-1535]) gerekçe göstererek henüz olgunlaşmamış, kendisinden insan yiyeceği veya yem olarak yararlanılacak durumda olmayan sebze ve meyvelerin satışını caiz görmemişlerdir. İnsanlar için yiyecek, hayvanlar için de yem olarak kullanılabilecek durumda olan sebze ve meyvelere gelince; bunların henüz olgunlaşmadan satışı caizdir. Zira bu durumdaki sebze ve meyveler, kendilerinden yararlanılan ve değer taşıyan bir mal olarak kabul edilir. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 2/6-7)