İslami Delil
Aramaya dön
Fetva

Fetva Meclisi

Soru

Hocam ülkemizde yaşanan deprem felaketi ile alakalı yazılarınızı ve cevaplarınızı takip etmeye çalışıyorum. Allah hepimize rahmetiyle muamele etsin, sizlere de çabanızın karşılığını versin. Bu süreçte Fetih, Yasin okumaları ve Kur’an hatmi yapılıyor. Siz de verdiğiniz bir cevapta Kehf suresini önermişsiniz, ben bunun sebebini çok merak ettim. Çünkü Kehf suresinin faziletinde genelde deccalın fitnesinden korunmak olduğu yazıyor. Bu mübarek surenin bilmediğim bir fazileti varsa öğrenmeyi çok isterim. Allah sizi hayırla mükâfatlandırsın.

Cevap

Kur'an’ımızın hiçbir bölümü “deprem felaketi anında okunursa…” diye bildirilmiş değildir. Âlimler “şu sure, şu âyet şu durumda iyi olabilir…” şeklinde tahminlerde bulunmuşlardır. Esasen Kur'an’ımızın her bölümü, her ayeti he ân ve her durum için rahmettir. Genel olarak bunu bilmeliyiz. Kehf suresine gelince: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Kehf suresi okurken değişik bir oluşum izlediğini söyleyen sahabiye “O sen Kehf suresini okuduğu için inmiş bir SEKİNET idi.” buyurmuştur. Sekinet ise “huzur ve mutmainlik” anlamına da gelmektedir. Mevcut gerginlik ve huzursuzluk ortamında ihlasla okunması durumunda biiznillah faydalı olacağını umarak bunu tavsiye ettik. Allah yardımcımız olsun. Âmîn.
Orijinal kaynak

Benzer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Evet, büyük bir felaket geçirdik. O felaketin büyüklüğü kadar da dert getirdi ardından. Allah yardımcımız olsun. Ölen kardeşlerimize rahmet etsin. Hastalarımıza şifalar versin. Yakınlarını kaybeden kardeşlerimize sabır versin. Âmîn. Böyle büyük bir felaketin ardından dört noktadan sarsılmamaya dikkat etmemiz gerekiyor: Allah’a imanımız ve dinimiz üzerinden şeytan ve ona yataklık edenler bizi eritmeye çalışabilirler. Başımıza bu kadar büyük bir felaket geldikten sonra bir de “Bu kader miydi değil miydi?” türünden, şu andaki acıya bir çare olmayacak tartışmalara çekilmemiz ne depremle vurulmuş kardeşlerimize ne de onları ekranlarda izleyenlere bir fayda sağlamayacaktır. Sadece boş konuşmalara dalıp imanımızı ve dinimizi daha zayıf bir noktaya çekecektir. Bu da bile bile zarara girmektir. Bir kere olayın şokundan kurtulmuş değiliz. Yapmamız gereken çok acil işlerimiz var. Böyle konularla ne vakit ne de enerji israf edemeyiz. Psikolojimiz bizi ayakta tutan en önemli kaynağımızdır. Şehirleri harap eden böyle büyük bir felaketin önünde direnebilecek insan maneviyatı neredeyse yoktur diyebiliriz. Depremden öncesinde de gergindik zaten. Sürekli deprem izleyerek, konuşarak, tartışarak, yorumlayarak kendi yaramızı kanatıp duruyoruz. Biraz kendimize ve beynimize acıyıp dinlensek daha iyi olur. Evet, acının içindeki kardeşlerimiz ölümlerden ölüm beğenecekleri bir fırtınanın içindedirler ama insan en acılıdan ise acılıyı tercih edebileceği bir mantık üzerinde yaşamalıdır. Birbirimize merhametimiz olmalıdır. Boşboğazlığımız, her söze inanıyor olmamız, kör kuyuya kör taş atmamız asla Müslümanca değildir. Böyle zor zamanlarda ekmek ve su kadar belki de daha fazla morale ve manevi desteğe ihtiyacımız vardır. Din ve mal üzerinden hatta namus üzerinden ortaya atılan şayialarla meşgul olunması bir seviyesizliktir. Birbirimize moral kaynağı olmak borcumuzdur. Ekonomimiz yani mal bağlantılarımız bir depremle olduğu gibi gidebiliyor veya gitme noktasına gelebiliyor. Rızkın Allah’tan olduğuna iman ediyoruz ama rızık yollarını açmak da bizim görevimizdir. Bu nedenle birbirimizin ekonomik ihtiyaçlarına karşı daha ciddi olmak ve her şeyimiz gitmiş olsa dahi “canımız sağ kaldı ya” diyebilmeliyiz. Ekonomiyi her şey görmek, bu felakette sağ kalanla ölen arasında hiç fark yokmuş gibi zannetmek olmaz mı? Ve çok önemli bir nokta da şudur: Milyonlarca insanın himayesinde olduğu bir devleti sokak ağzı ile yıpratmak, değersizleştirmek insanın kendi bastığı dalı kesmesi olur. Evet, devletin de yetersiz olabileceği an ve durumlar olabilir ama bir vatandaşın bir isteği gerçekleşmedi diye devleti bitirmek çok insafsızca ve anlamsız bir iştir. Devletin de neticede bizim gibi insanlardan oluştuğunu, biz ne isek devletimizin de o olacağını düşünememek yanlıştır. Dilerim Allah Teâlâ böyle felaketlerle bizi bir daha yüzleştirmez ve bize basiretli işler yapmayı nasip eder. İbret alınmayan her felaket yenisini çağıran bir işaret olur maazallah. Allah milletimize rahmet etsin. Akıbetimizi hayır etsin. Âmîn.

