Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Revâtib sünnetler dışındaki nâfile namazlarda kaç rek'atta selâm vermek daha faziletlidir?
Cevap
Benzer fetvalar
Hz. Peygamber (s.a.s.), farz namazların öncesinde ve sonrasında sünnet namazları kılmış ve ümmetine de tavsiye etmiştir. Bundan dolayı vakit namazlarıyla birlikte eda edilen düzenli (revâtib) sünnetler imkânlar ölçüsünde kılınmalıdır. Hz. Muhammed (s.a.s.) bir hadislerinde, “Her kim öğle namazından önce dört rek’at, sonra iki rek’at, akşamdan sonra iki rek’at, yatsıdan sonra iki rek’at, sabahtan önce de iki rek’at olmak üzere 12 rek’at sünnet/nâfile namaz kılmaya devam ederse, Allah da o kimseye cennette bir köşk inşa eder.” (Tirmizî, Salât, 306 [414]; bk. Müslim, Salâtü’l-müsâfirîn, 101 [728]) buyurmuştur. İkindi namazı ile ilgili olarak da “İkindiden önce dört rek’at namaz kılana Allah merhamet etsin.” (Ebû Dâvûd, Tatavvu‘, 296 [1271]; Tirmizî, Salât, 318 [430]) demiştir. Bir başka hadislerinde de; “Kıyamet gününde Müslüman kulun ilk hesaba çekileceği şey farz namazdır. Eğer bu namazları tam olarak yerine getirmişse ne güzel. Aksi hâlde şöyle denir: Bakın bakalım, bunun nâfile namazı var mıdır? Eğer nâfile namazları varsa, farzların eksiği bu nâfilelerle tamamlanır. Sonra diğer farzlar için de aynı şeyler yapılır.” (İbn Mâce, İkâmetü's-salavât, 202 [1425]; bk. Ebû Dâvûd, Salât, 148 [864])buyurmuştur.
Namaz cennet vesilemiz ve cennet umudumuzdur. Ruhlarımızın gıdasıdır namaz. Farz namaz, hiçbir şekilde taviz verilemez bir konudur. Farz ve vaciplerin dışındaki namazlar ise nafiledir. Farz namazların öncesinde ve sonrasında kılınanların dışında nafile namaz olarak tavsiye edilen pek çok namaz çeşidi vardır. En önemlilerinden olarak şu namazları kaydedebiliriz: Tahıyyetü’l-mescid namazı: Bir camiye girildiğinde kılınan camiyi selamlama namazıdır. İki rekât kılınır. Teheccüd namazı: Gecenin üçte ikisi geçtikten sonra kılınan namazdır. Farz namazlardan sonra en sevaplı namazdır. İki rekâttan on iki rekâta kadar kılınabilir. Kuşluk namazı: Güneş yükselmeye başladıktan sonra öğlen vaktine kırk dakika kalana kadar kılınan bir namazdır. İki ile on iki rekât arasında kılınabilir. Evvâbîn namazı: Akşam namazından sonra kılınan altı rekâtlık bir namazdır. Bunların dışında da nafile olarak kılınabilecek namazlar vardır. Farzların hakkını vermeyi en önemli hedef görmeli, ondan sonra da namazlara bitişik olan nafileleri, ardından da bu ve benzeri nafileleri kılmaya çalışılması güzel olandır. Nitekim nafilelerin tamamı bizim için bir sevap kaynağıdır. Bu konuda da pek çok hadis-i şerif vardır. Efendimiz aleyhisselam her fırsatta ashabına nafile namazı tavsiye etmiştir. Fakat bahsettiğiniz şekilde insanın kılları ile ilişkilendirilerek ifade edilen bir bilgiye rastlamadım. Rabbimiz bizleri de bol secde eden mü’minlerden eylesin inşallah. Allah’a emanet olun.
Aleykümselam. Mesele şöyledir: Cemaatle namaza yetişme açısından bir sıkıntı olacaksa namazın iki rekaatte bırakılıp farza yetişilmesi vaciptir. Hayır imama yetişmede sıkıntı olmayacaksa nafile de olsa başlanan namaz tamamlanmalıdır. Meseleyi bu şekilde anlamalısınız. Şafii veya bir başka mezhebi taklit yerine bu genel ilkeye bağlı kalırsanız en doğru olanı yapmış olursunuz. Allah yardımcımız olsun.
