Fetva Meclisi
Soru
Hocam Peygamberimiz zamanında mescitlerin minareleri var mıydı?
Cevap
Benzer fetvalar
Ravza, Medine mescidinde Peygamber aleyhisselam efendimizin evi ile minberi arasındaki yerin adıdır. Orayı bizzat kendisi cennet bahçelerinden bir bahçe olarak tarif etmiştir. Bunun için de orada namaz kılmak ayrı bir fazilete sahiptir. Orada daha çok rahmet iner ve daha çok sevap kazanılır. Bu nedenle orada namaz kılmak teşvik edilmiştir. Müslümanlar orada namaz kılmaya rağbet etmişlerdir. Yalnız bu fazilet oradaki nafile namazlar içindir. Farz namazlarda ise ilk safta olmak en faziletlidir. Başkalarına eziyet etmeden orada nafile namaz kılmaya gayret etmelisiniz. Eziyet vererek kılmaktan ise mescidin başka bir yerinde kılmanız daha evladır.
Camiler, mescitler Allah’ın evleri olarak bildiğimiz mekânlardır. Bu sebeple mescitlerimizi namaz ve takva ile canlı tutmak, güzelleştirmek gayemiz olmalıdır. Sanat eserleri ile süslenmiş mescit Allah’ın bizden oluşturmamızı istediği mescit değildir. Şüphesiz dinimizi temsil eden bir mekân, her türlü güzelliğe ve hizmete layıktır ama bu, asla o mekânın asıl misyonuna galip gelmemelidir. Caminin duvarlarının sıva ile bırakılmış olmasından daha ağırı o caminin cemaatinin olmamasıdır. Böyle düşünmeliyiz. Sorunuzun cevabı olarak net ve kesin bir zaman, şekil veremeyeceğim, bunu incelemeye de vaktim yoktur, hakkınızı helal edin ama kısaca şunları söyleyebilirim: Mescitlere sanat eseri denebilecek ilk uygulamalar yaklaşık olarak Osman bin Affan radıyallahu anh zamanına dayandırılabilir. İlk resmi müdahale de Emevi halifesi Velid bin Abdülmelik zamanına tesadüf eder. O günler, ashabı kiramın yaşadığı son zamanlara rastlamaktadır. Mescitlere yapılan nakışlar, duvarlarına yazılan âyetler ne kadar benimsendi, ne kadar tepki gösterildi bilemiyoruz ama huzur adına açık bir haram olmayan şeylerde sessiz kalmış olmaları da muhtemeldir. Netice olarak teberrük için, okuyana vaaz olsun için yazılmış olabilir. Fukaha ise Kur'an âyetlerine saygıda sıkıntı oluşturma riski olan durumlar için kerih olarak görmüşlerdir bu yazma işlemini. Bilhassa kıble duvarındaki bu tür işlemelerin, namaz kılanın dikkatini dağıtma sıkıntısı da bulunmaktadır. Bu da ayrı bir kerahet konusudur. Bunu direkt bir haram konusu olarak görmek yerine; • Yazılan âyet veya hadisin ya da asılan bir âyet levhasının, bir basit görme oluşturup oluşturmadığına, • Anlaşılır bir şekilde ve uygun olanın olup olmadığına bakılarak bir karar verilebilir. Öyle veya böyle, camilerimizi oradaki namazlarımız ve uhuvvetimizle süslemeliyiz. Gerisi olmasa da olur.
Böyle bir konuyu ilmihal kitaplarında bulamayabilirsiniz. Yeni bir konu olarak eski kitaplarda olmaması normaldir. Âlimlerin bu konudaki görüşlerini şöyle özetleyebiliriz: Canlı yayın olmayan, bir ses kayıt cihazından aktarılan ezanı normal minaredeki ezan gibi kabul etmemiz gerekmez. Zira ezan bir ibadettir, bu ibadeti insan yaptığında ibadet olarak yerine oturmuş olur. Canlı yayın olarak aktarılan bir ezanı ise müezzini minarede dinliyor gibi kabul edip gerekeni yapmak uygun olandır. Bunu şöyle kabul edebiliriz: Minareden ses cihazı olmadan okunan ezanı çok az bir mesafeden dinleyebiliyorduk. Ses cihazları ile beraber uzaktan da dinleme imkânımız oldu. Canlı yayın da bunun gibi kabul edilmelidir.
Huzuruşerif mescittir. Oraya özel günlerinizde giremezsiniz. Bir arkadaşınızla yardımlaşın. Mescidin bahçesi ise mescit değildir.
Zekât, fakir Müslüman’a verilen malın adıdır. Cami ise bir kişi değildir. Dolayısıyla camiye şu veya bu şekilde fakirin hakkı olan zekât verilemez.
Böyle bir benzetme gayet yersiz olmuş. Biz, sevgili Peygamber aleyhisselam efendimizin yirmi üç yılının tamamını alacağız, uygulamaya çalışacağız. Çıkacak sonuç, meleklerin değerlendireceği sonuç olacaktır. Allah'a emanet olun.