Hocam ülkece çok büyük bir felaket yaşadık. Bunun ağırlığı ve acısı yetmezmiş gi
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Sorduğun konu, ulemanın ihtilaf ettiği meselelerden biridir. Bu yüzden meseleye ne “kesinlikle yapılmaz” ne de “şartsız, kayıtsız sünnettir” denilerek yaklaşmak doğru olmaz. Resûlullah Efendimiz ﷺ’in kabir başında doğrudan Kur’an okuduğuna dair sahih bir hadis elimizde yok. Ziyaret ettiğinde selam verir, dua ederdi. Sahabiler de aynı şekilde hareket etmişlerdir. Ancak bu, Kur’an okunamaz anlamına gelmez. Çünkü Kur’an okumak başlı başına bir ibadettir. Kabirde değil evde bile okunsa ruhlara bağışlanabileceği pek çok fakihe göre caizdir. Özellikle Hanefî, Şafii ve Hanbelî fakihlerinden bu yönde görüşler vardır. Hatta bazıları özellikle Yâsîn Suresi’nin okunmasının hem ölmek üzere olana hem de kabirdekine faydalı olacağını belirtmiştir. Bu konuda Hazreti Peygamber’den gelen “Yâsîn okuyunuz” hadisi vardır ama kabirde değil, ölüm anındaki kişiye okunmasına dairdir. Günümüzde kabirde Kur’an okunmasını “bidattir” diye toptan reddedenler varsa da bu işi sırf ibadet niyetiyle, sevabını ölüye bağışlamak niyetiyle yapanları da yadırgamak doğru değildir. Kimse bunu dinin değişmez bir parçası gibi görmüyor, sadece Kur’an’ın rahmetiyle meyyite fayda ulaşsın ümidiyle hareket ediyor. Bu durumda mesele niyete dayanır. Riya, gösteriş, bidatleşmiş toplu uygulamalar, hele hele Kur’an’ı ticarete dökmek gibi yanlışlara bulaşmadan, sessizce okunursa bunda bir sakınca yoktur. Sonuç olarak, Peygamberimiz ﷺ bunu yapmamış olabilir ama bu, yapana günahkâr dememizi gerektirmez. Selef-i Sâlihîn’den bazı âlimler buna cevaz vermiştir. “Bu işi sünnettir.” diye değil, “Rabbim belki kabul eder.” diyerek yapanların hâlini Allah bilir. Yeter ki kimseyi itham etmeyelim, Kur’an’a da saygıda kusur etmeyelim.

