İslami Delil
Aramaya dön
Fetva

Fetva Meclisi

Soru

Ramazan ayı girdiğinde Müslüman olan herkes oruçlu olacak deniyor. Bunun istisnaları olmaz mı?

Cevap

Oruç bir ibadettir. İbadetler, • Müslüman, • Baliğ ve • Akıllı olana emredilir. Bunlar kendisinde olmayan için oruç emri yoktur. Bu genel ilkenin dışında Ramazan ayında oruç açısından TUTMAYABİLİR olanları şu şekilde sıralayabiliriz: a. Hamile ve emziren kadınlar, oruçla beraber kendi sağlıkları veya bebekleri zarar görecekse orucu KAZAYA bırakabilirler. Kazaya bırakmak demek, tutamadığı gün kadarını daha sonra tutmak demektir. b. Oruç tutması durumunda ağrıları artan, iyileşmesi geciken, beden fonksiyonlarını kullanamayan kimse bir doktorla da görüşerek oruç tutmayabilir. Bu kişinin iyileşmesi mümkün olmayan bir hastalığı varsa, tutamadığı her gün için bir fitre miktarı ( o yıl, fitre miktarı ne kadar açıklandı ise o miktarda) sadaka verir. Sonra kaza etmesi de gerekmez. İyileşme ihtimali olan bir hasta ise sadaka vermez ve iyileşince kaza eder. c. Hayızlı ve lohusa kadınlar oruç TUTAMAZLAR. Tutamadıkları gün kadar da sonradan kaza ederler. Bu kaza edecekleri günleri belirlemekte serbesttirler. Bir sonraki Ramazan ayını bulmaması evla olandır. d. Oruca dayanamayacak yaşlılar da oruç tutmayabilirler. Bunlar da her gün için bir fitre miktarı sadaka verirler. Yaşlı kimse aklını yitirmiş ve kendinden geçmiş ise zaten ibadet yükümlülüğü kalkmış demektir. e. Yolcu durumunda olanlar (ikamet adreslerinden doksan km ve daha fazlası uzakta bulunanlar) oruç tutup tutmamakta serbesttirler. Tutmayı tercih ederlerse ve bu onlar için bir sorun oluşturmuyorsa faziletli olanı yapmış olurlar. f. Bayılma veya hastanede uyutulma durumunda olanlar, oruçlu olmazlar ama sağlıklarına kavuşunca oruçlarını kaza ederler. g. Olağanüstü bir felaket (deprem, yangın ve sele benzer durumlar) halinde can kurtarma durumunda olanlar oruçlarını açabilirler. Sonra da kaza ederler.
Orijinal kaynak

