Fetva Meclisi
Soru
Hocam Allah izin verirse umreye gideceğiz. Medine ziyaretimizde mescitte kılacağımız namazları Ravza denen yerde kılmak mı en faziletlisi olur?
Cevap
Benzer fetvalar
Hac ve umre için kutsal topraklara giden Müslümanların Medine-i Münevvere günlerinde Allah Resûlü’nün (s.a.s.) kabr-i saâdetini ziyaret etmesi ve Mescid-i Nebevî’de namaz kılması, Peygamber sevgisini ve ona bağlılığı kuvvetlendirmenin önemli bir vasıtasıdır. Bu itibarla Medine-i Münevvere’de kalınan süre içinde beş vakit namazın Mescid-i Nebevî’de kılınmasına özen gösterilir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.), “Evimle minberimin arası, cennet bahçelerinden bir bahçedir ve minberim havzımın üzerindedir.” (Buhârî, Fadlu’s-salâti fî Mescidi Mekke ve’l-Medîne, 5 [1196]; Müslim, Hac, 502 [1391]; Ayrıca bk. Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 2/534 [10921]; 6/289 [2651]; Nesâî, Mesâcid, 7 [696]) buyurmuş ve Mescid-i Nebevî’de kılınacak bir namazın Mescid-i Harâm hariç diğer mescitlerde kılınan bin namazdan daha faziletli olduğunu bildirmiştir. (Buhârî, Fazlü’s-salât, 1 [1190]; Müslim, Hac, 505-506 [1394]) Bu fazilet, Mescid-i Nebevî’nin sadece Ravza-i Mutahhara kısmına has olmayıp mescidin tamamına şamildir. Nitekim Hulefâ-yi Râşidîn döneminden beri Mescid-i Nebevî, defalarca genişletilmiş ve müminler asırlardır bu genişletilen yerlerde aynı ihtimamla namaz kılmaya devam edegelmişlerdir. Kabir ziyareti ve özellikle Peygamberimizin (s.a.s.) kabrini ziyaret konusunda birçok hadis bulunmaktadır. (Mâlik, Tahâret, 2 [28], Müslim, Cenâiz, 102 [974]; Beyhakī, es-Sünenü’l-kübrâ, 5/403 [10273-10274]; Şu‘abü’l-îmân, 6/46 [3855]; Dârekutnî, es-Sünen, 3/333 [2693]; 6/474 [2727]) Bu rivayetleri değerlendiren İslâm âlimleri, Resûlullah’ın (s.a.s.) kabr-i saâdetini ziyaret etmenin en faziletli menduplardan olduğunu ifade etmişlerdir. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/175) Buna göre Medine’de bulunan kimseler, mümkünse Peygamberimizin (s.a.s.) Ravzası’nda, imkân olmaması hâlinde Mescid-i Nebevî’nin herhangi bir yerinde namaz kılarlar ve Peygamberimizin (s.a.s.) kabr-i saâdetini ziyaret ederler. Fakat bilinmelidir ki Ravza-i Mutahhara’da namaz kılmak ve Allah Resûlü’nün (s.a.s.) kabrini ziyaret etmek, haccın veya umrenin farzı, vâcibi veya sünnetlerinden biri değildir. Dolayısıyla haccın veya umrenin tamam olması Mescid-i Nebevî’de namaz kılmaya veya Hz. Peygamber’in (s.a.s.) kabr-i saâdetini ziyaret etmeye bağlanamaz. Bu itibarla bunları yapmadan Medine’den ayrılmak durumunda kalanların, hac veya umre ibadetlerinde herhangi bir eksiklik olmaz.