Hocam, Peygamberimiz Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, kendi dönem
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Selamünaleyküm. Bunun delili, Kur'an’ın dizilişindeki hikmete bağlı kalmak olarak özetlenebilir. Zaten bu, namaza mani bir durum değildir. Sadece mekruh olarak zikredilmiştir. Mekruhluk da hoş olmamak şeklinde anlaşılmalıdır.

Selamünaleyküm Hocam. Allah çalışmalarınızı daim, kaim ve hayırlara vesile eyles
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Selamünaleyküm. “Elhamdülillah Allah’a olan inancım tam.” Diyorsun ama bu anlattıkların o inancın kıl payı elinde durduğuna işaret ediyor. İstiğfar et ve hayata dön; bunlar ölümcül tehlikeler senin için. Tamamen batıl olan bir şeytanlıkla karşılaşmışsın.

Selamünaleyküm. Hocam benim hisleri çok kuvvetli bir akrabam var. Dün bir şeyler
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Aziz kardeşim, sizi bir gerçekle yüzleştirmekte fayda mülahaza ediyorum. O gerçek de şudur: Allah'a kul olmanın önündeki engelleri ya da imtihanları Siyonizm ve alkol gibi sınırlı şeylerle düşünürsek olacağı budur. Kul olmanın, imanın hakkını vermenin önünde alkolden daha uyuşturucu engeller vardır/olacaktır da. Alkol beyin uyuşması yapıyor, alkolden daha uyuşturucu ve etkisi beyne, kalbe aynı anda sirayet eden sıkıntılara hazır olmamız gerekiyor. Dikkat ediniz, bu saydığınız şeyler birinci derecede imanı etkileyen hususlardır. Birinci derecede iman etmiş olmak veya olmamak denebilecek şeyleri çok rahat yazabiliyorsunuz, sorabiliyorsunuz, irdeleyebiliyorsunuz. Bu nedenle de huzursuzsunuz. Huzursuzluğunuzun temel nedenini de siz abartıp büyütüyorsunuz. Sizin şahsınız açısından belki değil ama böyle bir sorgulamayı Allah'a iman eden birinin bu kadar rahat yapabilmesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Size iki soru sorayım, bu iki sorunun cevabından ikimiz de makul bir noktaya gelmeye çalışalım. Sorularımın birincisi: Ümmetimizin şu zamandaki hâlini nasıl değerlendiriyorsunuz? Müslümanca bir kenara insanca bir hayattan söz edebilir misiniz? Aklı başında her hangi bir insanın kabul edebileceği bir hayat var mıdır ortada? Sorularımın ikincisi: Bu gündeme getirdiğiniz konuların hangisi bir Müslümanın imanı, ibadeti, ahlâkı veya maddi kazancı ile alakalı düzeltme, ıslah etme bakımından direk gündeme gelebilecek bir konudur? Ya da bu ümmetin mevcut sorunları arasında bunların hangisi çözüm için gereklidir, hangisi hangi sorunun nedenidir? İnsaf sahibi biri görecektir ki, bunlarla meşgul olmak akılla izah edilebilecek bir nedene dayanmamaktadır. Meşgul olmaya mecbur olduğumuz nice meseleler arasında bunlara yer bulmak anlamsız değil mi? Aç birinin tırnak makası araması ne anlama gelirse bunlar da o anlama gelebilir. Bir başka husus da şudur: Öğrenmenin ve öğrendiklerinle amel etmenin bir öncelik ve önem sırası olmalı değil midir? Mesela namazın öncelikliği ile haccın öncelikliği aynı olabilir mi? Bu açıdan bakmaya çalışın; kaç numaralı mesele ile alakadar oluyorsunuz acaba? Nesiller ne durumda, siyaset ne durumda, ekonomi; faiz, haramlar, kumar ne durumda..? İffet ne durumda? Aziz kardeşim, yeniden bir gündem belirlemek zorundayız. Bu gündemi de ümmetimizin üzerinden hesapları olan düşmanlarımızın planlamasına izin veremeyiz. Bizden olduğu hâlde kişisel ihtiraslarını dinimizin konuları ile tatmine çalışanların planlamasına da izin veremeyiz. Mucize ve benzeri konular bizim imanımızın içindeki konulardır. Bunları biz bize konuşuruz elbette ama kâfirlerin konuşmasına izin veremeyiz, konuşurlarsa dinlemeyiz. Birilerinin -velev ki bizimle beraber namaz kılanlardan olsun- 'sonra ne olacak?' sorusuna ikna edici bir cevap vermedikçe de bunları konuşmasına izin veremeyiz. Konuşursa da onun hakkında dikkatli olmayı yeğleriz. Umarım bakışımızı izah edebilmişizdir. Allah'a emanet olunuz.