Aleykümselam. Bir namazın farz veya nafile olması, o namazı Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin bize emretmesi ile belli olur. Âlimler emretmedeki ifadelere bakarak o namazın bizi nasıl bağladığını açıklarlar. Mesela sabah namazının Sünnet olarak kılınan iki rekatı hakkındaki ifadeler oldukça yoğun olduğu için çok mühim bir nafile olarak kılınır. Aynı şekilde öğlenin farzından önce kılınan dört rekat da öyledir. İkindi ve yatsının farzından önce kılınan dört rekat hakkında ise böyle bir tekit yoktur. Sahih olmayan bazı hadislerde ikindiden önce dört rekat tavsiye edilmiştir. Bu da gösteriyor ki, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, ikindinin farzından önceki Sünnet namazını, sabahın farzından önceki Sünnet namazı gibi sürekli kılmamıştır. Bu nedenle ara sıra terk edilmesi hakkında konuşulmaktadır. Bu mesele ile alakalı olarak şunu tespit etmemiz gerekmektedir: Bizi ibadetlerden soğutmaya çalışan şeytanın oyunlarına dikkat etmeye mecburuz. İkindinin öncesindeki Sünnet namazı ara sıra terk etmenin de Sünnet olduğu şeklindeki bir sözü şeytan bize nasıl uygulatıyor, bunu iyi düşünelim.
Teheccüd namazını 2 rekâtta bir selam vererek kıldığınızda selam verdikten sonra arada konuşma, yeme, içme vb. namaza aykırı davranışlarda bulunulmadığı sürece ilave kılınacak iki rekât için tekrar niyet etmek gerekmez. Bu davranışlar olmuşsa "niyet ettim Allah rızası için teheccüd namazı kılmaya" diyerek tekrar niyet edersiniz. Teheccüd namazının 2, 4 ya da 8 rekât arasında çiftli sayılarda kılınması tavsiye edilmiştir. Fakat daha fazla da kılınabilir. Dört rekât olarak kılmak istenirse iki rekâtın sonundaki oturuşta "tahiyyat"tan sonra "Allahumme salli, Allahumme barik" duaları okunup 3. rekâta kalkıldığında da sırasıyla "subhaneke, euzu besmele, Fatiha suresi ve zammı sure" okunur.
‘Evvâbîn’, tövbe edip Allah’a sığınanlar ve O’na yönelenler anlamına gelir. Hz. Peygamber (s.a.s.), evvâbîn namazının vaktinin kuşluk vakti olduğunu bildirmiştir. (Müslim, Salâtü’l-müsâfirîn, 143-144 [748]) Bunun yanı sıra akşam namazından sonra kılınan nâfile namaz (Tirmizî, Salât, 321 [435]; İbn Mâce, İkâmetü’s-salavât, 113, 185 [1167, 1374]) için de “Evvâbîn namazı” tabiri kullanılmıştır. Hatta fıkıh geleneğinde ve halk arasında bu kullanım daha yaygındır. Senetleri bakımından zayıf olmakla birlikte Resûl-i Ekrem’den (s.a.s.) nakledilen “Kim akşam namazından sonra kötü söz söylemeksizin altı rek’at namaz kılarsa, bu kendisi için on iki senelik ibadete denk tutulur.” (Tirmizî, Salât, 321 [435]; İbn Mâce, İkâmetü’s-salavât, 113, 185 [1167, 1374]) rivâyeti de bazı âlimlerce evvâbîn namazı ile irtibatlandırılmıştır. Ayrıca Hz. Peygamber’in kendisinin de akşam namazından sonra altı rek’at namaz kıldığı rivâyet edilmiştir. (bk. Taberânî, el-Mu‘cemü’l-evsat, 1/250 [819]; 7/191 [7245]; bk. Şevkânî, Neylü’l-evtâr, 3/66-68) Altı rek’atlık bir namaz olan evvâbîn namazı, tek selâmla kılınabileceği gibi ikişer rek’at hâlinde üç selâmla da kılınabilir. (Şürünbülâlî, Merâkı’l-felâh, 147-148)
NAMAZ konusundaki diğer fetvalar
Kur’ân okunurken kişinin zorunlu olmadıkça başka bir işle meşgul olmayıp Kur’ân’ı dinlemesi gerekir. Nitekim, “Kur’ân okunduğu zaman ona kulak verip dinleyin ve susun ki; merhamet olunasınız.” (el-A'râf, 7/204) mealindeki âyet-i kerîmede müminlere, Kur’ân okunurken onun dinlenilmesi emredilmektedir. Ancak Kur’ân dinlemek farz-ı kifâye olduğundan dinleyen başka birileri varsa, tahiyyetü’l-mescid namazı kılmak caizdir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/546, 2/18)
