Fetva Meclisi
Soru
Camilerin duvarlarındaki âyetler ne zamandan beri camilere yazılıyor ve bu doğru mudur sizce?
Cevap
Benzer fetvalar
Direkt duvara yazılma veya levha olarak asma şeklinde Kur'an ayetlerinin duvarlara yazılmasını bazı Hanefi fukahası kerih görmüşlerdir. Genel olarak bakıldığında ise Allah’ın âyetlerine saygısızlık ve laubalilik durumu oluşmadığı zeminler için âyetlerin duvarlara yazılması, işlenmesi veya levha olarak asılmasında sakınca yoktur denebilir. Sakıncalı gören fakihlerin endişesi gerekli saygının gösterilememe endişesidir. Camilerin kıbleye bakan duvarında ve özellikle imamın mihrabında âyetlerin yazılması ise namaz kılanın zihnini meşgul etmesi endişesi ile bu şekilde değerlendirilmiş ve kerih görülmüş ise de fakihlerin genel kanaati caiz olacağı şeklindedir. Kur'an ayetlerinin yalın bir ziynet/süs maksadı ile duvarlara asılması, işlenmesi ise kabul edilebilir değildir şüphesiz. Kur'an ve âyetleri ibret almak, gereğini yapmak için okunur, bulundurulur. Abdestsiz ellenmesi, basit bir ortamda ve durumda tutulması gibi durumlarda ise böyle bir iş caiz olmaz.
İmamlar, müezzinler de nihayetinde insandırlar; bazı sosyal ihtiyaçlarını, dinlenmelerini, tatillerini tabii karşılamak gerekir. Ancak caminin dibindeki evde oturup tatil günüdür diye namaza gelmeyen imamın, müezzinin nasıl bir amel anlayışına sahip olduğunu kestirmek mümkün değildir. Allah rızası için mi namaz kıldırıyor yoksa daha kaliteli bir iş bulamadığı için mi namaz kıldırıyor onu bilemem. İmamların bulundukları mevki Peygamber aleyhisselamın mevkiidir; onlar peygamber vekilleridirler. O makamın hakkını korumaları, o makam için canlarını feda etmeye hazır olmaları gerekir. Ne yazık ki, imamlar, müezzinler arasında bir zafiyet, devlette daha iyi bir iş bulamadığı için orada bulunma illeti yaygındır. Kesinlikle umumuna teşmil etmemiz doğru değildir ama yaygın tutum da budur. Ben size iki noktada uyarıda bulunayım: 1- Siz, bir de kendi açınızdan bakın konuya; siz cemaat olarak, namaza durduğunda haşyetten kalbi ürperen, kendini cennetlerde hisseden bir imama layıktınız da Allah Teala size öyle birini vermedi mi yoksa tencere yuvarlanıp kapağını mı buldu? Bir de kendi muhasebemizi yapmaya çalışalım. Bunu söylerken imamınızı aklamaya çalışmıyorum. Bu hesabın bir de ters yüzü olduğunu söylemeye çalışıyorum. 2- İmam veya müezzin hepimiz kuluz; hatalı yanlarımız vardır, olabilir de. Hatadan ötürü helak teorileri geliştirme yerine, sıcak ilişkiler geliştirip emri bilmaruf yapsak daha iyi bir iş yapmış oluruz. İmama küsüp camiyi, müderrise küsüp medreseyi terk ederek kimi kazandırabiliriz. Küse küse dünyayı terk etmek zorunda kalırız. Kesinlikle cemaati ve camiyi terk etmeyelim. İmamların açık bir küfrünü, akidedeki bir sıkıntısını görmedikçe namazları camilerde kılacağız. Eğer imamlarımızda, müezzinlerimizde bir sıkıntı varsa o zaman onları ıslah için çalışacağız. Ama nefisleri devreye sokmadan, daha beter hale getirmeden. Aman nefsani iş yapmayalım. Allah Teala, sayinizi meşkür kılsın.