Benzer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Ramazan oruç ayıdır. Farz olan oruç Ramazandadır. Dinimizin geçerli saydığı bir özür olmadıkça oruç, Ramazan ayından sonraya ertelenemez. Ertelemenin caiz olması için şu özürlerden birinin bulunması gerekir. Bu özürler genel çizgilerdir. Her Müslümanın kendisine mahsus durumu, ilim ehline danışarak karar vermesi gerekir. -Hastalık: Bir hasta, oruç tuttuğu takdirde hastalığının artmasından veya uzamasından korkarsa oruç tutmayabilir. Hastalığın durumu, geçmiş tecrübelerden bilinebileceği gibi, uzman bir doktorun tavsiyesiyle de öğrenilebilir. Hastalığı iyileşince tutmadığı oruçları kaza eder. İyileşmenin belli bir zamanda olması gerekmez. Yıllarca uzasa bile vebale girmesi söz konusu değildir. -Yolculuk: Ramazan ayında en az doksan kilometre mesafeye yolculuğa çıkan kimse oruç tutmayabilir. Gittiği yerde de on beş günden az kalacaksa ve kendisine ait bir yer değilse orada da oruç tutmayabilir. Yolculuk hâli bitince tutmadığı günleri kaza eder. Oruç tutmasında bir güçlük yoksa yolcunun oruç tutması daha hayırlıdır. Çünkü yolcunun oruç tutmaması sadece bir izindir. Sırf oruç tutmamak için yolculuğa çıkmak, oruç tutmamaya ruhsat oluştursa da iman zayıflığına delalet edeceği için tevessül edilmesi yanlış bir hareket olur. -Tehdit Edilmek: Orucu bozmak için ölümle veya vücuduna bir zarar verilmekle tehdit edilen kimse, orucunu bozabilir. Bu tehdidin inandırıcılığı önemlidir. Bozduğu orucu sonra tutar. -Gebe ve Emzikli Olmak: Hamile veya emzikli olan bir kadın, oruç tuttuğu takdirde kendisine veya çocuğuna bir zarar geleceğinden korkarsa oruç tutmayabilir. Hamile veya emzikli kadının oruç tutup tutamayacağı ile ilgili kararı uzman bir doktorun tavsiyesi ile verebileceği gibi kendi kararını kendisi de verebilir. Sütünün kesildiğini tecrübe etmesi, ayakta duramayacak hâle gelmesi, ciddi baş ağrısı, baş dönmesi gibi nedenlerle karar verip, oruç bırakabilir. Böyle bir kadının oruç tutmamasının hiçbir günahı yoktur. Hamileliğinin ileri günlerde olması da şart değildir. Hamilelik ve emziklilik hâli sona erince tutmadığı günleri kaza eder. -Şiddetli açlık ve susuzluk: Oruçlu bir kimse, açlık veya susuzluk sebebiyle aklının bozulmasından veya vücuduna ciddi bir zarar geleceğinden korkarsa orucunu bozabilir. Bu konuda bilhassa yaz aylarında susuz kalmanın doğuracağı tehlikeli sonuç dikkate alınır. Ancak, susamakla, susuzluktan bayılmak gibi bir durum arasında önemli farklar olduğu bilinmelidir. Sonra uygun bir zamanda tutmadığı oruçları kaza eder. -Yaşlılık ve Düşkünlük: Vücudu günden güne düşen ve oruca dayanamayan iyice ihtiyarlamış olan kimseler oruç tutmayabilir. Böyleleri için belirli bir yaş oranı yoktur. Önemli olan vücudun ayakta duramayacak hâle gelmesidir. Bunlar sonradan da orucu kaza edemeyecekleri için tutamadıkları her günün orucu yerine fidye verirler. Bu özürlerden biri nedeniyle oruç tutamayan mü’minin Ramazan gününde yemesi ve içmesi günah değildir. Ancak Ramazanın azametini dikkate alarak, yemeyi ve içmeyi aleni yapmamak gerekmektedir.

Ramazan orucu ertelenebilir mi?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