Tahiyyetü’l-mescid namazının, camiye girildiğinde kılınması sünnettir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.), söz konusu namazla ilgili olarak; “Sizden biriniz mescide girdiğinde oturmadan iki rek’at namaz kılsın.” (Buhârî, Salât, 60 [444]; Müslim, Salâtü’l-müsâfirîn, 69 [714]) buyurmuştur. Tahiyyetü’l-mescid namazı Hanefîlere göre iki veya dört, Mâlikîlere göre ise iki rek’at kılınır. Şâfiîlere göre aslolan iki rek’at olmakla birlikte Şâfiî ve Hanbelîler bu niyetle istendiği kadar namaz kılınabileceğini ifade etmişlerdir. Hanefîler, nâfile namaz kılmanın mekruh sayıldığı vakitlerde tahiyyetü’l-mescid namazının kılınamayacağı kanaatindedir. Şâfiîlere göre tahiyyetü’l-mescid mutlak değil sebebe bağlı nâfile namazlardan olduğu için bu vakitlerde de kılınabilir. (Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 1/311) Ezân okunduğu sırada mescide giren kimsenin bu namazı kılması Hanefîlere göre mekruh iken Şâfiîlere göre mekruh değildir. Ancak müezzin kâmet getirirken veya cemaatle namaza başlandığında mescide giren kişinin tahiyyetü’l-mescid kılmasının mekruh olduğu hususunda fakihler görüş birliği içindedir. Hanefîler, cuma namazında hatip minberde iken mescide giren kimsenin oturup hutbeyi dinlemesi gerektiğini ve tahiyyetü’l-mescid kılmasının mekruh olduğunu söylemiştir. Şâfiîlere göre ise uzatmamak ve iki rek’atı geçirmemek şartıyla kılınmalıdır. Mescide giren kişinin, meşguliyet veya kerâhet vaktinin girmesi gibi sebeplerle bu namazı kılamaması durumunda, “Sübhânallâhi ve’l-hamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallâhü va’llâhü ekber” demesi müstehaptır; bazı âlimler buna “ve lâ havle ve lâ kudrete illâ bi’llâhi’l-aliyyi’l-azîm” cümlesini de eklemiştir. Hanefîler, herhangi bir namazı kılmak veya farz namazı cemaatle kılmak suretiyle de mescidin hakkının verileceğini, dolayısıyla en az iki rek’at farz veya nâfile namazı kılmak niyetiyle mescide giren kişinin kıldığı bu namazın, niyet etmese bile tahiyyetü’l-mescid yerine geçeceğini ve onun sevabını da kazanacağını belirtmişlerdir. (Kâsânî, Bedâ’i, 1/190, 191; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/18) Mescid-i Harâm’ın tahiyyesi Kâbe’yi tavaf etmektir; tavaf niyetiyle oraya giren hemen tavafa başlamalı, tavaf niyeti olmaksızın giren ise tahiyyetü’l-mescid namazı kılmalıdır.
Bir Müslüman, ihtiyacı olan bir şeyi elde etmek için Allah’ın kendisine öğrettiği sebepleri ve kanunları elinden geldiği kadar yerine getirmeye çalışmalı ve sonucunu da Allah’tan beklemelidir. Bununla birlikte ahirete veya dünyaya ait bir dileğin gerçekleşmesi isteği ile Allah rızası için namaz kılması da uygundur. Kılınan bu namaza “Hâcet namazı” denir. Bu konuda Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Kişi, ihtiyacı olan bir şeyi Allah’tan veya bir insandan isteyeceği zaman önce güzelce abdest alsın, sonra iki rek’at namaz kılsın. Sonra Allah’ı anıp Resûlullah’a salavât getirsin ve şöyle desin: لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ الحَلِيمُ الكَرِيمُ، سُبْحَانَ اللهِ رَبِّ العَرْشِ العَظِيمِ، الحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ العَالَمِينَ، أَسْأَلُكَ مُوجِبَاتِ رَحْمَتِكَ وَعَزَائِمَ مَغْفِرَتِكَ وَالغَنِيمَةَ مِنْ كُلِّ بِرٍّ وَالسَّلاَمَةَ مِنْ كُلِّ إِثْمٍ لاَ تَدَعْ لِي ذَنْبًا إِلاَّ غَفَرْتَهُ وَلاَ هَمًّا إِلاَّ فَرَّجْتَهُ وَلاَ حَاجَةً هِيَ لَكَ رِضًا إِلاَّ قَضَيْتَهَا يَا أَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ. “Hilim ve kerem sahibi Allah’tan başka ilah yoktur. Ulu arşın Rabbi Allah’ı noksan sıfatlardan tenzih ederim. Her türlü övgü âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur. Rahmetine vesile olacak amelleri, mağfiretini kazandıracak sebepleri, her çeşit iyiliği elde etmeyi ve her türlü günahtan kurtulmayı senden niyaz ediyorum. Affetmediğin hiçbir günahımı, kaldırmadığın hiçbir sıkıntımı bırakma! Rızana uygun olan her türlü dileğimi kabul buyur!” (Tirmizî, Vitir, 348 [479]; İbn Mâce, İkâmetü’s-salavât, 189 [1384]) Hâcet namazı dört veya iki rek’at olarak kılınabilir. On iki rek’at kılınabileceği şeklinde de rivâyet vardır. Bu namazı dört rek’at kılacak olan kişi, birinci rek’atında Fâtiha sûresinden sonra üç defa Âyetü’l-kürsî, diğer üç rek’atında da birer Fâtiha ile birer İhlas, Felak ve Nâs sûrelerini okur. Sonra da yukarıda zikredilen duayı yapar. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/28)
