Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Reenkarnasyon inancının İslâm’da yeri var mıdır?
Cevap
Benzer fetvalar
Reenkarnasyon, bir insan ölünce onun ruhunun başka bir insana geçmesi ve önceki insandaki karakterler üzerinden yeni kişide devam etmesi şeklinde bir felsefedir. Eski zamanlardan beri bazı cahiller buna inanmaktadır. Bu iddia açık bir küfürdür, bilerek buna inanan da kâfirdir. Böyle bir iddiada ilk yaratma âyeti (A’raf, 172) üzerinden Kur'an’ı inkâr bulunmaktadır maazallah.
Rüya içine dalamadığımız bir âlemdir. Nasıl görülür, nereden gelir nereye gider bilmeyiz; rüya gibi bir rüyadır gördüklerimiz. Buna rağmen rüya, Müslümanın hayatında etkisi yok sayılabilir bir kavram değildir. Özellikle de kıyamete yaklaştıkça Müslüman insanın tek tesellisi ve arkadaşı rüya olarak gerçekleşebilir. Bu nedenle rüyayı daha ciddi bir bakışla ele almamız gerekir. Yine de rüyanın abartılması en az yok kabul edilmesi kadar yanlıştır. Rüya ile alakalı olarak şu notları tespit etmemizde yarar vardır: Rüya peygamberler için vahyin bir çeşidi olarak daha önemli ve bağlayıcıdır. Diyebiliriz ki, peygamberler açısından rüya nübüvvetten bir cüzdür. Rüya gayba iman açısından önemli bir işarettir. Gözümüzle göremediğimiz gaybın benzerini rüya üzerinden görebiliyoruz. Demek ki gayb görülemese de vardır. Rüya mü'min için hayır ve bereketi hatırlatması bakımından faydalıdır. Rüya görme nedenimizi tam olarak bilemiyoruz ama yoğun ilgilendiğimiz veya elde edemediğimiz şeyler rüyamıza konu olabilir. Rüya bir meleğin hissettirmesi olabileceği gibi bir şeytanın hissettirmesi de olabilir. Aynı şekilde kişinin uyanık iken yoğunlaştığı konunun yansıması da olabilir. Peygamberlerin gördüğü rüya haktır, tartışılamaz. Salih insanların (evliyanın) rüyası ise genel olarak isabetli çıkar ama tabiri gerektiren gizli yönleri de olabilir. Evliyadan olduğu zannedilmeyen ama iyi kimseler olduğu zannedilenlerin rüyaları ise iyi olabileceği gibi yanlış da olabilir, bir bağlayıcılığı olmaz. Fasık kimselerin rüyaları ise genelde yanılgıyı gösterir. Kâfirlerin rüyalarında isabet eden olabilir. İyi bir rüya gören mü'min gördüğü rüyasını Allah’tan bilip hamd etmelidir. Rüyasını sevdiklerine sadece anlatmalıdır. Kötü bir rüya gören ise şunları yapmalıdır: Uyanınca istiâze yapmalıdır. (“Euzu billahi mineşşeytanirrecim” der.) Sol tarafına tükürür gibi nefes verir. Rüyanın ona zarar veremeyeceğine kesin inanır. Uyumaya devam edecekse diğer tarafına döner. Daha derin bir rüya ise kalkıp iki rekât namaz kılar. Ayetelkürsi okur. O rüyayı kimseye anlatmaz. 9.Görülmemiş rüyayı görmüş gibi anlatmak büyük günahlardandır. 10.Zamanımızda dini hassasiyetler zayıflamış ve ahiret idraki yok olmaya doğru kaymıştır. Bu nedenle de rüya insanların çok rahat uydurabildikleri ve çok rahat yorumlayabildikleri bir konu haline gelmiştir. Hâlbuki rüya ancak onunla ilgili ilme vakıf olanların tabirini yapabileceği ayrı bir dünyadır. 11.Rüya asla bir dini hüküm kaynağı değildir. Kimse görülmüş bir rüya ile ibadet edemez, bir şeye helal veya haram kararı rüya ile verilemez.
Bunu yanlış yapıyorsunuz. Peygamberlerden başka kimsenin rüyası bağlayıcı değildir. Sizinki bir nebze psikolojik gibi durmaktadır. Rüya yerine maddi dayanaklara dayanın. Mesela araştırın, soruşturun. Bu şekilde ilerlerseniz zamanla kendi kendinize rüya geliştirir, her şeyi gece yatakta uyurken çözdüğünü veya keşfettiğini vehmeden bir hastalığa yakalanırsınız. Siz daldıkça rüya da derinleşir sizde. Dikkat ediniz.
Bu hadis Buharî’de (3348) ve Müslim’de (222) olan bir hadistir. Dolayısıyla bu sözü Ebu Said el-Hudri’nin Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemden duyduğunda bir tereddüdümüz yoktur. Yalnız bu tür, ahiret âlemine ait bilgilerin bugünkü rakamların dünyasına yüzde yüz uyarlanabilmesinin bizi doğru bir anlayışa götürmeyebileceğini bilmemiz gerekir. Durumun vahametini anlatmak için söylenmiş olabileceği de muhtemeldir. İlk insandan son insana kadarki insan grafiğini her şeyden önce bilmekten mahrumuz. Bunun gibi pek çok karanlık noktayı toptan ifade eden bir sözü, filan yıla ait bir örnek gibi anlayamayız. Durum gayet ağır bir durumdur. Bunu anlamamız ve imanımızın kıymetini bilip korumamız üzerimize düşen asıl görevdir. Bu oluşmadıktan sonra gerisi bizi sadece karanlığa iter. Allah Teâlâ yardımcımız olsun, imanımızı muhafaza etmeye bizi muvaffak kılsın.
Kardeşim, Toprağın altı karanlık bir yerdir. Gideni geri gelmez, ses vereni/alın bilinmez bir yerdir. Oraya ait bilebileceğimiz tek şey Allah’ın bildirdiğidir. Sadece o bilgimiz olabilir. Gerisi ise tahmindir, zandır, yalandır. Hadislerde ne geçiyorsa onu bilebiliriz. Hadislerde geçen bilgilerden yola çıkarak sorunuza şöyle cevap verebiliriz: Kabirdeki azap veya nimetler (ki ikisi de haktır) ruh içindir, beden ise ruha tabidir. Kabirdeki azap veya nimeti inkâr etmek Allah’ın bunu yapmasının imkânsız olacağını söyleyemeyeceğimize göre aklımız almadığı için olamaz mı diyeceğiz? Aklımız ölümü anlıyor mu? Neden yaratıldığımızı anladı mı? Toprağın altındaki âlem ile üstündeki âlemi nasıl kıyas edebiliriz? Gözle görülen âlemin olaylarına bakarak gözle ve hiçbir şeyle görülemeyen âleme karar mı vereceğiz? Rüyalarımızda ne olup bittiğini bile çözebilmiş değilken ölüm sonrasını, kabrini nasıl çözeceğiz? Vahye teslim olmak ve kabir için hazırlanmaktan başka hiçbir iş akıllıca değildir vesselam.
Selamünaleyküm. Kendinizi psikolojiye fazla kaptırmışsınız ya da size ağır gelmeye başlamış. Öyle veya böyle bunlar geçicidir, takılıp kalmanıza gerek yok. Gündeminizi başka şeylerle yoğunlaştırın, değişik konularla ilgilenin. Kur'an okuyun, ezberleyin. Üzerine düşmeyin bu durumunuzun, inşaallah geçer.