Hac ve umre ziyareti için Medine-i Münevvere’de kalınan süre içinde beş vakit namazın Mescid-i Nebevî’de kılınmasına özen gösterilir. Hz. Peygamber (s.a.s.), Mescid-i Nebevî’de kılınacak bir namazın, Mescid-i Harâm hariç diğer mescitlerde kılınan bin namazdan daha faziletli olduğunu bildirmiştir. (Buhârî, Fazlü’s-salât, 1 [1190]; Müslim, Hac, 505-506 [1394]) Halk arasında Medine’de sekiz gün kalıp kırk vakit namaz kılmanın gerekli olduğu kanaati yaygın hâle gelmiştir. Bu kanaatin dayanağı, sıhhati tartışmalı olmakla birlikte Hz. Peygamber’den (s.a.s.) rivayet edilen şu hadistir: “Kim benim şu mescidimde, bir tek vakti geçirmeksizin kırk vakit namaz kılarsa kendisi için cehennemden berat ve azaptan kurtuluş yazılır. O kişi, nifaktan da uzak olur.” (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 3/155 [12605]) Hadis âlimleri, gerek senet gerekse metin açısından bu rivayetin sıhhatinin tartışmalı olduğunu ifade etmişlerdir. (bk. Elbânî, Silsiletü’l-ehâdîsi’z-za‘îfe, 1/540-541 [364]; Rifâ‘î, el-Ehâdîsü’l-vâride fî fezâili’l-Medîne, 435-436) Fıkıh eserlerinde de hacı adaylarının Mescid-i Nebevî’de kırk vakit namazı ihmal etmemeleriyle ilgili vurgulu hükümler yer almamıştır. Bu bağlamda kırk vakit namaz konusuyla ilgili şu hadisin metin itibarıyla daha sahih olduğu bilinmektedir: “Kim ilk tekbire yetişmek kaydıyla kırk gün cemaatle namaz kılarsa o kimse için iki şeyden beraat gerçekleşir: Cehennem ateşinden ve nifaktan.” (Tirmizî, Salât, 64 [241]) Buna göre Medine’de kalış zamanı yeterli olan kişilerin, sayı hesabı yapmaksızın Hz. Peygamber’in (s.a.s.) mescidinde, onun Ravzası’nın yanında cemaatle namaz kılmaya devam etmeleri yerinde bir davranış olacaktır. Fakat organizasyon açısından daha kısa süre kalmak zorunluluğu doğarsa bu da anlayışla karşılanmalı ve kırk vakit kılamamanın bir eksiklik olacağı zannedilmemelidir. Zira Mescid-i Nebevî’de kırk vakit namaz kılmak, haccın ne farzı ne vâcibi ne de sünnetidir. Dolayısıyla haccın tamamlanmasının bu namazlara bağlanmaması gerekir.
Huzuruşerif mescittir. Oraya özel günlerinizde giremezsiniz. Bir arkadaşınızla yardımlaşın. Mescidin bahçesi ise mescit değildir.
Hz. Peygamber (s.a.s.), farz namazların cemaatle kılınmasını tavsiye etmiş ve “Cemaatle kılınan namaz, yalnız kılınan namazdan yirmi yedi derece daha faziletlidir.” (Buhârî, Ezân, 30 [645]; Müslim, Mesâcid, 249-250 [650]) buyurmuştur. Diğer bir hadislerinde ise “Eğer insanlar yatsı ve sabah namazlarını cemaatle kılmanın sevabını bilselerdi emekleyerek de olsa cemaate katılırlardı.” (Buhârî, Ezân, 32 [654]; Müslim, Salât, 129 [437]) buyurmuştur. Hz. Peygamber (s.a.s.), gerek beş vakit farz namazların öncesinde ve sonrasında, gerekse farz namazlardan ayrı olarak sünnet ve nâfile namaz kılar; sünnet ve nâfile namazların evde kılınmasının daha uygun olacağını belirtirdi. Bir hadisinde şöyle buyurmuştur: “Ey İnsanlar! Evinizde namaz kılınız. Zira farz namaz dışındaki namazların en makbulü, insanın evinde kıldığı namazdır.” (Buhârî, Ezân, 81 [731]; Müslim, Salâtü’l-müsâfirîn, 213 [781]) Başka bir hadislerinde ise Hz. Peygamber (s.a.s.), “Biriniz farz namazını mescidde kıldığı zaman, o namazından evine de bir pay ayırsın. Zira Allah Teâlâ, bu nâfile namaz sebebiyle evinde hayır yaratır.” (Müslim, Salâtü’l-müsâfirîn, 210 [778]) buyurmuş; hatta “Namazın bir kısmını (yani nâfileleri) evlerinizde kılınız, evlerinizi kabirlere çevirmeyiniz.” (Buhârî, Salât, 52 [432]; Müslim, Salâtü’l-müsâfirîn, 208 [777]) uyarısında bulunmuştur. Buna göre, farz namazların sünnetleri dâhil tüm nâfile namazların camide kılınması mümkün olmakla birlikte, evlerde kılınması daha faziletlidir.
Hakkını verebildiğiniz bir itikâf Medine’yi en iyi şekilde ihya etmek olur, onu kaçırmamalısınız. En azından üç gün tutmaya çalışın. Allah kabul etsin. Bize de dua edin lütfen.
Selamünaleyküm. İnsanların ne dediğine bakmayın, delirirsiniz. Babanıza hürmetkâr olun, kazanın.
farz konusundaki diğer fetvalar
Haccın farz olması için şart olan ekonomik imkân kuraya yazıldığı sene için yeterli olurken bir sonraki sene yeterli olmayabilir. Burada bir niyet karışıklığı olmadığı sürece sıkıntı da yoktur. Son hac fiyatları artmış olabilir, kişi elindeki parayı başka bir zaruri ihtiyacına harcamış olabilir. Hacca gitmeye niyeti devam eder, ilk fırsatta da gider. Böyle bakmak daha evla olur.
Vakit namazını sınırları içerisinde kılındıktan sonra namaz tamamdır/olmuştur. Ancak kılınan namaz ne kadar ilk vaktine yakın olursa o kadar faziletlidir. Vaktin sonuna doğru kılınan namazın da fazileti azalır. Öyle de olsa namaz, vakit içerisinde eda edilmelidir.