İslâm dini, ilke olarak, kişileri güçleri nispetinde sorumlu tutmuş, bazı durumlarda kolaylaştırıcı hükümler getirmiştir. Bu genel ilke uyarınca farz olan Ramazan orucunu belli şartlara bağlı olarak erteleme veya fidyesini verme konusunda bazı ruhsatlar getirilmiştir. Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyrulmuştur: “Ey inananlar! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi Allah’a karşı gelmekten sakınasınız diye, size de sayılı günlerde farz kılındı. İçinizden hasta olan veya yolculukta bulunan, tutamadığı günler sayısınca diğer günlerde tutar. Oruca dayanamayanlar, bir yoksulu doyuracak kadar fidye verir. Kim gönülden iyilik yaparsa, o iyilik kendisinedir. Eğer bilirseniz, oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.” (el-Bakara, 2/183-184) İslâm âlimleri bu âyet-i kerîme ve ilgili hadislere dayanarak Ramazan orucunu tutmamayı mübah kılan mazeretleri şöylece sıralamışlardır: a) Yolculuk: Ramazan’da sefer mesafesi (en az doksan km) kadar bir yere gitmek için yola çıkacak olan kimse, geceden oruca niyet etmeyebilir. Fakat niyet ettikten sonra gündüz yolculuğa çıksa bu yolculuk esnasında meşru başka bir mazereti bulunmazsa orucunu bozmamalıdır. Zira başlanan bir ibadetin mazeret yoksa tamamlanması gerekir. Buna rağmen sefer bir mazeret olduğu için orucunu seferîliği başladıktan sonra bozarsa kendisine keffâret gerekmez, sadece kaza gerekir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/421-424) b) Hastalık: Oruç tuttuğu zaman hastalığının artmasından veya uzamasından endişe edilen ya da hastalığı sebebiyle oruç tutmakta zorlanan kişilerin daha sonra kaza etmek üzere Ramazan ayında oruç tutmamalarına ruhsat tanınmıştır. Oruç tutması hâlinde hasta olacağı güvenilir bir doktor tarafından bildirilen kimse de hasta hükmündedir. c) Yaşlılık: Oruç tutamayacak kadar yaşlı olan kimseler, oruç tutmayıp yerine fidye verirler. Bakara sûresinin 184. âyetinde, bu şekilde olup da oruç tutmaya güç yetiremeyenlerin fidye vermeleri gerektiği hükme bağlanmıştır. İyileşme umudu olmayan hastalar da aynı hükme tâbidir. d) İleri derecede açlık, susuzluk: Açlık veya susuzluk sebebi ile beden ve ruh sağlığının ciddi derecede zarar görmesi söz konusu olan kimse orucunu bozabilir. Sağlık şartlarının düzelmesi hâlinde bozulan oruç Ramazan’dan sonra kaza edilir. Böyle bir kimsenin orucuna devam etmesi ölümüne veya bir hastalığa sebep olacak nitelikte ise orucunu açmaması yani oruca devam etmesi günah olur. e) Zor ve meşakkatli işlerde çalışmak: Esas itibarıyla bir insanın ibadetlerini normal bir şekilde yapmasını engelleyecek zor ve ağır işlerde çalışması veya çalıştırılması doğru değildir. Ancak kişisel veya toplumsal zorunluluklar, bazılarının böyle işlerde çalışmasını gerektirebilmektedir. Böyle durumda bulunan bir kişi, oruç tuttuğu takdirde sağlığına bir zarar gelmesinden korkuyorsa, orucunu tutmayabilir. Bu durumda olanlar, izin günlerinde veya müsait zamanlarda tutamadıkları oruçlarını kaza etmelidirler. f) Gebe ve emzikli olmak: Oruç tuttuğu takdirde kendisinin veya çocuğunun zarar görmesinden endişe eden gebe veya emzikli kadınlar oruç tutmayabilirler; zarar görme ihtimali kuvvetli ise tutmamaları gerekir. Durumları normale döndüğünde tutamadıkları oruçları kaza ederler. (bk. Sahnûn, el-Müdevvene, 1/278- 279; Şîrâzî, el-Mühezzeb, 1/328; İbn Kudâme, el-Kâfî, 1/434; Kâsânî, Bedâ’i, 2/97) Fakihler oruç tutmama ruhsatını Kur’ân ve Sünnet’te zikredilen sebeplerle sınırlı tutmayı tercih etmiş, bunların ortak özelliği meşakkat olsa bile, her meşakkatli durumda oruç tutulmayabileceğini söylemekte temkinli davranmışlardır. (İbn Kudâme, el-Kâfî, 1/433-436) Ruhsata gerekçe olan hâl ortadan kalkınca tutulamayan oruçlar kaza edilir. İyileşmesi mümkün olmayacak şekilde hasta olmak, ya da aşırı yaşlı bulunmak gibi oruç tutmaya sürekli bir engelin bulunması hâlinde tutulamayan her oruç için bir fidye verilir. Bir oruç fidyesi bir fıtır sadakası miktarıdır. Bir fıtır sadakası ise bir kimseyi orta hâllisi ile bir gün doyurabilecek yiyecek miktarı veya bunun parasal karşılığıdır.

Oruç tutmamayı mubah kılan mazeretler nelerdir?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Ramazan orucunu tutmakla yükümlü olduğu hâlde tutmamış veya bir mazeretten dolayı tutamamış kimseler; öncelikle tutmadıkları bu oruçların sayısını belirlerler ve bu oruçlarını, oruç tutmanın yasak olduğu bayram günlerinin dışındaki günlerde kaza ederler. Tutulacak her kaza orucuna, “Üzerimde borç olan ilk orucun kazasına...” diye niyet edilmesi uygun olur. Kazaya kalan oruçların hesaplanması konusunda iki durum söz konusu olabilir: a) Kişi mükellef olduğundan beri hiç oruç tutmamış olabilir. Bu durumda ergenlikten itibaren geçen her yıl itibarı ile bir kamerî ay hesabı ile -ki, bu yirmi dokuz veya otuz gündür; ihtiyaten otuz gün tercih edilmesi uygundur- oruçlarını tutar. b) Kişi mükellef olduktan sonra bazı oruçları kazaya bırakmış olabilir. Bu durumda mümkün mertebe tutulmayan oruçların sayısı hesaplanıp gününe gün kaza edilir. Orucunu mazeretsiz olarak terk eden kimselerin kaza yanında tövbe ve istiğfar etmesi de gerekir.

