Fetva Meclisi
Soru
Hocam geçenlerde hac kurası yapıldı. Bunun üzerine hac farz olmuş birkaç akrabamla "Bu yıl size çıktı mı?" diye konuşurken kayıtlarını yenilemediğini söyledi birkaçı. Sebebini sorduğumda (çünkü şaşkındım farz olan bir şey nasıl ihmal edilir diye) bana fiyatların çok yüksek olduğunu, o parayı verirlerse hiçbir şeylerinin kalmayacağını söylediler. Merak edip zenginlik ölçüsü olan altın miktarı ve hac için istenilen paraya baktığımızda haccın neredeyse daha pahalı olduğunu gördük. Hâlbuki bu insanlar ilk kuraya yazıldıklarında Hacca gitmenin masrafı, bahsettiğimiz altın miktarının 1/4'üne denk geliyor. Ben hiç bilmediğimden bu uçurum fiyat farkına şaşırdım. Ama nitekim bu farz olan bir ibadet olduğundan bunlar bahane dışında bir şey gibi gelmedi. Onlar böyle yapmakta haklı olabilirler mi? Bu geçerli bir sebep sayılabilir mi? Böyle bir şey soran (ki bana sordular para bitiyor böyle olur mu diye) kişiye ne demeliyiz?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Hac, her Müslüman'a bir kere farzdır. Nasıl yaparsa yapsın haccı yerini bulur, tekrarı gerekmez. Sıkıntılı yollarla yapılan hac da hactır ve o yolla ödenen para rüşvet değildir ama o yolun denenmesini tavsiye etmeyiz.
Kızım, nişanlı iken bunları konuşmanız doğru değil. Siz evliliğinize odaklanın. Görüşmelerinizi de abartmayın. Müstakbel kocanıza da kendinizi "maddi masrafları sorun etme ben hallederim" der gibi patronvâri de göstermeyin. Evliliğinizin saadeti açısından da masraf konusunu müstakbel kocanıza bırakın. Takıldığı yerde yardımcı olmaya çalışırsınız. Aksi takdirde evliliğinize hem karı hem de koca olmak zorunda kalırsınız. Allah yardımcınız olsun.
Selamünaleyküm. Siz, bayan olduğunuz için haccın size farz olması, beraberinizde götürmeniz gereken mahreminizle beraber masraflarınızı karşılayacak oranda mal varlığı ile gerçekleşir. Bu duruma göre hesap yapmalısınız.
Selamünaleyküm. Hac olarak böyle bir hac inşaallah hactır. Ancak sözünü ettiğiniz branşlar da hacıların hizmetini görmek için tahsis edilen kadroların başka amaçlarla kullanılması hacıların alacağı hizmeti aksatırsa bu ayrıca bir vebal olur.
Aleykümselam. Eşinizin üzerine hac farz olması için kendisinin ve yanında götürmesi gereken mahreminin masrafı kadar malı olması gerekir. Ayrıca hacc, hemen farz olan bir ibadet değildir. Hacc, ömürde bir defa ve en uygun denebilecek bir zamanda yapılır. Hemen olması şart değildir.
Ne yazık ki isteyenin istediği zaman hacca gidebileceği bir fırsatımız artık yoktur. Haccetmek artık kura ile elde edilebilecek bir nimete dönüştü. Dinimiz ve Kâbe’miz adına gururlanacağımız bir sonuçtur bu, elhamdülillah. Fıkıh olarak baktığımızda ise âlimlerimiz fırsatını bulanın hemen hacca gitmesi gerektiğini söyledikleri gibi işini ve benzeri ortamını ayarlayıp gideceği kadar bir erteleme yapabileceğini de söylemişlerdir. Dolayısıyla ilk fırsatta hemen gitmeyen günaha girer diyemeyiz. Yeter ki ana sebep savsaklama ve benzeri dinin hükümlerini basite almaya dayalı bir şey olmasın. Mevcut durumla bu hüküm arasında bir dengeleme yaparak hac vazifesini yerine getirmek için gayret edilmelidir.
farz konusundaki diğer fetvalar
Ravza, Medine mescidinde Peygamber aleyhisselam efendimizin evi ile minberi arasındaki yerin adıdır. Orayı bizzat kendisi cennet bahçelerinden bir bahçe olarak tarif etmiştir. Bunun için de orada namaz kılmak ayrı bir fazilete sahiptir. Orada daha çok rahmet iner ve daha çok sevap kazanılır. Bu nedenle orada namaz kılmak teşvik edilmiştir. Müslümanlar orada namaz kılmaya rağbet etmişlerdir. Yalnız bu fazilet oradaki nafile namazlar içindir. Farz namazlarda ise ilk safta olmak en faziletlidir. Başkalarına eziyet etmeden orada nafile namaz kılmaya gayret etmelisiniz. Eziyet vererek kılmaktan ise mescidin başka bir yerinde kılmanız daha evladır.
Vakit namazını sınırları içerisinde kılındıktan sonra namaz tamamdır/olmuştur. Ancak kılınan namaz ne kadar ilk vaktine yakın olursa o kadar faziletlidir. Vaktin sonuna doğru kılınan namazın da fazileti azalır. Öyle de olsa namaz, vakit içerisinde eda edilmelidir.