İslam hukukunda emir kipi her zaman farz veya vacip anlamına gelmeyebilir. Âlimler, emir kipini bağlayıcı bir hüküm ifade edip etmediğini, bağlamına ve delillerin geneline bakarak değerlendirir. Sakal bırakmak, vacip kabul edilmiştir. İmam Ebû Hanife ve öğrencileri, bu hadisi emir olarak almışlardır. Bıyıkları kısaltmak da bu çerçevede vacip görülmüştür. Peygamberimiz aleyhisselam şöyle buyurmuştur: “Nalın ile namaz kılınız. Çünkü Yahudiler ve Hristiyanlar ayakkabısız kılarlar.” (Ebû Dâvûd, Salât, 90). Bu hadiste geçen emir, bağlayıcı bir farz veya vaciplik ifade etmez. Âlimler, bu emri Peygamberimizin o dönemdeki Yahudi ve Hristiyanlara muhalefet etme tavsiyesi olarak değerlendirmişlerdir. Bu nedenle nalınla namaz kılmak, mübah bir amel kabul edilir. Peygamber Efendimiz aleyhisselam şöyle buyurmuştur: “Yahudi ve Hristiyanlar saç ve sakallarını boyamazlar. Siz onların aksine hareket edin.” (Buhârî, Enbiyâ, 50). Bu emir de vacip olarak değil, müstehap olarak değerlendirilmiştir. Saç ve sakal boyamak, bir zorunluluk değil, sünnete uygun bir tercih meselesidir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Fıtrat on şeydir: Bıyığı kısaltmak, sakalı bırakmak, misvak kullanmak, burun temizliği, tırnak kesmek, parmak boğumlarını yıkamak, koltuk altı tüylerini gidermek, kasık tüylerini temizlemek ve su ile taharetlenmek.” (Müslim, Tahâret, 56). Bu on şeyin tamamı, fıtrat yani insanın yaratılışından gelen temizlik ve güzel davranışlarla ilgilidir. Bıyığı kısaltmak, sakalı bırakmak vaciptir; kasık tüylerini temizlemek, koltuk altı tüylerini almak, tırnakları kesmek sünnettir ama kasıtlı olarak terk etmek haramdır; misvak kullanmak, burun temizliği ve parmak boğumlarını yıkamak sünnettir; su ile taharetlenmekse farz, vacip ve sünnet olmak üzere duruma göre değişmektedir.
Namazın sünnet rekâtlarını terk etmek, mekruh bir davranıştır ve sevap kaybına yol açar. Bu nedenle sünnetlere devam etmeye özen göstermek, hem Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) sünnetine bağlılık hem de farzların manevi eksikliğini telafi için önemlidir. Farzları terk etmek kadar büyük bir günah olmasa da, manevi hayatımızdaki gevşekliklere zemin hazırlayabilir. Yani sünnetleri tembellik veya üşengeçlik sebebiyle terk etmek, kişinin ibadet hayatında bir gevşeklik işaretidir. Bu durum, zamanla farz namazların da terk edilmesine yol açabilir. Bu nedenle niyet ederek ve sabırla sünnetleri kılmaya devam etmek manevi açıdan kişinin yükselmesine ve güçlenmesine katkı sağlar.
Allah’a ve ahiret gününe iman eden bir mü'min, yaşadığı hayatın hesabını vereceğine inanan insandır. Bu hesabın konusu genel hatlarıyla hayatıdır. Yaşadığı hayatı ilk anından son nefesine kadar gündem olacaktır. Ayrıntılarıyla bakıldığında ise; İman, Allah’ın farz kıldığı şeyler, Allah’ın haramları, Kul hakları hesabın ayrıntılı başlıklarıdır. Ahirete gitmeden önce insan imanına şirk bulaştırıp bulaştırmadığını, farzlarda eksiği olup olmadığını, haram işleyip işlemediğini, üzerinde kul hakkı var mı yok mu vs. bunları düşünür. Eğer bir sıkıntı varsa o sıkıntıyı giderir. Bu giderme, tevbe etmek ve tevbeye sadık kalmak, eksiği kaza etmek ve haklardan helalliği sağlamak şeklinde olur. Kul, bunu yaparken kendi aldatıyorsa, olanı hatırlamamak veya önemsememek gibi bir tutum içine giriyorsa zaten ahirete gitmeden önce ahiretteki sorun burada kendisini göstermiş demektir. Şüphesiz böyle bir muhasebeyi yapabilmek için ilim gerekir, bunu ikaz eden dost ve arkadaş çevresi gerekir. Çevresi bu mantıkta olmayanın ve öğrenmeye önem vermeyenin ya da hoşuna gideceklerle sınırlı bir öğrenmeyi yeterli bulanın hesabı çetin olur maazallah.
Şöyle biliniz: Biz Allah'ın kullarıyız. Peygamber aleyhisselam da Allah'ın kulu idi. Ona farz olan ne ise bize de o farz oldu. Bundan sadece nübüvvetin gerektirdiği sorumluluklar istisna olur.