Peygamberlerimizin mucizesi olamayacağı, eğer onlar olağan üstü şeyler yaparsa o
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Önce şunu tespit edelim: Müslüman Allah’a iman eden insandır. Onun iman ettiği Allah, her şeyi yaratan ve idare edendir. Mülk onundur, söz onundur. Onun imanında her şeyin yaratanı Allah olur. İnsan da üzerine düşeni yapar. İnsan üzerine düşeni yaptıktan sonra gerisinden mesul olmaz. Görevini ihmal ettiğinde ise ihmali kadar sorumlu olur. Bu bir dengedir. Bu denge Müslüman’ı huzurlu kılar. Her şeyi maddi gözle görebilen, ruhtan yoksun anlayış sahipleri için ise matematik hayatın bütünüdür. Rakamlarla okuyabildiklerini anlayabilirler. Biz bu hayatı bakışı bu olanlarla beraber paylaşmaya mecburuz. Gidebileceğimiz başka bir dünya yoktur. Ne biz mü'minler ne de onlar yok oluruz. Bir ortak noktada yaşamaya mecburuz. Şöyle bir gerçeği ihmal ediyoruz: Biz, hayatı ve olayları yorumlarken imanımızın etkisinde bir yorum yapıyoruz, yapmamız de gerekiyor. Bizim iman penceresinden bakarak görüp yorumladıklarımızı bizim gibi iman etmeyenler tarafından da kabul edilmesini istememiz isabetli değildir. Mesela bir deprem konusunda biz onlarla sadece depremin zararlı olduğu ve belli tedbirlerin önceden alınabileceği, olduğunda da insanca bir dayanışma yapılabileceği gibi konularda ortak nokta bulabiliriz. Daha öteye gidip ayrıntılarda buluşmayı istememiz bizim tarafımızdan işlenmiş bir hata olur. Böyle bir beklenti bizi onların gözünde deprem gibi büyük bir musibete karşı yan gelip yatmayı imanı gereği yapan bir tembel durumuna düşürür. Biz ise kesinlikle böyle bir tembelliğe iman etmiyoruz. Bu sonuç bir yandan da dinimize yanlış bakılmasına sebep olacağı için bizi vebal altına da sokacaktır. Belasını arayan insanlar durumuna düşmek hoşumuza gitmeyeceğine göre, iman edenlerle konuşulabilecek ayrıntıları imanı olmayanlarla tartışma hatasını işlememeliyiz. Bugün insanlık olarak yaşadığımız depremler başta olmak üzere seller ve benzeri felaketler hakkında biz şuna inanıyoruz: İçinde bulunduğumuz evrenin ve onun bir parçası olan dünyanın işleme kuralları vardır. Bu kuralların koyanı ve idare edeni de Allah Teâlâ’dır. Bu kuralların önünde mü'min olan ve olmayan eşittir. Kim işleyişe ait tedbirleri daha iyi kullanıyorsa onun güvenliği daha iyi olacaktır. Tedbir alan rahat, tedbiri ihmal eden ise sıkıntılı olacaktır. Bunun bu kadarının dinle alakası yoktur. İnsan bu hayata bir yoğunluk ve mücadele içinde girmiştir. Böyle gelmiş böyle gidecektir. İnsanlar iman ettiler diye depremler kalkacak değildir. Ancak iman eden imanının gereği olarak daha güvenli ve imar edilmiş bir dünya oluşturacak, böylece daha az zarar görecektir. Bir yandan da psikolojisi güçlü olacaktır. Mü'min musibet anında, yapabileceği yapmış birinin rahatlığı ile Rabbine sığınacak ve kalbi rahat edecektir. Böyle bir itidal üzerinde durmalıyız. Allah yardımcımız olsun.