Kişinin çok sayıda kaza orucu varsa nasıl tutmalıdır?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Anneliğiniz mübarek olsun. Çocuğunuzu da şimdiden, Meryem'in annesi gibi Allah'a adayın ama bu adama fiilen olsun, sözle Allah'a fiilen ise markalara adanmış bir çocuk olmasın. Size de yavrunuza da Allah sıhhat ve afiyet versin. Eğer sizin hamileliğinizi izleyen doktorunuz size orucu sakıncalı bulursa tutmayabilirsiniz. İyileştikten sonra tutamadıklarınızı kaza edersiniz. Tıpkı aybaşı günlerinizdeki gibi yaparsınız.

Sormak istediğim konu oruç ile alakalı. Geçen hafta hamile olduğumu öğrendim. Ra
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Oruç fidyesinin tutarı, fıtır sadakası kadardır. Bu fidyeler Ramazan’ın başlangıcında verilebileceği gibi Ramazan’ın içinde veya sonunda da verilebilir. Fidyelerin tamamı bir fakire topluca verilebileceği gibi ayrı ayrı fakirlere de verilebilir. Bu durumda olan kimseler, fidye vermeye güçleri yetmiyorsa Allah’tan bağışlanmalarını isterler. Oruç tutmaya gücü yetmeyen yaşlılar ile iyileşme ümidi olmayan hastalar, ileride tutabilecek duruma gelirlerse, fidyelerini vermiş bile olsalar tutamadıkları oruçları Hanefîlere göre kaza ederler. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/105; Merğînânî, el-Hidâye, 1/124) Önceden verdikleri fidyelerin hükmü kalmaz, bunlar nâfile bağış/sadaka sayılır.

Oruç fidyesi nasıl ödenir?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Eğer kendinize ait maddi imkânınız yoksa Hanefi mezhebini esas alarak yalnızca geçmiş günlerin kazasını tutun. Ama zenginseniz (babanızın veya annenizin zenginliğini kastetmiyorum) geçirdiğiniz Ramazan aylarını kaza ederken ayrıca her geciken yıl için de her güne ait bir müdd fidye (130 TL) vermeniz gerekir. Dokuz yıl önce yalnızca bir gün kazaya kalmış bir orucun bugün kaza edileceğini farz edersek "bir gün kaza, dokuz fidye" ödemeniz gerekir. Kalanını buna göre hesap edersiniz. İfade ettiğim üzere yapamazsanız bu konuda Hanefi mezhebini taklit ederek yalnızca tevbe ve kaza edebilirsiniz. Allah yardımcınız olsun.

Hocam on bir yaşında baliğ olmuş ve Şafii mezhebine uyan bir kadın, o yaşta iken

deprem konusundaki diğer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bu durum geçicidir. Çok ilerlerse doktora gidiniz. Deprem veya afet için belli bir dua yoktur. Sürekli kelime-i tevhide alıştırın dilinizi. Onu normal zamanda söyleyin ki zor zamanda aklınıza gelsin.

Depremlerden çok korkmaya başladım, sürekli kötü haber ve yazılar çıkıyor büyük
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Hem elinden geleni yapacaksın. Hem de elini, gözünü ve gönlünü hiçbir harama bulaştırmayacaksın. Zor günlerin insanı olmak bunu gerektirir.