Camiler ve ibadetlerimiz hakkında yazdıklarınız büyük oranda doğrudur. Bundan daha ağırları da yazılabilir. Ne yazık ki hakikat böyledir. Yalnız şunu unutmamalıyız: Her şeye rağmen camiler, bütün eksikliklerine ve iticiliklerine rağmen İslam'ın bu zamandaki camileridir. Biz de bu zamanda İslam'ın Müslümanlarıyız. 'Papaza kızıp oruç bozmak' diye izah edilen atasözünde olduğu gibi camileri, muhtevasındaki bütün eksikliklere rağmen terk edemeyiz. Şeytan bu açığımızı iyi kullanır ve neticede bizi ibadetten külliyen soğutur maazallah. Gidecek ve aslına dönüştürmek için gayret edeceğiz.
Aleykümselam. Mescid-i Haram dışındaki mescitlere kâfirlerin girmesi konusunda fukahanın farklı içtihatları vardır. Hanefî mezhebi fukahası girebilecekleri yönünde bir içtihatta bulunmuşlardır. Diğer fukahanın içtihatları ile ortak bir nokta olarak şöyle bir hüküm zikredebiliriz: Mü'min olmayanlar, mescitlere bir zarurete binaen girebilirler. Mescitlerin çarşı gibi tutulmaması açısından bu kural önemli bir ilkeyi oluşturmaktadır.
İslam’da her mescit, Allah’a ibadet edilen mübarek bir mekândır ve burada kılınan namazlar elbette büyük bir sevaba vesiledir. Ancak bazı camiler, dinimizde manevi olarak daha faziletli ve özel kabul edilmiştir ve bu camilerde kılınan namazların sevabı daha fazladır. Efendimiz aleyhisselam şöyle buyuruyor: "Şu üç mescitten başka bir yere ibadet için yolculuğa çıkılmaz: Mescid-i Haram, Mescid-i Nebevî ve Mescid-i Aksâ." (Buhârî, Fazlu’s-Salât, 1; Müslim, Hac, 511) Günlük olarak gittiğimiz camilerde kıldığımız namazlar da çok kıymetlidir. Cemaatle namaz kılmak, bireysel namazdan 27 kat daha fazla sevap kazandırır (Buhârî, Ezân, 30). Önemli olan huşû içinde ve samimi olarak namazı kılmaktır. Yani nerede olursak olalım asıl sorumluluğumuz namazı ihlas ve huşû içinde eda etmektir. Eğer bir caminin İslam tarihinde önemli bir yeri varsa, mesela Ayasofya gibi fetihle özdeşleşmiş bir camide namaz kılmak, insanın manevi duygularını güçlendirdiği için güzel bir fırsat olarak görebiliriz.
Değerli kardeşim, Allah seni cami kuşlarından kılsın. Duyguların mübarek hisleri yansıtıyor. Seninle bu konuyu şu ayrıntılarda ele alalım: 1- Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz buyuruyor ki: ‘Kul, hastalanır veya bir yolculuğa çıkarsa, evinde sıhhatli iken yaptıkları ona yapıyor gibi yazılmaya devam edilir.’ Kendimize bu hadisin penceresinden bakalım: Biz, açık iken camilerde cemaatte idiysek şu anda camiler kapalı da olsa hâlâ ordayız biiznillah. Hiçbir eksiğimiz de yoktur. Hayır, açık olduğu zamanlarda camide değildi isek şimdi neyin kavgasını yapıyoruz. Buna eskilerin dilinde KAYIKÇI KAVGASI denirmiş. Allah’tan dileriz bizi KALBİ MESCİTLERE KİLİTLENMİŞ kullarından kılsın. Hedefimiz bu olsun. Yarın biiznillah o mescitler açılır da sabah namazlarında boş kalırsa ne diyeceğiz bugün ürperen kalplerimize? 2- Camilerin açılması ile bankaların açılmasını karşılaştırmak hatalı olur. Bankalarda insan teması, bulaşma riski ile camilerdeki aynı değildir. Ayak basılan yere secde edilmesi, giriş çıkışlardaki izdiham başka bir mekânla benzetilemeyecek kadar farklı değil midir? Ortadaki sorun can sorunudur ve özellikle de mü'min insanın camideki can sorunudur. Değil bir mahalle mescidi, mü'min insanın canı Kâbe’den bile değerlidir Allah katında. Şu hadisi unutmayasınız: Abdullah bin Ömer radıyallahu anhüma diyor ki: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemi Kâbe’de tavaf ederken gördüm, şöyle diyordu: ‘Sen ne güzelsin, kokun ne güzel! Sen ne yücesin, senin saygınlığın ne yücedir! Muhammed’in canını elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, Allah katında mü'minin değeri malıyla, kanıyla senin değerinden daha üstündür.’ İnsan canı söz konusu olan bir yerde bir kere daha hatta bin kere daha düşünmek gerekir. Sağlık konusunda yetkili makamlar uygun bulmadıkça mescitlerin açılmaması gerekir. Allah’ın izni ile camilerimizin kapıları kapalı olsa da bizim kalplerimizin kapıları tamamıyla camilere doğru açıktır. Hamd olsun ki ezanlarımız eksilmemiştir. Böyle bakınız daha rahat olursunuz.
ayet konusundaki diğer fetvalar
Kur'an’ın her yeri Kur'an’dır.