Hocam siz de biliyorsunuz büyük bir deprem yaşadı ülkemiz. Müslüman olarak böyle

deprem konusundaki diğer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bu durum olağanüstü büyük bir afet durumudur. Bir nevi cihat durumu gibi kabul edebiliriz. Sabah namazı için kalkıp abdest alarak niyet edip namaza durduğunuz heyecan ve samimiyetle yola çıkın. Allah’tan büyük ecirler kazanacağınızı bilerek ve yüksek bir umutla gidin. Rabbim işinizi kolay kılsın.

Hocam başımıza gelen imtihan sebebiyle psikososyal destek grupları oluşturulup G
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Sadece arabaları var diye zekât vermeye mani yoktur, verebilirsiniz. Allah kabul etsin.

Hocam Kahramanmaraş depreminin etkilendiği yerde akrabamız oturuyor. Şu an evler
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Hem elinden geleni yapacaksın. Hem de elini, gözünü ve gönlünü hiçbir harama bulaştırmayacaksın. Zor günlerin insanı olmak bunu gerektirir.

Hocam ben psikolojik danışman ve rehberlik mezunuyum bu nedenle deprem bölgesind
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bu tür yardımlar “özellikle şurada şu kişiye verilecek” şeklinde bir kayıt konarak gönderilmedi ise bölgede afete uğramış herkes ve onlara hizmet edenler onu tüketebilirler. Şüphesiz, afetzedeye gönderilmiş ekmeğin çoğunu afetzedeye yardıma gidenin yemesi mantıksız olur, bu ayrı bir meseledir.

Hocam ben deprem bölgelerine gönüllü olarak çalışmaya gidiyorum. Gün içinde orad
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Elhamdülillah. Selamette olmanız büyük nimet. Allah afiyetinizi daim kılsın. Deprem birkaç dakikalık bir afettir ama etkisi seneler ve şehirler boyu bitmeyebilir. Asıl deprem olan hayatın tamamına değil de birkaç dakikasına takılıp kalmak ne yazık ki yaygın hale geldi. İnsanların depremi büyütmekten sanki zevk aldıklarını görmekten üzülüyoruz. Bizi ahirete yöneltmesi gereken bir olaydan dünyaya daha fazla sarılmayı nasıl üretiyoruz, hayret doğrusu! Kimse merak etmesin, bu bir kıyamet işareti değildir. Kıyamet işareti keşke bu kadar ve böyle olsa, keşke! İbadet boşluğumuz ilk darbede sarsılmamıza neden oluyor. İnsanlar olarak birbirimize ahiret bağı ile bağlanmayı beceremediğimiz için birbirimize huzur kaynağı olamıyoruz. Cennet hasretimiz gerçekçi durmadığı için evlerimizi cennetleştirmeye çalışıyoruz, evlerimiz hasar görünce de cennetimiz gitti gibi oluyor. Kur'an okumayı ruhumuzu dinlendirmek olarak anlayamadığımız için insan sözlerine ve batıl eğlencelere teselli kaynağı olarak sarılıyoruz. Evet, dünya böyle bir bataklığa sürüklendi, sürüklenmeye de devam ediyor. Biz ise imanımız ve cennet umudumuzla bu bataklığa batanlardan olamayız. Biz de deprem görürüz, eziyet çekeriz, ağlarız ama biiznillah kalkar ve ayakta dururuz. Yolumuz uzun, beklentimiz büyüktür. Yıkılan dünyanın enkazı altında kalamayız. Yanlışımızı tespit eder, doğrusunu yapmaya kararlı oluruz. Hata edersek Rabbimizin affına sığınır, doğruyu yapmaya gayret ederiz. Birilerinin fısıltıları ile beyin eskitemeyiz. Kur'an'ımız bizi cennete çağırıyor. Dünyada iken dünyayı imar edip ahirete doğru yürümek zorundayız. Kaza ve bela seyircisi olarak kalamayız. Devam kardeşim devam. Bu dünyanın kendisi geçici de içindeki afetler mi geçici olmayacak... Hiç meraklanmayın, bunlar geçer, geçecek de biiznillah. Allah Teâlâ yardımcımız olsun, kalbimize huzur indirsin.

Hocam biz Malatya’da depremi yaşayan bir aileyiz. Elhamdülillah bir kaybımız olm

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.