Hocam ben psikolojik danışman ve rehberlik mezunuyum bu nedenle deprem bölgesind
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Evet, büyük bir felaket geçirdik. O felaketin büyüklüğü kadar da dert getirdi ardından. Allah yardımcımız olsun. Ölen kardeşlerimize rahmet etsin. Hastalarımıza şifalar versin. Yakınlarını kaybeden kardeşlerimize sabır versin. Âmîn. Böyle büyük bir felaketin ardından dört noktadan sarsılmamaya dikkat etmemiz gerekiyor: Allah’a imanımız ve dinimiz üzerinden şeytan ve ona yataklık edenler bizi eritmeye çalışabilirler. Başımıza bu kadar büyük bir felaket geldikten sonra bir de “Bu kader miydi değil miydi?” türünden, şu andaki acıya bir çare olmayacak tartışmalara çekilmemiz ne depremle vurulmuş kardeşlerimize ne de onları ekranlarda izleyenlere bir fayda sağlamayacaktır. Sadece boş konuşmalara dalıp imanımızı ve dinimizi daha zayıf bir noktaya çekecektir. Bu da bile bile zarara girmektir. Bir kere olayın şokundan kurtulmuş değiliz. Yapmamız gereken çok acil işlerimiz var. Böyle konularla ne vakit ne de enerji israf edemeyiz. Psikolojimiz bizi ayakta tutan en önemli kaynağımızdır. Şehirleri harap eden böyle büyük bir felaketin önünde direnebilecek insan maneviyatı neredeyse yoktur diyebiliriz. Depremden öncesinde de gergindik zaten. Sürekli deprem izleyerek, konuşarak, tartışarak, yorumlayarak kendi yaramızı kanatıp duruyoruz. Biraz kendimize ve beynimize acıyıp dinlensek daha iyi olur. Evet, acının içindeki kardeşlerimiz ölümlerden ölüm beğenecekleri bir fırtınanın içindedirler ama insan en acılıdan ise acılıyı tercih edebileceği bir mantık üzerinde yaşamalıdır. Birbirimize merhametimiz olmalıdır. Boşboğazlığımız, her söze inanıyor olmamız, kör kuyuya kör taş atmamız asla Müslümanca değildir. Böyle zor zamanlarda ekmek ve su kadar belki de daha fazla morale ve manevi desteğe ihtiyacımız vardır. Din ve mal üzerinden hatta namus üzerinden ortaya atılan şayialarla meşgul olunması bir seviyesizliktir. Birbirimize moral kaynağı olmak borcumuzdur. Ekonomimiz yani mal bağlantılarımız bir depremle olduğu gibi gidebiliyor veya gitme noktasına gelebiliyor. Rızkın Allah’tan olduğuna iman ediyoruz ama rızık yollarını açmak da bizim görevimizdir. Bu nedenle birbirimizin ekonomik ihtiyaçlarına karşı daha ciddi olmak ve her şeyimiz gitmiş olsa dahi “canımız sağ kaldı ya” diyebilmeliyiz. Ekonomiyi her şey görmek, bu felakette sağ kalanla ölen arasında hiç fark yokmuş gibi zannetmek olmaz mı? Ve çok önemli bir nokta da şudur: Milyonlarca insanın himayesinde olduğu bir devleti sokak ağzı ile yıpratmak, değersizleştirmek insanın kendi bastığı dalı kesmesi olur. Evet, devletin de yetersiz olabileceği an ve durumlar olabilir ama bir vatandaşın bir isteği gerçekleşmedi diye devleti bitirmek çok insafsızca ve anlamsız bir iştir. Devletin de neticede bizim gibi insanlardan oluştuğunu, biz ne isek devletimizin de o olacağını düşünememek yanlıştır. Dilerim Allah Teâlâ böyle felaketlerle bizi bir daha yüzleştirmez ve bize basiretli işler yapmayı nasip eder. İbret alınmayan her felaket yenisini çağıran bir işaret olur maazallah. Allah milletimize rahmet etsin. Akıbetimizi hayır etsin. Âmîn.

Hocam ülkece çok büyük bir felaket yaşadık. Bunun ağırlığı ve acısı yetmezmiş gi
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Sadece arabaları var diye zekât vermeye mani yoktur, verebilirsiniz. Allah kabul etsin.

Hocam Kahramanmaraş depreminin etkilendiği yerde akrabamız oturuyor. Şu an evler
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bu durum olağanüstü büyük bir afet durumudur. Bir nevi cihat durumu gibi kabul edebiliriz. Sabah namazı için kalkıp abdest alarak niyet edip namaza durduğunuz heyecan ve samimiyetle yola çıkın. Allah’tan büyük ecirler kazanacağınızı bilerek ve yüksek bir umutla gidin. Rabbim işinizi kolay kılsın.

Hocam başımıza gelen imtihan sebebiyle psikososyal destek grupları oluşturulup G
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Kur'an’ımızın hiçbir bölümü “deprem felaketi anında okunursa…” diye bildirilmiş değildir. Âlimler “şu sure, şu âyet şu durumda iyi olabilir…” şeklinde tahminlerde bulunmuşlardır. Esasen Kur'an’ımızın her bölümü, her ayeti he ân ve her durum için rahmettir. Genel olarak bunu bilmeliyiz. Kehf suresine gelince: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Kehf suresi okurken değişik bir oluşum izlediğini söyleyen sahabiye “O sen Kehf suresini okuduğu için inmiş bir SEKİNET idi.” buyurmuştur. Sekinet ise “huzur ve mutmainlik” anlamına da gelmektedir. Mevcut gerginlik ve huzursuzluk ortamında ihlasla okunması durumunda biiznillah faydalı olacağını umarak bunu tavsiye ettik. Allah yardımcımız olsun. Âmîn.

Hocam ülkemizde yaşanan deprem felaketi ile alakalı yazılarınızı ve cevaplarınız

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.