İslam hukukunda emir kipi her zaman farz veya vacip anlamına gelmeyebilir. Âlimler, emir kipini bağlayıcı bir hüküm ifade edip etmediğini, bağlamına ve delillerin geneline bakarak değerlendirir. Sakal bırakmak, vacip kabul edilmiştir. İmam Ebû Hanife ve öğrencileri, bu hadisi emir olarak almışlardır. Bıyıkları kısaltmak da bu çerçevede vacip görülmüştür. Peygamberimiz aleyhisselam şöyle buyurmuştur: “Nalın ile namaz kılınız. Çünkü Yahudiler ve Hristiyanlar ayakkabısız kılarlar.” (Ebû Dâvûd, Salât, 90). Bu hadiste geçen emir, bağlayıcı bir farz veya vaciplik ifade etmez. Âlimler, bu emri Peygamberimizin o dönemdeki Yahudi ve Hristiyanlara muhalefet etme tavsiyesi olarak değerlendirmişlerdir. Bu nedenle nalınla namaz kılmak, mübah bir amel kabul edilir. Peygamber Efendimiz aleyhisselam şöyle buyurmuştur: “Yahudi ve Hristiyanlar saç ve sakallarını boyamazlar. Siz onların aksine hareket edin.” (Buhârî, Enbiyâ, 50). Bu emir de vacip olarak değil, müstehap olarak değerlendirilmiştir. Saç ve sakal boyamak, bir zorunluluk değil, sünnete uygun bir tercih meselesidir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Fıtrat on şeydir: Bıyığı kısaltmak, sakalı bırakmak, misvak kullanmak, burun temizliği, tırnak kesmek, parmak boğumlarını yıkamak, koltuk altı tüylerini gidermek, kasık tüylerini temizlemek ve su ile taharetlenmek.” (Müslim, Tahâret, 56). Bu on şeyin tamamı, fıtrat yani insanın yaratılışından gelen temizlik ve güzel davranışlarla ilgilidir. Bıyığı kısaltmak, sakalı bırakmak vaciptir; kasık tüylerini temizlemek, koltuk altı tüylerini almak, tırnakları kesmek sünnettir ama kasıtlı olarak terk etmek haramdır; misvak kullanmak, burun temizliği ve parmak boğumlarını yıkamak sünnettir; su ile taharetlenmekse farz, vacip ve sünnet olmak üzere duruma göre değişmektedir.
Allah’a ve ahiret gününe iman eden bir mü'min, yaşadığı hayatın hesabını vereceğine inanan insandır. Bu hesabın konusu genel hatlarıyla hayatıdır. Yaşadığı hayatı ilk anından son nefesine kadar gündem olacaktır. Ayrıntılarıyla bakıldığında ise; İman, Allah’ın farz kıldığı şeyler, Allah’ın haramları, Kul hakları hesabın ayrıntılı başlıklarıdır. Ahirete gitmeden önce insan imanına şirk bulaştırıp bulaştırmadığını, farzlarda eksiği olup olmadığını, haram işleyip işlemediğini, üzerinde kul hakkı var mı yok mu vs. bunları düşünür. Eğer bir sıkıntı varsa o sıkıntıyı giderir. Bu giderme, tevbe etmek ve tevbeye sadık kalmak, eksiği kaza etmek ve haklardan helalliği sağlamak şeklinde olur. Kul, bunu yaparken kendi aldatıyorsa, olanı hatırlamamak veya önemsememek gibi bir tutum içine giriyorsa zaten ahirete gitmeden önce ahiretteki sorun burada kendisini göstermiş demektir. Şüphesiz böyle bir muhasebeyi yapabilmek için ilim gerekir, bunu ikaz eden dost ve arkadaş çevresi gerekir. Çevresi bu mantıkta olmayanın ve öğrenmeye önem vermeyenin ya da hoşuna gideceklerle sınırlı bir öğrenmeyi yeterli bulanın hesabı çetin olur maazallah.
Namazın sünnet rekâtlarını terk etmek, mekruh bir davranıştır ve sevap kaybına yol açar. Bu nedenle sünnetlere devam etmeye özen göstermek, hem Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) sünnetine bağlılık hem de farzların manevi eksikliğini telafi için önemlidir. Farzları terk etmek kadar büyük bir günah olmasa da, manevi hayatımızdaki gevşekliklere zemin hazırlayabilir. Yani sünnetleri tembellik veya üşengeçlik sebebiyle terk etmek, kişinin ibadet hayatında bir gevşeklik işaretidir. Bu durum, zamanla farz namazların da terk edilmesine yol açabilir. Bu nedenle niyet ederek ve sabırla sünnetleri kılmaya devam etmek manevi açıdan kişinin yükselmesine ve güçlenmesine katkı sağlar.
Şöyle biliniz: Biz Allah'ın kullarıyız. Peygamber aleyhisselam da Allah'ın kulu idi. Ona farz olan ne ise bize de o farz oldu. Bundan sadece nübüvvetin gerektirdiği sorumluluklar istisna olur.