Burada zikredilen hadisler arasında SAHİH bir hadis yoktur. Dinen bağlayıcılığı açısından SAHİH OLMAYAN bir hadis üzerinden planlama yapmak da yanlıştır. Bu hadisler, sahih olsa bile bu tür bilgilerin muayyen bir güne önceden kilitlendirilmesi dinen yanlıştır. Zamanını ve mekânını Allah’ın bileceği işler olarak görmeliyiz bunları. Burada iki ayrı çizgiyi idrak etmeye çalışalım: a. İleride dünyamıza çarpacak kayalar yerine imanımıza ve insanlığımıza dünden çarpmış belaları görmeye çalışalım. Mevcut dertlerimiz dururken yenisini neden keşfetme gayretine düşeriz? b. Böyle bir şey olmuş olsa bile biz, bunu irdelemeye vakit ayırmak yerine Allah’a sığınmak sayılabilecek işlerle meşgul olmalı değil miyiz? Madem böyle bir risk var, film izler gibi mi izleyeceğiz bunu? Neden secdeye kapanmıyoruz? Üzerinde yaşadığımız dünya fanidir, bir gün toza dönüşerek yok olacaktır. Biz o güne iman ettik. Beşer olarak, fani olmayan hayat için çalışmakla yükümlüyüz. Bu konuya da böyle bakmaya çalışırız.
Satılan şeyi, ciltlenmiş bir kitap olarak görmezsek elbette öyle bir satış için “olur mu hiç?” diyebiliriz. Kimse satarken veya alırken “kutsalı” almaz. “Kutsalın yazıldığı kitabı” alır. Bunda da bir sakınca yoktur.
Peygamber aleyhisselam efendimizin sağlığı konusunda: a- Duayı ve şifa olarak gösterdiği âyetleri okuduğu bilinmektedir. Buna manevi tedavi anlamında RUKYE diyebiliriz. b- Tedaviden daha önemli olan bir kural olarak ön tedbir üzere yaşadı. Yeme içme başta olmak üzere sıhhatine dikkat etti. Bir kere o dönemin insanı yemek çokluğu hastalığını bilmiyordu. Şimdiki hastalık çeşitleri de o zaman yoktu. c- Hasta olunca da o dönemde bilinen tedaviler ne ise onu uyguladı. Belli ilaç ve bitkiler tavsiye etti.
ان كنتم مؤمنين ifadesi “mü'min iseniz” olarak tercüme edilebilir. Ayetlerde ve hadislerde bir şey emrediliyorsa “onu yapın” anlamını tekit eder. Bir yasaklama varsa “onu yapmayın” anlamını tekit eder. Bu ifade yani “mü'min iseniz” sözü, kişinin kalbine hitap ettiğinde bir kabullenmeme meyli söz konusu oluyorsa “o zaman sen kâfirsin” şeklinde sonuç verir. Böyle değilse yani kabullenmeme meyli oluşmuyorsa o zaman imanın gereğinden uzak kalma anlamına gelir.
Kendinizi bütün Kur'an’ı anlamaya mecbur hissetmeyin. Mesela bir yılda sadece Fatiha suresini anlamış ve içinize sindirmiş olsanız bile siz, anlayanlar arasındasınızdır biiznillah. Meal üzerinden çok anlayamazsınız, anladığınızı zannedersiniz. Kimsenin cüzünü almaya da gerek yoktur. Siz okuyun. Ara sıra bir iki âyet ne diyor diye bakın. Böylece hazineyi olduğu gibi sahiplenmiş olursunuz. Siz biraz abartıyor gibi duruyorsunuz. Allah yardımcımız olsun, hepimizi Kur'an ile yaşatsın ve onunla öldürsün. Âmîn.