Sünnetler içerisinde en kuvvetlisi, sabah namazının farzından önce kılınan iki rek’atlık namazdır. Çünkü Hz. Peygamber’den (s.a.s.) bu namazın çok daha faziletli olduğuna dair, diğer nâfile namazlar hususunda söylenmeyen sözler varid olmuştur. Hz. Peygamber (s.a.s.), “Sabah namazının iki rek’atı, dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır.” (Müslim, Salâtü’l-müsâfirîn, 96 [725]) buyurmuştur. Herhangi bir farz namaz için ikâmete başlandığında veya imam namaza başladığında nâfile namaz kılmak mekruh olup, cemaate katılmak gerektiği hâlde, faziletinden dolayı sabah namazının farzından önce kılınan iki rek’atlık sünnet bundan istisna edilmiştir. (Kâsânî, Bedâ’i, 1/297) İmkân olduğunda bu faziletin kaçırılmaması gerekir. Bu itibarla bir kimse cemaatle kılınan sabah namazının farzının son rek’atına veya bazı görüşlere göre teşehhüdüne yetişebileceğini düşünüyorsa, sünneti kılmalıdır. Buna mukabil kişi, sünnetle meşgul olduğu takdirde farzın tamamını kaçıracağından endişe ederse sünneti terk ederek cemaate katılması gerekir. (İbn Mâze, el-Muhît, 1/448-449; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/56)
Bazı hadis kitaplarında tesbih namazının tarifine dair rivâyetler vardır. Resûl-i Ekrem (s.a.s.) amcası Abbas’a (r.a.) “Bak amca, sana tam on faydası olan bir şey öğreteyim; bunu yaparsan günahlarının ilki-sonu, eskisi-yenisi, bilmeyerek işlediğin-bilerek işlediğin, küçüğü-büyüğü ve gizli yaptığın-açıktan yaptığın on türlü günahını Allah bağışlar.” diyerek bu namazı tavsiye etmiş ve öğretmiş; Hz. Abbas da bunu her gün yapamayız, deyince Hz. Peygamber, bu namazın haftada bir, ayda bir, yılda bir veya ömürde bir defa kılınmasının da yeterli olacağını belirtmiştir. (Ebû Dâvûd, Tatavvu‘, 302 [1297]; İbn Mâce, İkâmetü’s-salavât, 190 [1387]) Tesbih namazı dört rek’at olup şöyle kılınır: “Allah rızası için tesbih namazı kılmaya” diye niyet edilerek namaza başlanır. Sübhâneke’den sonra 15 kere “Sübhânellâhi ve’l-hamdülillâhi velâ ilâhe illallahü vallahü ekber” denir. Sonra eûzü besmele çekilir, Fâtiha ve sûre okunduktan sonra 10 kere daha “Sübhânellâhi ve’l-hamdülillâhi velâ ilâhe illallahü vallahü ekber” denilir. Bu tesbih, rükûya varınca 10 kere, rükûdan doğrulunca 10 kere, birinci secdede 10 kere, secdeden kalkınca 10 kere, ikinci secdede 10 kere söylenir. Böylece her rek’atta 75 tesbih yapılmış olur. İkinci rek’ata kalkılınca yine önce 15 kere tesbih okunur, ardından besmele çekilip Fâtiha ve sûre okunup 10 kere tesbih getirilir. Kalan rek’atlar aynı şekilde tekrarlanır ve böylece 4 rek’at tamamlanmış ve toplam üç yüz tesbih edilmiş olur. Tesbih namazı kerâhet vakitlerinde kılınmaz. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/27) Tesbih namazında sehiv secdesini gerektiren bir şey olursa, sehiv secdesi normal olarak yapılır, o secdelerde tesbih namazına özgü tesbîhât yapılmaz. (Tahtâvî, Hâşiye, 361)
Hanefîlerde öğle ile cuma namazlarının ilk sünnetleri hariç genel olarak nâfile namazların her iki rek’atı müstakil bir namaz sayıldığı için ilk oturuşlar da son oturuş konumunda olur. Bunun için ikindi ile yatsı namazlarının farzlarının öncesinde kılınan nâfile namazların ilk oturuşlarında “Salli” ve “Bârik” duaları okunur. Aynı gerekçe ile ilk oturuştan kalktıktan sonra başlanacak rek’atta da “Sübhâneke” okunur. (Bilmen, İlmihâl, 141-142)